Büyük Hayalci: Leonardo Da Vinci

Ressam, filozof, mucit, deneyci bir bilim insanı. İnsanlığı sanata, bilgiye ve doğaya açan Rönesans’ın simgesi Leonardo da Vinci…

Bir çok kişi onu aslında “Mona Lisa” ve “Son Yemek” tablolarının ya­ratıcısı olarak tanıdı uzun süre. Onun bilim ile olan ilişkisi yüzyılımıza gelene kadar genelde sanatçı kimliğinin gölgesinde kaldı. Belki de bunun nedeni onun sıra dışı çalışma tekniklerinde yatıyordu birazda. Yaptığı bilimsel çalışmaları yayınlamaktan kaçındı, defterlerine tuttuğu notları da (çizimlerle birlikte yaklaşık 5000 sayfa) ancak aynada yansıtılarak okunabilecek biçimde sağdan sola yazdı. Günümüzde yorumlanabilen bu notlar, sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan bilimsel buluş ve atılımların pek çoğunun ipuç­larını içermekteydi aslında. Biraz deli, biraz dahi, sonsuz hayalci, Leonardo’yu tanımaya, anlamaya çalışalım şimdi.

Leonardo da Vinci, kuzey İtalya’da Empoli ve Pistoia arasında bulunan Vinci köyüne yakın basit bir evde 1452 yılında doğdu. Gayrimeşru bir çocuk olmasına rağmen çağın gelenek ve görenekleri babasıyla yaşamasını engellemedi. Her zaman başına buyruktu, ve her konuya karşı bitmez bir merak duyuyordu, en çok da uçmanın büyüsünden etkilenmişti. İnsanların yeryüzüne çakılı kalmasını kabul etmek istemiyordu, insan bir kuş gibi gökyüzüne de erişebilmeliydi. Kimya, biyoloji, mekanik daha o yaşlarda ilgisini çekmişti ama en çok da matematik. Ona göre matematik ve oranlar dünyanın ve insanların yaratılışının temelinde yatan şifrelerdi ve eğer bunlar çözümlenebilirse her şey daha anlamlı olabilirdi. İleri yaşlarda çizimlerinde oranlara sıkı sıkıya sarılmasının altında yatan aslında bu temel düşünce idi.

Tüm bu bilişsel başarısından öte küçük Leonardo en çok da yaptığı güzel resimlerle ilgi topluyordu etrafında elbette. Çok sevdiği dedesinin ölümünün ardından ailesinin Floransa’ya yerleşmesi onun yeteneklerini geliştirmek için önemli bir fırsat olmuştu.

Bir insanı anlayabilmek için onun düşünce yapısını da anlamak gerekir. Leonardo’nun tüm arayışlarının arka planında aslında tek bir fantastik düşünce vardı:

Bütün doğal olaylar birbirine bağlıdır ve hepsinin özel bir davranış biçimi vardır. Aynı bir nehrin damlacıkların toplamından oluşması gibi, bu damlacıkların her biri de parçacıklar tarafından oluşturulmuştur. Bütün bu parçacıkların içinde de daha küçük damlacıklar yer almaktadır ve bu sonsuzluğa kadar böyle gider. Yani bu demektir ki makro evren, mikro evrenin yansımasıdır. İnsan ıse evrenin yansımasıdır.

Babası onu, şehirdeki ustaların en iyisi olan ve atölyesi resim, heykel ve kuyumculuk sanatının doruklarını bir araya getirmekle ünlü Verrochio’ya teslim etti. Ustasının gözetiminde işe koyulan delikanlı çok geçmeden ağaç, mermer, kil ve metal işlemede büyük beceri ka­zandı. Olağanüstü yeteneklerini gören Verrochio, onun Latin ve Grek klasikleriyle felsefe, mate­matik ve anatomi üzerinde öğrenimini sürdür­mesine yardımcı oldu. Verrochio’ya göre, çok boyutlu bir eğitim, gerçek bir sanatçı için vazgeçilmez bir gereksinimdi. Zamanla burada ustasını geçti elbette.

1472’de Leonardo da Vinci Ressamlar Loncası’na Usta sıfatıyla kabul edildi. 1480’de de ünlü Muhteşem Lorenzo Akademisi’ne girdi. Artık, kendi yönünü çizme, geleceğini kurma özgürlüğüne kavuşmuştu.

Leonardo bitkilerin, hayvanların ve insanların vücutlarını inceleyerek bir oran aradı tüm hayatı boyunca. Zamanla bulmacanın parçalarını yerine oturttu. Onun kutsal oran diye isimlendirdiği, bugün altın oran diye bildiğimiz orandı bu, ona göre güzelliğin oranıdır, işte bu nedenle Leonardo’nun tüm eserleri aslında bir matematik dehasının ürünüdür.

Büyüleyici resim ve yontularının yanı sı­ra ortaya koyduğu mühendislik projeleriyle Dük’lerin ilgisini kazanan genç adam, yaşamını sırasıyla Floransa, Milano, Roma saraylarında sürdürme olanağı bulur; son üç yılını ise Fran­sa’da Kral Francois I’in koruyuculuğunda geçi­rir.

Leonardo çok yönlü etkinlikler içinde sürekli uğraş veren bir kişiydi, ancak yeterince dirençli değildi. Çoğu kez, coşkuyla üstlendiği bir çalışmayı bitirmeden, daha çekici bulduğu başka bir işe yönelir, yeni serüvenler arkasında koşardı.

Asıl tutkusu sanattı kuşkusuz. Sanat dışı çalışmalarında dağınıktı. Projelerinin pek çoğu kağıt üzerinde kalmış, ya da, tam sonuçlandırılmadan bir kenara itilmişti. Projeleri arasında çok önemsediği, deneysel olarak gerçekleştirmeye çalıştığı uçak, helikopter, paraşüt türünden araçlar, çeşitli silah modelleri vardı. Anatomi konusundaki incelemeleri hiç kuşkusuz dönemin en değerli bilimsel çalışması diye nitelenebilir. Hayvan ve insan cesetleri üzerindeki teşrih çalışmaları, sayısı 750’yi bulan ayrıntılı çizimleri ona anatomi tarihinde üstün bir yer sağlamıştır.

Fizyolojinin gelişmesine yaptığı katkılan arasında en başta kanın işlev ve devinimine ilişkin çalışması gelir. Kalbin kaslarını ayrıntılarıyla incelediği özellikle kapakçıkların işlevini iyi kavradığı çizimlerinden anlaşılmaktadır. Organizmadaki kan devinimini suyun doğadaki devinimine benzetir: Bulutlardan yağışla inen su deniz ve göllerde toplanır, sonra buharlaşarak yeniden bulutları oluşturur. Bu benzetişte, Harvey’in 100 yıl sonra olgusal olarak doğruladığı “kan dolaşımı” hipotezini bulabiliriz.

Astronomiye gelince, Leonardo’nun bu alanda Kopernik’i öncelediği söylenebilir. Kilisenin o sıra gösterdiği hoş görüden de yararlanarak, yerkürenin güneş çevresinde bir gezegen olduğunu ileri sürebilmişti. Oysa yerleşik öğretiye göre dünyamız evrenin merkezinde sabitti.

Leonardo’nun fizikte, özellikle mekanik dalında, ulaştığı bazı sonuçlarla Galileo ile Newton’u da öncelediği bilinmektedir. “Canlılar dışında algıladığımız hiç bir nesne kendiliğinden devinime geçmez,” diyen Leonardo, “her nesnenin devindiği yönde ağırlığı olduğunu, serbest düşen bir cismin düşmede geçen zamanla orantılı olarak ivme kazandığını” ileri sürmekle de kalmaz; daha ileri giderek, egemen Aristoteles öğrentisinin tam tersine, kuvveti devinimin değil, hız ve ya yön değiştirmenin nedeni olarak gösterir. Bu savın daha sonra mekaniğin devinim yasalarından biri olarak dile getirildiğini biliyoruz. Aristoteles’in öğretilerine uzak duran Leonardo’nun Arşimet’e çok yakın ilgi göstermektedir aslında.

Su ve havada dalgasal devinim, ses oluşumu vb . olgularla da ilgilenen Leonardo, ışığın da dalgasal nitelikte devinme olasılığından söz etmişti.

Leonarda jeolojinin de öncülerindendi. Dağ yamaçlarında topladığı fosillerin bir bölümünün denizlere ait olduğunu söyler; yerküre kabuğunun zamanla değişikliklere uğradığı, yeni tepe ve vadilerin oluştuğu gibi noktalara değinirdi. Üstelik bu tür oluşumların salt doğal nedenlere bağlı olduğunu vurgulamaktan da geri kalmazdı.

Simya, astroloji ve büyü onun için aldatmacaydı. O, doğayı neden-sonuç ilişkisi içinde düzenli, nesnel bir gerçeklik olarak algılıyordu.

Dinsel inançlara saygılıydı, ama onun için bilim teolojik baskıdan uzak, özgür bir arayış olduğu ölçüde amacına ulaşabilirdi. Leonarda’nun bilimsel yöntem anlayışı neredeyse çağdaş anlayışla eşdeğer düzeydedir.

Leonardo bilimde deney gibi matematiğin de önemini kavrayan bir düşünürdü. Ona göre insan kesinlik arayışı içindeydi ve kesinlik göreceliydi. Bu nedenle aranan kesinlik doğal bilimlerde değil, soyut zihinsel kavramlarla sınırlı kalan matematikte bulunabilirdi.

Engellerle de karşılaştı elbette Leonardo, yaşadığı dönemde kilise baskısını düşününce, onun otopsi ve deneylerinin hoş karşılanması mümkün değildi. Yakalandı, hatta büyücülükle suçlanıp, zindana atıldı. Medici dükü ile olan yakınlığı sayesinde biraz da hayatta kaldı Leonardo. Ancak tüm bu olanlar onu durdurmak için yeterli olmadı.

Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir.

Leonardo için sanat, felsefe ve bilim kültürün bütünlüğünde birleşen, etkileşim içinde gelişen çalışmalardı. Sanatı salt yaratıcı imgelemin, felsefeyi soyut düşüncenin, bilimi deneyin ürünü sayıp birbirinden ayrı tutmak yanlıştı. Onun hayat felsefesi aslında biraz da şu sözlerinde saklıydı:

Hayata doymak bilmez bir merakla yaklaş ve kesintisiz öğrenmek için sürekli arayış içinde ol.

Tüm ilgi alanlarında evrensel bir deha, yetkin bir örnek sergileyen Leonardo, son günlerinde, zengin yaşam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmişti:

“Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda, nasıl ölmekte olduğumu gördüm.”

Öldüğünde 67 yaşındaydı ancak o zaten çoktan geride bıraktıklarıyla ölümsüzlüğü yakalamıştı…

Kaynaklar:

Cemal Yıldırım – Bilimin Öncüleri Tübitak Yayınları

Büyük Hayalciler Belgeseli – Leonardo Gerçeği Arıyor

Sibel Çağlar

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Bilgisayar Biliminin Öncü Kadınları

Bilim dünyasında kadınların öncülüğünü bilgisayar bilimiyle sürdüren, bilgisayar biliminin ‘anneleri.’ Ada Lovelace: 10 Aralık 1815 – …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');