Doğruya Giden Yolda Yapılan Bilimsel Hatalar – 1

Bilimsel kitaplar gerçekleri ve bilim insanlarının bu gerçekleri elde etmek için yaptıkları çalışmaları övgü ile bizlere aktarırken genelde yapılan hatalardan/gaflardan bahsetmez. Oysa ki bazı hatalar günümüzde bize komik gelse bile, süreç içinde oldukça önemlidir. Bu yazıda biraz da gülümseyerek belli başlı bilimsel gaflara göz atalım birlikte…

Yukarıda Neler Oluyor?

Eğer kendinizi her şeyin merkezinde hissederseniz, böyle hisseden ilk kişi siz değilsiniz. İnsanlar gökyüzünü her zaman merak etti ancak uzun süre bu anlamlandıramadığı cisimleri gözlemleyebilmek için en gelişmiş alet olan gözlerinden daha başka ekipmana sahip olmadı.

Şimdi düşünün bir kere.

Güneş doğudan doğup tepemizden geçip batıda batarken Dünya çevresinde dönüyormuş gibi  gözükmüyor mu gerçekten. Elbette bu düşüncenin temelinden bir miktar insanın bencilliği de yatmakta ancak fikrin yaygınlaşmasındaki en önemli kişi Dünya merkezli evrenin nasıl çalıştığını detaylıca modelleyen Batlamyus adlı bir bilimcidir. İnsanları herşeyin merkezine oturtan bu model önce Roma’ya ardından Arapça’ya çevrilip Ortadoğu’ya yayıldı.  Onun devamında gelen bazı bilimciler modelde sorunlar olduğunu fark etse de yaptıkları ufak tefek eklemelerden öteye geçmedi. Sonuçta Batlamyus’a cephe almak birazda insan merkezli dinlere cephe almak demekti. Ancak bir Rönesans bilim insanı olan Kopernik’e göre Güneş her ne kadar hareket eder gibi görünüyorsa da, hareketsiz de olabilirdi ve belki de asıl hareket eden Dünya’ydı. Bu fikir insanları çok öfkelendirse de, ölümünden sonra bu fikre inanan diğer bilim insanları biraz da keşfedilen teleskopların avantajlarını kullanarak evrenin geri kalanıyla kıyaslandığında gezegenimiz minicik bir kozmik toz parçası olduğunu kanıtladılar.

Evet Batlamyus hata yapmıştı ancak bu hata biraz da insanlığı ona meydan okumaya ve merakını bu modele odaklamaya neden olmuştu. Sonuçta muhteşem bir hataydı bu.

Başımıza İş Açan Altın

Altın belki biraz parlak renginden, belki ender olduğu için, belki de paslanmamasından dolayı insanların tarih boyunca her zaman ilgisini çekti ve insan altın bulmak uğruna denizleri aşıp savaşlara girdi.

Ancak altın bulmak için başka bir yöntem daha olabileceğini düşünenler, uygun bazı maddeleri birleştirerek altın elde edilebileceğine inananlar da vardı. Simyacı denilen bu kişiler yaşamlarını bu amaca adadılar. Bütün simyacılar içinde en adanmışı 2. yüzyılda İskenderiye’de yaşayan Maria adında bir kadındı.

Maria maddelerin hayvanlarınkine benzer tepkiler verdiklerine inanıyordu. Bu yüzden önemli olan birbirine uyumlu maddeleri bulabilmekti. Kerotakis adı verilen aygıtında yaptığı denemeler sonucunda sıvı olarak arsenik sülfit, metal olarak da bakır ve kurşun karışımını kullandığında Maria uyumlu maddeleri bulmuştu. Elbette bu sadece metali altın rengine dönüştürüyordu…

Sonraki yüzyıllarda Maria’nın çalışmaları tüm dünyaya yayıldı ve nesnelerin neden ve nasıl birleştiğini açıklayan yeni bir alanın, çağdaş kimyanın doğmasına yol açtı. Bu yeni kimyanın kurallarına göre metalleri birleştirerek bir element olan altını yapmak olanaksızdır. Günümüzde bilim insanları halen maddeleri birleştirip yeni şeyler üretmeye çalışmakta.

Denizcinin İnatçısı Tehlikeli Oluyor

Günümüzde yolumuzu bulmak, dünyamızı tanımak istediğimizde başvurduğumuz haritaları dikkatlice incelerseniz her yerinin dolu olduğunu görebilirsiniz. Ancak bir zamanlar durum bundan oldukça farklı idi.

Hatta 1400’lü yıllara gelene kadar hiç kimsenin kendi küçük bölgesinin dışına çıkması için pek bir neden yoktu. O devirde Avrupalılar kendi kabartılarına Dünya Adası diyorlardı, çünkü bütün kara parçasının ondan ibaret olduğunu sanıyorlar, adalarının Okyanus Denizi dedikleri, dünyadaki tek okyanusla çevrelendiğini düşünüyorlardı. Zaman içinde pek çok nedenden dolayı uzak doğu cazip gelmeye başladı Avrupalılara, ancak bir sorun vardı buraya ulaşmak çok da kolay değildi.

Ancak Kristof Kolomb adında bir İtalyan denizci, eğer Avrupa’dan batıya doğru giderse kestirme bir yol bulunabileceğini düşündü. Ona göre okyanus, bu gezegenin yalnızca küçük bir bölümünü kaplıyordu ve geçmesi fazla zaman almazdı.

Binlerce yıldır bilimciler dünyanın büyüklüğünü ölçüyorlardı. Eratosthenes bunu doğruya yakın bir biçimde hesaplamış ardından Arap bilgini Alfragan bunu teyit etmişti. Ancak ufak bir sorun vardı. Alfragan hesabı Avrupa miliyle değil, Arap miliyle verilmişti. Kristof Kolomb Alfragan’ın rakamını Avrupa miline çevirirken hesap hatası yaptı ve çok küçük bir sayı buldu ve bu sonucu kullandı.

Kristof Kolomb Paolo Toscanelli’nin haritasını da aynı nedenle tercih etmişti: Onun inanmış olduğu şeyi doğruluyordu. Toscanelli haritası Japonya’yı Avrupa’ya daha yakın gösteriyordu. Kolomb bu hatalı bilgilerle İspanya Kraliçesi’ni ikna etmeyi başardı ve iki aylık bir deniz yolculuğu sonucu bir kara parçasına ulaştı. O Hint Adalarına vardığına her ne kadar emin olsa da aslında herkesin bildiği gibi Amerika kıtasını keşfetmişti. Evet, Kolomb hata yapmıştı, ama ne hata…

Bir Anda Olabilseydik Keşke

Masanızın üzerinde bir parça şeker unuttuğunuzu düşünelim. Ortada hiç karınca görmüyorsunuz ama aradan zaman geçince bir bakıyorsunuz ki etrafı sevimli karıncalar basmış. Bu çok sık başa gelen bir surum ama pek çok kişinin bilmediği bu durumun bir zamanlar oldukça farklı yorumlandığıdır. Bu sürüngen yaratıkların böyle toplanmalarına bir açıklama olarak insanlar “bir-anda oluşum” fikrini ortaya attılar.

1600’lü yıllarda, Van Helmont bunu sınamaya karar verdi. Kirli, terli bir gömlek yığınının üstünü buğdayla kapladı ve hayvanların burada oluşup oluşmayacaklarını gözlemeye koyuldu. Sonuç: Gömlek fare doğurmuştu.

Bazı bilimciler Van Helmont’un bu buluşuyla tarihe bir sayfa eklediği kanısındaydı.Ve bilimciler arasında ikiyüz yıl süren bir savaşı başladı.

İtalyan bilimci Francesco Redi Van Helmont’un deneyinin, aynı anda iki şey sınadığı
kanısındaydı. Redi benzer bir deneyi, kutuya kapatarak kontrollü yaptı ve elbette bu durumda ortalıkta fare falan yoktu. Zaman içinde mikroskop bulundu ve bir anda oluşum fikri tekrardan hortladı. Çünkü bir su damlasına baktıklarında, içinde kıpır kıpır canlılar görülebiliyordu. Bunlar ancak bir anda oluşumla ortaya çıkabilirlerdi. İngiliz bilimci John Needham bunu anlamaya karar verdi.

Sebze suyunu, içinde bulunabilecek hayvancıkları öldürmek için ısıtarak bir deney tüpüne boşalttı.Ve zaman içinde o küçük hayvancıklar yine sahnedeydi. Ancak İtalyan bilimci Lazzaro Spallanzani, bu hayvancıklarının tüpe dışarıdan girdiğini düşünerek aynı deneyi tüpü kapatarak yaptı. Evet hayvancıklar yoktu ama bu seferde onların hava almasının engellendiği için boğuldukları düşünüldü. Neyse ki sahneye Fransız bilimci Louis Pasteur girdi. Pasteur’ün deneyi Needham ve Spallanzani’nin deneylerine benziyordu, ancak arada önemli bir fark vardı: Pasteur, sebze suyunu uzun, eğri boyunlu bir cam kaba koydu. Hava içeri girebilir, küçük hayvancıklar boğulmaz ama kabın uzun, aşağıya doğu kıvrılan boynu, fazla dik olduğundan, onların dışarıdan girişini de engelleyebilirdi.

Pasteur’ün cam kabının boynundaki o küçük eğri bölüm, bir-anda oluşum kuramı için binlerce
yıldır süregelen yaygın inanca ve yüzlerce yıldır süregelen tartışmaya bir son vermişti. Sebze suyunda bulunan ‘hayvancıklara’ artık bakteri diyoruz. Pasteur’ün kuşkulandığı gibi bunlar Needham’ın cam kabına havadan, toz parçacıklarının üstünde girdiler.

Eğer bir-anda oluşum olanaksızsa, bilimciler neden habire onun “olanaklı” olduğunu “kanıtlamaya” çalıştılar? Çünkü inançlarını sınamaya girişmediler.

Bilimcilerin, eğer gerçekleri saptamak yerine gaf yapmak istemiyorlarsa kuramlarını çok dikkatle ve enine boyuna incelemeleri gerekir —hatta doğruluğundan kuşku duymadıkları bölümlerini bile.

Devam edecek…

Sibel Çağlar

Kaynak: Billy Aronson – Bilimsel Gaflar

Matematiksel

Paylaşmak İyidir

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Bobby Fischer: Bir Satranç Efsanesi

Yaratmış olduğu popülarite ile satrancın rockstarı olarak da isimlendirilen, dünyanın en büyük satranç şampiyonlarından biri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');