Sosyoloji

Covid-19 Sürecinden Yeni Bir Paradigmaya Doğru

II.Dünya Savaşı’ndan bu yana, dünya ciddi ekonomik durgunluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bugüne kadar tüm dengesizliklerin aynı anda bu kadar sert yaşandığı bir zaman ise hiç olmamıştır. Bu yazımda Covid-19‘un getirdikleri ve bilimsel bağlamdan yola çıkarak ekonomik ve sosyolojik boyutları çerçevesinde nasıl bir yeni paradigma oluşturulabilir konularını analiz edeceğim.

COVID-19 salgını tüm dünyada yayılırken, salgın sonrası dünyada spekülasyonlar başladı. COVID-19’dan sonraki dünyanın, benzeri görülmemiş ekonomik zorluklar ve yaygın sosyal kaygıların yeni normal hale gelmesiyle farklı ve zor bir dünya haline geliyor. Bununla birlikte, pandemi aynı zamanda rotamızı düşünme ve gözden geçirme ve birçokları için adil olacak bir alternatif bulma şansı da sunuyor.

Pandemi, beraberinde yoğunlaştırılmış yurttaş gözetimi ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması ve tehlikeye atılmasını getiriyor. Ayrıca pandemi, uzun vadede küreselleşmeye, serbest ticarete, çok taraflılığa ve kalkınma işbirliğine ciddi zararlar verecektir. Peki tüm bunlara salt Covid-19 yol açıyor diye düşünebilir miyiz? Cevabımız hayır.

Alternatif Bir Dünya Doğru mu?

Aslında şu an yaşanan krizin temeli neoliberal şirket kapitalizminin tıkanmasıdır. Bu salgının, içinde yaşadığımız derin eşitsizlik ve hileli dünyanın bizi bir kez daha farkına varmasını sağladığını hatırlatmak önemlidir. Evet, bu zamanda bir araya gelen ve birbirlerine yardım eden insan şefkatinin taştığını gördük. Evet, pandeminin ön saflarında gece gündüz çalışan sağlık çalışanlarını gördük; sık sık başkalarının hayatını kurtardığı için kendi hayatlarını tehlikeye atıyorlar.

Ama çitin diğer tarafını da gördük. Kendini tecrit etmenin ve sosyal mesafenin sadece küçük bir azınlığın karşılayabileceği ayrıcalıklar olduğunu gördük. Sanayi kentlerinde mahsur kalmış göçmenlerin, virüse yakalanmaktan çok işlerini kaybetmekten endişelenen uçuş görevlilerinin, açlığın koronavirüsten önce onları öldürebileceği endişesinin yürek burkan hikayelerini okuduk.

Bu trajik hikayeler, herhangi bir yere veya bölgeye özgü değildir. Mumbai’den Manila’ya, Manhattan’a kadar her yerdeler. Başka bir deyişle, bu kriz çalışan yoksulların, iş ekonomisine karışmış Y kuşağının trajedilerini ayrıntılı bir şekilde belgeledi ve sergiledi.

Covid-19’un tüm dünyayı sarmaladığı, beraberinde daha pek çok olumsuzluğu getirdiği, gittikçe kötüleşen küresel sorunların derinleştiği günümüzde mutluluğumuzu geri getirecek bir dünya düzenine ihtiyacımız var. Bu oluşturulacak yeni dünya düzeninin ekonomik, sosyal, politik bağlamının oturacağı bilimsel temelli yeni bir paradigmayı oluşturmamızın tam zamanı. Covid-19 bunun için bir fırsat olarak düşünülmeli.

Easterlin Paradoksundan Yeni Bir Paradigmaya Doğru

Yeni paradigmanın ekonomik temellerini oluşturma noktasında Richard Easterlin’in Mutluluk Paradoksu yol gösterici olacaktır. Richard Easterlin, parayla mutluluk arasında bir ilişki olmadığını kanıtlamıştır. Easterlin Paradoksu küresel bağlamda kanıtlar sunmuştur. Gerçekten de daha yüksek gelir düzeyine sahip vatandaşlara sahip olan ülkeler en mutlu değil. Diğer yandan düşük gelir düzeyine sahip vatandaşlara sahip olan ülkeler de en mutsuz değil.

Easterlin, kanıtlarını ortaya koyarken Karl Marx’ın da metaforundan faydalanmıştır. Marx, bir kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir evi varsa, bunun kendisini tatmin edebileceğini söylemiştir. Fakat komşuları bir konağa sahip milyoner ise kendi evlerini basit bir kulübe olarak algılayacaklarını belirtmiştir.

Buradan anlaşılan Easterlin’in belirttiği gibi yüksek gelirli insanlar daha mutlu olma eğiliminde değillerdir. Ayrıca insanlar gelirlerini, etrafındakilerin gelirlerine bağlı olarak “yüksek” veya “düşük” olarak algılamaktadırlar. Bu nedenle Easterlin, toplumun temel ihtiyaçlarının karşılandığı noktada daha fazla Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya değil, daha fazla Gayri Safi Milli Mutluluk üzerine yoğunlaşan bir ekonomi-politikanın benimsenmesi gerektiğini düşünüyor.

Bu da küresel işbirliğine dayalı, yoksullara yardımı öngören, aşırı tüketim ve israfın yerine ihtiyaca dayalı tüketimi öngeren insan ve doğayı temele alan bir paradigmaya yönelmeyi getirecektir.

Yeni Paradigma Nasıl Olmalı?

Salgın aynı zamanda çeşitli cephelerde küresel işbirliği için bir şans sunuyor. COVID-19 insanın yüzleşmek zorunda kaldığı son kriz olmadığından, güçlü küresel işbirliği özellikle önemlidir. İklim değişikliği krizi hemen köşede ve bu kapsamlı küresel işbirliğini gerektiriyor.

Ancak bu salgın sırasında tanık olduğumuz sorunların çoğu, COVID-19’un kendisinden değil, neoliberal kurumsal kapitalizmin temeli üzerine inşa edilen işlevsiz politik ve sosyal sistemlerden kaynaklanıyor.

Bu anlamda, COVID-19, tarihsel bir geriye dönük inceleme için bir uyandırma çağrısıdır. Bu nedenle, bu krizin ardından insanlığın nihai görevi, neoliberal şirket kapitalizmi üzerin yama çalışmayı reddetmek ve birçokları için adil, kapsayıcı ve adil olacak alternatif bir sistem inşa etmektir. Bu bağlamda oluşturulacak yeni paradigma insan odaklı bir yaklaşım temeline dayanmalıdır.

Küreselleşme sürecindeki paradigma, ekolojik olarak sorumlu, sağlık, eğitim, ekonomik ve finansal, insan-doğa ekosistem çerçevesinde sistemlerini güçlendirmeyi amaçlayan sektörleri önceliklendiren bir paradigma olmalıdır.

Felipe Rafael Valle Díaz, Freddy Vega Loayza, Juan Daniel Morocho Ruíz, Jorge Augusto Gutiérrez Mendoza, Martiniano Reyes Olivo akademisyen yazarlar makalelerinde paradigmayı “hombre-naturaleza”(insani doğa dostu) olarak kavramlaştırıyorlar. Buna göre; yeni paradigma, insan-doğa sağlığı, insan-doğa tarımı, insan-doğa eğitimi, insan-doğa ticareti, insan-doğa altyapısı ve insan-doğa bilimsel araştırmalarına yatırımın devam ettiği daha kapsayıcı, etik ve saygılı küresel kamu politikalarının tasarımına işaret ediyor. Yeni paradigma insan ayrımı yapmayan farklılığın birlikteliğine ve gücüne dayanıyor.

einstein
Büyük Dahi Albert Einstein insan ayrımcılığının olmadığı insani bir düzeni öngörmüştür.

“Bazılarına göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, dil ve din başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılır. Halbuki olay o kadar karmaşık değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılır: İYİ insanlar ve KÖTÜ insanlar”

Albert Einstein

Yeni Bir Paradigma Mutluluk Reçetesi Olabilir mi?

Yeni paradigma, tüm insanların birlikteliğine dayalı küresel işbirliğini esas alan, insani değerleri yücelten, doğaya zarar vermeyecek ekonomi politikalarını temel alan mutlu ve huzurlu bir dünya inşa etme temeli üzerine kuruluyor. Belki ütopik gelebilir ama insani-doğa dostu yeni bir dünya oluşturma bilincine tüm bireyler sahip olabilse belki de dünya huzura kavuşabilir. Kim bilir? Mutlu bir topluma kavuşmak noktasında bilinçli kalmanız dileğiyle..

Okuma Önerisi:

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Nil Gürel

Engin bilgi okyanusunun içerisinde dolaşmak ve bu gizemli dünyada keşfettiklerimi insanlıkla paylaşmak benim için hayatta en mutluluk verici şey. Sürekli araştırmak, okumak, öğrenmek, öğretmek, sorgulamak ve analiz etmek benim hayat felsefimi tanımlar. Hastanede Eğitim ve İdari İşler Görevlisi olarak çalışırken Bağımsız Araştırmacı ve Akademik Çalışmacı kimliğimle insanlığa ışık tutmaya devam ediyorum. Sosyal Bilimler Enstitüsü Tezli Yüksek Lisans mezunuyum. Akademik faaliyetlerime devam ediyorum. Psikoloji, Sosyoloji, Sosyal Psikoloji, Sağlık Sosyolojisi, Sağlık İletişimi, Sağlık Yönetimi, Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi ve Kadın Çalışmaları, Medya ve Kültür, İletişim Bilimleri başlıca akademik çalışma alanlarım. Ayrıca Bilim Tarihinin bilgi yüklü sayfalarında dolaşmayı da seviyorum. Çeşitli yabancı dilleri öğrenmek, klasik müzik dinlemek, farklı kültürleri tanımak ve farklı bilgi keşifleri yapmaktan haz alıyorum. En önemlisi de Matematiksel.org hayranlıkla takip ettiğim ve sizlerle birlikte bilgi okyanusunda dolaşabileceğim harika bir tılsım görevi görüyor. Yazmak benim için vazgeçilmez bir tutku ve sizlerle Matematiksel.org’da buluşmak harika bir duygu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.