Psikoloji

Doğadan Kopuk Yaşamamızın Bedeli: Doğa Eksikliği Bozukluğu

İnsan doğa ile ilişkisini, çoğu zaman kendi konforunu hedefleyerek, doğanın işlevselliği üzerinden kurmakta ve insan olmayan canlı ve nesneleri sadece araçsal değerleri bakımından önemsemektedir. Doğaya tüketilmesi gereken bir kaynak olarak bakan insanın doğayla ilişkisi sadece bu araçsallıktan mı ibarettir?

Doğa Eksikliği Bozukluğu Nedir?

Doğa Eksikliği Bozukluğu kavramı ilk olarak Richard Louv’un 2005 yılında kaleme aldığı, Doğadaki Son Çocuk (Last Child in the Woods) isimli kitabında geçmektedir. Louv kitabında insanların, özellikle çocukların doğada daha az zaman geçirmelerinden kaynaklı çeşitli davranış ve ruhsal problemler yaşadığını vurgulamaktadır. Richard Louv on yıl ABD’de kırsal veya kentsel bölgelerde yaşayan ebeveynler ve çocukları ile doğadaki deneyimleri üzerine röportaj yapmıştır. Louv, medyanın ve güvensiz ailelerin, ormanlardan ve açık alanlardan korkan çocuklar yarattığını öne sürmüştür.

Doğadan Uzaklaşmanın Nedenleri

Hızlı şehirleşmenin getirisi olarak kentlerde, doğal oyun alanları özellikle de yeşil alanlar azaldı. Bu alanların azalması, parkların sınırlı kullanımı, ebeveynlerin dünyaya olan güvensiz tutumları ve teknolojinin de gelişmesiyle birlikte çocuklar teknolojik aletlerin, dijital oyunların, sosyal medya platformlarının bağımlısı haline geldiler. Çocuklar artık zamanlarının büyük kısmını kapalı mekanlarda, teknolojik aletler ile sosyalleşmeden uzak yaşayarak geçirmektedir.

Doğadan Uzaklaşmanın Sonuçları

Günümüzde birçok çocuk bitkileri, hayvanları ve doğayı sadece internetten gördükleri görseller üzerinden bilmektedir. Doğadan uzaklaşmak çocukların sosyal, duygusal, bilişsel, fiziksel ve ruhsal gelişimlerine etki etmektedir. Yapılan araştırmalarda, şehirlerde yaşayan çocukların köylerde yaşayan çocuklara oranla, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, anksiyete gibi sorunları daha sık yaşadığı görülmüştür. Şehirlerin karmaşık yapısı ve gürültüsü özellikle büyüme çağındaki çocuklarda strese neden olmaktadır. Çocuklar sosyalleşirken tedirgin olmakta, kendilerini güvensiz hissetmektedirler.

Yine yapılan araştırmalara göre şehirlerde yaşayan çocukların depresyon ve diğer mental rahatsızlıklara yakalanma ihtimali daha fazladır. Nitekim şehirlerde yaşayan çocukların günlük yaşantılarında dikkatlerini dağıtan, odaklanmalarında sorun yaşatan ve çocuklarda kaygı oluşturan pek çok durum vardır. Doğa ile zaman geçirmenin ve oyun oynamanın keyfini yaşayamayan çocuklar, akranları ile vakit geçirme ve sosyalleşme ihtiyacı duymamaktadır.

Doğada Olmanın Faydaları

Doğayla temas halinde olan çocukların duygusal zekaları daha yüksek, bağışıklık sistemleri daha güçlüdür. Bu çocuklar yaşamın getirdiği zorluklar olmasına rağmen, yaşama çok daha güçlü tutunabilmektedirler. Doğada bulunmak kan basıncını ve stres hormonunun seviyelerini düşürür, sinir sisteminin uyarılmasını azaltır, bağışıklık sisteminin işlevini geliştirir, özsaygıyı artırır, kaygıyı azaltır, ruh halini iyileştirir, dikkat eksikliği bozukluğunu ve saldırganlığı azaltır.

Doğa Eksikliği Bozukluğu İle Mücadele Etmeliyiz

Louv ve farklı araştırmacılar tarafından kurulan Doğa ve Çocuklar Ağı organizasyonu, çocuklar için doğada daha fazla zaman geçirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunların neticesinde, uzun süredir İskandinavya’da bir gelenek olarak devam eden ve öğrenmenin büyük bir kısmının dış mekânlarda ya da doğal ortamlarda gerçekleştiği orman okulları 2012’den beri %500 oranında artmış durumdadır.

Şu korona günlerinde doğanın efendisi değil, bir parçası olduğumuzun ve doğaya en çok zararı biz insanların verdiğini net bir şekilde görmüş olduk. Doğada ve hareket halinde olmanın faydalarını ve ne kadar gerekli olduğunun farkına vardığımız bu günlerde, sürecin bitimine dair ilk planlarımız da doğa üzerine şüphesiz..

Göz Atmak İsterseniz

Kaynakça

Richard Louv, Doğadaki Son Çocuk, Tübitak Yayınları.
Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü, İzmir Felsefe Günleri 2017-2018 Bildiri Kitabı: İnsan&Doğa İlişkisinde Dönüşüm Ezgi Ece Çelik

Matematiksel

İlknur Çetinkaya

Nelson Mandela'nın sözleri ile ‘’Bir toplum, kendini en belirgin biçimde çocuklarına nasıl davrandığıyla ortaya koyar. Başarımız, her toplumun en kırılgan fertleri ve aynı zamanda en büyük zenginliği olan çocuklarımızın mutluluğu ve sağlığıyla ölçülmelidir’’. Çocuklarımızın yaşamdan, öğrenmekten keyif aldığı, öğrenmenin sınıfların dört duvarı arasına hapsedilmediği, çocuklarımızın özgür hissettiği, oyun oynayabildiği, çocukluklarını yaşayabildikleri, başarılarının sınavla ölçülmediği, her birinin başarıyı yetenekleri ve ilgi alanlarında tattığı, yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı güzel yarınlara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

twelve + four =