GÜNDEM

Daron Acemoğlu’ndan Post-Koronavirüs Senaryoları

Dünyanın en çok alıntı yapılan ve tanınan ekonomistlerinden ve Massachusetts Institute of Technology Ekonomi Profesörü olan Daron Acemoğlu, Royal Economic Society (RES) için verdiği webinarda koronavirüs hakkında bazı bilgilendirmelerde bulundu.

Bununla birlikte Project Syndicate için yazdığı köşe yazısında gelecek senaryolarını ele aldı. Biz de kısaca değinelim.

Pandeminin Patlak Vermesi ve Kontrol Altına Alınması: Çin

Daron Hoca’nın aşağıdaki kaynak kısmında verilen linkte de detaylı anlatımına erişebileceğiniz RES Webinar konuşmasında, koronavirüsün patlak verme evresini SIR Modelle açıkladığını görebilirsiniz.

Bu modelin Çin örneği üzerinden incelenmesine bakalım..

Bu modele göre, nüfusun enfekte kısmı ile hastalığa aday nüfusun bir araya gelişiyle oluşan temas etkisi Beta katsayısı ile gösterilebilir. Ayrıca Gama işareti ile gördüğümüz katsayının temsil ettiği şey de iyileşme oranı.

Buna göre, R katsayısının oranı pandeminin ilk evrelerdeki gidişatını izlemek adına önemlidir. Bu oran birden büyük olursa tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

Aşağıdaki grafikte Çin’in pandemi başlangıcında göreli hastalık oranı olan R katsayısı eşitliğine göre durumu görebileceğiz:

İlk görülen Ro değerinin 3.1 olduğu durumda, nüfusun enfekte olma hızının, başlangıçta kontrol edilemeyecek bir hızla artarak yükseldiğini görüyoruz. Bu veriler Çin’in Wuhan kentinde hastalığın belirtilerinin ilk ortaya çıktığı  (bilebildiğimiz veyahut söylenen kadarıyla ) Aralık 2019 dönemine ait.

Daron Hoca bu ivmenin derecesini yukarıda okuduğunuz SIR Model üzerinden açıkladı. Böyle bir ivmeyle, çok güçlü politik ve ekonomik önlemler olmadan baş edilemez.

Ama Çin’in uyguladığı sıkı önlemler ile salgın güçlü bir şekilde kontrol altına alınırsa, salgının eksponansiyel olarak arttığı bazı ülkelerde, bu yayılım benzer bir hızla da azaltılabilir.

Yani doğru politikalarla, salgınla baş etmek mümkün. Bu noktada Çin’de salgının patlak verme ve kontrol altına alınma evresinin verilerini zamana bağlı olarak şöyle görebiliriz:

Bu durumda beta katsayısının seyri hem halk bilinciyle hem de yönetim becerisi ile yakından alakalı.

Ancak karantina olmadan bile bilinçli sosyal mesafe davranışları, halk sağlığı önlemleri, teknolojiyi kullanma becerisi ile betayı etkilemenin mümkün olduğu belirtilse de, bu bilincin varlığının ülkemizdeki analizini son birkaç gündür herkes yapabilmiştir diye düşünüyorum.

***

Ayrıca Royal Economic Society’nin bu etkinliği Nisan ayının başında yapılırken, Daron hoca son 90 senenin en acı resesyonu olacağını söylemişti.

Daron Hoca’nın öngörüsünü, birkaç gün önce Dünya Bankası Haziran Raporu’nda da görmüş ve kısaca yazmıştık şurada hatırlarsanız: The World Bank June 2020

Daron Hoca bu resesyon süreciyle kapitalizmin sorgulanması, demokrasinin işleyişi, sosyal güvenlik ağlarının önemi ve halk sağlığının önemi gibi konuların ele alınışı ve anlaşılması ölçüsüne göre, geleceğin başarılı toplumlarının belireceğini öngörüyor.

***

Daron Hoca’dan 4 Senaryo

Medyascope’tan Engin Deniz İpek, Daron Hoca’nın Project Syndicate için yazdığı köşe yazısını derlemiş. Biz de bu derlemeyi kısaca paylaşalım.

Engin Deniz İpek’in derlemesinin tamamı için: Medya Scope

Daron Hoca’nın yazısının orijinali için: Project Syndicate

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu, Dünya’nın son 75 yılın en dönüştürücü anlarından birini yaşadığını ve 40-60 milyon insanın günde iki dolardan daha düşük olan bir yoksulluk sınırının altına düşmesinin beklendiğini söylüyor.

Mevcut süreçte, tarih ve mevcut koşullar, her biri son derece farklı ekonomik, politik ve sosyal çıkarımlara sahip olan dört farklı olasılık gösteriyor:

İlk Olarak Trajedi 

Birincisi, “her zamanki gibi trajik olan”. Yani Karl Marx’ın anlatımıyla “işlemeyen mevcut dengelerin tekrar edişi”. Bu senaryoda, başarısız olan kurumlarımızda reform yapmak  ve bazı yerlere özgü hale gelen ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri ele almak için ciddi bir çaba göstermiyoruz.

Karar alma sürecinde uzmanlara ve bilime söz vermemeye devam ediyoruz ya da ekonomik, politik ve sosyal sistemlerimizin esnekliğini artırmak için gerekli adımları atmıyoruz.

Her geçen gün daha da derinleşen kutuplaşmayı ve halk güveninin çöküşünü kabul ediyoruz. Eğer liderlerimiz ortadaki sorunların ciddiyetini anlamazlarsa ve biz onlardan gerekli reformları talep etmek için kendimizi örgütlemezsek, bu senaryonun gerçekleşmesi olası.

Ve bu senaryoda bize kalacak olan şey, mevcut krizle daha da büyüyüp güçlenen ancak kaynaklarını yaygın sosyal hastalıklarla mücadele etmek için kullanma yeteneğinden veya iradesinden yoksun olan bir hükümet yapısı.

Bu da daha fazla hoşnutsuzluğa ve yabancılaşmaya neden olur çünkü hükümetin gücü ile insanların ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesi arasındaki algılanmış boşluk daha da genişler.

Çin ile Yenilenme

İkinci olası yol ise, şu an içinde olduğumuz “Hobbesçu” durum için gittikçe artan bir olasılık olan “Çinlik/Çinleşmek”.  1642 ve 1651 yılları arasındaki İngiliz İç Savaşı’nın ortasında düşüncelerini kaleme alana Thomas Hobbes, herhangi bir insan topluluğunun bireyleri güvende tutmak için güçlü bir devlete ihtiyaç duyduğuna inanıyordu.

Koronavirüs örneğinde de görüldüğü gibi, krizin bize verdiği en belirgin derslerden biri, kriz dönemlerindeki acil durumları yönetebilecek güçlü bir hükümetin gerekli olduğu. Fakat bu tarz bir hükümet tam olarak neye benzeyecek?

Günümüzün Çin örneği, bu konuda göze çarpan bir örnek. Bu senaryoda, batı demokrasileri, özel şirketler üzerindeki devlet kontrolünü artırarak ve gizlilik/gözetim konularındaki endişelerini kısarak Çin’i taklit etmeye çalışabilir.

Ne de olsa krizden sonra konuşulacak temel şeylerden biri, Çin’in insanlarını gözetleyerek sosyal kontrol yaratmak için yıllardır elinde bulundurduğu altyapıyla, virüse ABD’ye oranla daha hızlı ve daha etkili bir şekilde yanıt vermesi olacak.

Zuckerberg Böyle Buyurdu

Üçüncü yörünge, teknoloji hâkimiyetine veya “dijital köleliğe” yol açar. ABD örneğine geri dönerek, Amerika’nın bir toplum olarak yaygın bir koordinasyon ihtiyacı olduğunu ancak Trump yönetiminin koronavirüs krizini yönetmekteki muhteşem başarısızlığı nedeniyle hükümete ve kamu kurumlarına olan güvenin düşmeye devam ettiğini hayal edin.

Amerikalılar, muhtemelen Apple ve Google gibi özel şirketlere daha çok güvenmeye başlar. Bu şirketlerin koronavirüs testlerinin dağıtımını, dijital takip yöntemlerini ve diğer salgın önlemlerini hükümete oranla daha verimli bir şekilde yönetebilecekleri düşünülebilir. 

Apple ve Google, iOS ve Android’in mobil cihazları aracılığıyla enfekte olan kişileri izlemek için ortak bir proje geliştirdiklerini duyurdular. Aynı teknoloji şirketleri, kilitlenme ve sosyal mesafe dönemlerinde ekonomik aktiviteyi canlı tutmak için bazı yaratıcı çözümler de geliştirmişti.

Yapay zekâ ve otomasyon teknolojileri, halkı can sıkıntısından kurtarmak için geliştirilen sanal iletişim ve eğlence imkanlarının ötesinde, fabrikalar ve büyük tesisler gibi kritik üretim sahalarının ölçekli olarak çalışmaya devam etmesini kolaylaştırıyor.

Bu teknolojilerin vazgeçilemez olduğu ortaya çıktıkça, arkalarındaki özel şirketler de daha fazla güç toplayacak ve devlet bazlı alternatiflerin yokluğunda kamuoyu nezdinde önemleri gittikçe artacak. Aynı firmalar elbette kişisel verileri toplamaya ve kullanıcıların davranışlarını manipüle etmeye devam edecek.

Ancak firmaların hükümetlerden endişelenmek için çok az nedenleri olacak ve bu da Silikon Vadisi gibi oluşumları bir tür hükümdar haline getirecek.

Salgın ekonomisinin kazananları, zaman içinde gittikçe büyüyerek, salgından önce de olan eşitsizlik gibi durumları daha da kötüleştirecek. Bu aşamayla birlikte Silikon Vadisi; evrensel temer gelir, patent okulları ve daha fazla sanal hükümet gibi çözümler önerecek.

Ancak bu çözümler altta yatan derin sorunların yalnızca üzerini boyarsa, zaman içinde daha büyük hoşnutsuzluklara ve hayal kırıklıklarına yol açar. Böyle bir durumda ne olacak?

Her geçen gün büyüyen işsizler ordusu, vatandaş oldukları için devletten aldıkları düşük ücretlerle hayatlarını sürdürebilecek mi? Muhtemelen hayır. Uzun vadede, bu üçüncü yol da ilk iki senaryoyla aynı şekilde distopik bir noktaya ulaşacak. 

Yeniden Refah Devleti

Neyse ki dördüncü seçenek olan “refah devleti 3.0” daha parlak bir ufka yelken açabilir. Refah devletinin tekrarlanması fikri Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı koşullarla ortaya çıktı. ABD için bakıldığında, bu sistem, sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası gibi politikalar içeriyordu. 

Bugün hemen hemen herkes, hükümetlerin daha fazla sorumluluk üstlenmeleri ve daha verimli olmaları gerektiğini kabul ediyor. Bir bakış açısına göre salgın döneminde artan harcamaların, düzenlemelerin, likidite akışlarının ve diğer düzenlemelerin kalıcı olacağını varsayılabilir (Bu varsayım en nihayetinde genişletilmiş bir vergi sistemini de içermelidir).

Ancak buradaki büyüyen hükümet, Çin senaryosundaki DMV bazlı yapıdan farklı düşünülmelidir. Devlet daha güçlü büyüdükçe, devlet içindeki demokratik kurumlar ve siyasi katılım mekanizmaları, devletin eylemlerini izleyerek onu hesap verebilir bir konumda tutmak için yeterli düzeye gelmiş olacaktır. 

Benzersiz bir kutuplaşmanın yaşandığı, demokratik normların çöktüğü ve kurumsal kapasitesinin bozulduğu bir zaman diliminde, yenilenmiş ve tekrar düzenlenmiş bir refah devleti kurmak oldukça zor bir görev. Ancak tıpkı İkinci Dünya Savaşı kuşağı gibi, denemekten başka şansımız yok. 

***

Royal Economic Society etkinliğine katılmama vesile olan Türk-Alman Üniversitesi İktisat Profesörü Sayın Aykut Kibritçioğlu’na teşekkürlerimle..

Kaynak: The Royal Economic Society Webinar

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı