Çoklu Zeka Kuramı: Çok Yaygın Kullandık ve Yanlış Anladık

Eğitimdeki en popüler fikirlerden biri, yaratıcısının aslında pek de amaçladığı şekilde uygulanmamakta…

Howard Gardner, 35 yıl önce çoklu zekâ kuramını tanıttığı zaman, uzun zamandır değer verilen inançlara meydan okuyan devrimci bir fikirle hayatımıza girdi.

1900’lerin başlarında “anlama, akıl yürütme ve karar verme” becerisini değerlendirmek için geliştirilen IQ testleri tarafından popüler hale getirilen genel zekâ fikri, kimi öğrencilerin neden bazı konularda üstünlük gösterdiğini açıklamaya yardımcı olsa da Gardner için bu kavramlar aslında kısıtlayıcıydı.

Piyona çalarak büyümüş olan Gardner, edebiyat ya da beşeri bilimlerin neden zeka konusundaki tartışmalara dâhil edilmediğini merak ediyordu. 1960’lı yıllarda bir yüksek lisans öğrencisi olarak, ana dersler olarak kabul görülen derslerin kitaplarında sanattan neredeyse hiç bahsedilmeyişi iyice kafasını kurcalamaya başladı. Bu düşünceyle bir farkındalık yaratacak kuramının ilk tohumlarını ekmeye başlamıştı. Tek, yekpare bir zekâ fikri, gözlemlediği dünyayla hiç uyuşmuyordu.

Temelde 7 farklı zekâ öneren ve sekizincisini on yıl sonra ekleyen (Sözel dilsel zeka, mantıksal matematiksel zeka, müziksel ritmik zeka, bedensel kinestetik zeka, görsel uzamsal zeka, kişilerarası sosyal zeka, içsel zeka doğa zekası) Gardner, “Çok fazla kaleme aldığı için, çok yanlış anlaşıldığım ” diyor. Hata, popüler kültürde ve eğitim sistemimizde, çoklu zekâ kuramının, sıklıkla öğrenme stilleri ile karıştırılması.

Çocukların farklı öğrendikleri açıktır, ancak araştırmalar şunu göstermektedir: Öğrenciler bilgiyi işledikleri ve korudukları zaman, baskın bir biyolojik stil yoktur ve öğretmenler bir öğrenme stili seçerek eğitimi bununla eşleştirdiklerinde yarardan ziyade zarar sağlamaktadır.

Bristol Üniversitesi’nde nörobilim ve eğitim profesörü Paul Howard-Jones’ın açıklamasına göre;
“Öğretmenlerin yüzde 90’ından fazlasının düşündüğü gibi, öğrencilerin tercih ettikleri öğrenme stillerine göre uyarlanmış bilgi aldıklarında daha iyi öğrendikleri fikri sadece bir efsane çünkü yapılan araştırmalar eğitimde böyle bir yaklaşımı desteklememekte” diyerek bu konuda bir görüş bildirmekte bizlere.

Bu fikrin öğrenciler üzerinde de gözlemlenebilir etkileri yok. Tıp fakültesinden Polly Husmann ve Valerie O’Loughlin, bu yılın başlarında yayınladıkları bir araştırmada, öğrenme stillerine göre uygun olarak eğitildiği düşünülen öğrencilerin aslında akademik olarak herhangi bir üstünlük göstermedikleri, sonucuna vardılar.

Peki öğretmenler ne yapmalı?

Gardner, “çoklu zekânın kendi içinde, kendi başına bir eğitim hedefi olmaması gerektiğini” dile getiriyor. Uygulamanın ve sonunda alınacak olan verimin sınıf iklimine ve öğretmenin tecrübesine kaldığını ekliyor.

YAPSAK NE İYİ OLUR?

Öğrencilere bilgiye erişebilmeleri için birden fazla yol sunun: Dersleriniz daha ilgi çekici olacak, aynı zamanda öğrencilerin farklı şekillerde sunulan bilgileri hatırlama olasılıkları daha yüksek olacaktır.

Derslerinizi bireyselleştirin: Farklı  yöntemlerle geliştirdiğiniz yaklaşımlar öğrencilerin kendilerinde fark edemedikleri öğrenme alanlarını da açığa çıkaracaktır. Tek boyutlu bir öğretim yönteminden kaçının ve öğrencilerin ihtiyaç ve ilgi alanlarını düşünün.

Sanatı derslerinize dâhil edin: Okullar genellikle dilsel ve mantıksal zekâya odaklanır, ancak öğrenci gelişimini, kendilerini farklı şekillerde ifade etmelerine izin vererek besleyebiliriz. Gardner’in belirttiği gibi, “Çoklu zekâ kuramım sanatta eğitim için bir temel oluşturuyor. Bu teoriye göre, hepimizin insan olarak birtakım entelektüel potansiyelleri var. ”

YAPMASAK NE İYİ OLUR?

Öğrencileri belirli bir zekâ türü ile etiketlemeyin: Öğrencileri bir çerçeveye koyarak, daha derin ve zengin bir düzeyde öğrenme fırsatlarına engel oluyoruz. “Kitap kurdu” veya “ressam” gibi etiketler, öğrencilerin başka düşünme ve öğrenme biçimlerini keşfetmekten vazgeçmelerine veya daha zayıf becerilerini geliştirme isteklerini köreltmelerine sebep olabilir.

Öğrenme stilleri ile çoklu zekâları karıştırmayın: Popüler bir yanlış anlama, öğrenme stillerinin çoklu zekâ kuramının kullanışlı bir sınıf uygulaması olmasıdır. Gardner’e göre bu fikir hatalı. Terminolojik kavramları bir kenara bırakmak gerekli anlaşılan.

Tekdüzelikten kaçının: Öğrencilerin materyallerin nasıl sunulduğuna dair bir tercihi olsa da, tercih edilen materyallerin bir tercihe göre öğrenmeyi geliştireceğine dair çok az kanıt vardır. Tekdüzelik, öğrenciler ve öğretmenlerin işe yarayacak stratejiler kullanmasını önleyecek ve monotonluğu da yanında bonus olarak sunacaktır.  “Bir konu hakkında tam bir kavrayış olduğunda, kişi bunu çeşitli şekillerde düşünebilir,” diye açıklıyor Gardner.

Kaynak: https://www.edutopia.org/article/multiple-intelligences-theory-widely-used-yet-misunderstood

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Nurgul Kendirlioglu

Selçuk Üniversitesinde Matematik Lisansımı bitirdikten sonra Kocaeli Üniversitesinde Yüksek lisansımı tamamlayıp, Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdim. Aslında nereli ve nereleri bitirdiğimiz çok da önemli değil... Matematiğe, bilime ve insanlığa dair farkındalık kazandırabilirsek, sanki var olduğumuz dünya daha yaşanılabilir olacak. Zira doğum ve ölüm arasında kalan zamanda, işe gitmek,fatura ödemek, tv izlemekten daha başka şeyler yapmak için dünyada olduğumuzu düşünüyorum.Okumayı, dinlemeyi, izlemeyi, yeni ve insanlığa faydalı güzel şeyleri keşfetmeyi ve paylaşmayı seviyorum... Keyifli okumalar dilerim. :)

Bunlara da Göz Atın

Eşitlik Kavramı Üzerine

Temel eğitim sistemi içinde, algı türü sınıflandırılmasının, ders başarısı üzerinde etkisine bakalım bu yazıda. İşe …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.