YAŞAM

Bir Tutsaklık Hali: İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

We Are Social 2020 raporuna göre Türkiye’de 62 milyon internet kullanıcısı, 54 milyon sosyal medya kullanıcısı, 77 milyon mobil kullanıcısı bulunmakta.

İnternet bağımlılığı rahatsızlığı psikiyatrist Ivan Goldberg tarafından 1995 yılında yerici bir şaka ile ortaya çıkan varsayımsal bir rahatsızlıktır.

İnternet Bağımlılığı

İnternet bağımlılığı, her ne kadar yerici bir şaka olarak ortaya çıkmış olsa da bu olgunun gerçek bir duruma karşılık geldiğini öne sürülmektedir.

İnternet bağımlılığı; kullanma isteğinin önüne geçememe, interneti kullanmadan geçirilen zamanın önemsizleşmesi, yoksunluğunda huzursuzluk, sıkılganlık, merak hali ile kișinin iș, sosyal ve aile ilişkileri dengesinin giderek bozulması durumu olarak tanımlanabilir.

Bir nesneye veya davranışa aşırı düşkünlük olarak tanımlanan bağımlılık, genellikle sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelerin kullanımına yönelik kabul görür.

İnternet bağımlılığı ise nesneye bağlı bir bağımlılıktansa, kontrolden çıkmış bir istekle, kişinin sürekli olarak sanal aktivitelerle zamanını geçirmesi anlamına geliyor.

İnternet ve sosyal medyanın aşırıya kaçarak problemli bir şekilde kullanılması ve haftanın en az 8,5 ile 21,5 saatinin çevrimiçi geçirilmesi bağımlılık olarak değerlendirilmektedir.

Ancak son yıllarda bilgisayar, internet, çevrimiçi oyun, tablet, telefon gibi teknolojik cihazlar ile uygulamaların aşırı kullanımı da bağımlılık olarak değerlendirilmektedir.

İnternet bağımlılığının bir biçimi olarak sosyal ağ bağımlılığı, sanal oyun bağımlılığı, sanal kumar bağımlılığı, sanal alış veriş bağımlılığı siberseks bağımlılığı, mobil telefon bağımlılığı, twitter bağımlılığı, facebook bağımlılığı ve sosyal medya bağımlılığı davranışsal bağımlılık olarak bugün araştırma konusu olmuştur.

Her internet kullanım düzeyi için bağımlılık halinden söz edemeyiz tabii. Bağımlılık hali internette geçirilen zamanın günden güne artmasıyla ve zihnin sürekli interneti kullanma ihtiyacı hissetmesi ile kendini gösteriyor.

sosyal medya

Sosyal Medya Bağımlılığı

Sosyal medya bağımlılığı herhangi bir iş yaparken, çalışırken, okulda, derste, sohbette yani herhangi bir yer ve zamanda aklımızın sürekli sosyal medya hesabımızda olup bu duruma karşı koyamama durumu olarak tanımlanabilir.

Dr Stephanie Rutledge’ın sosyal medya araştırmasına göre yaşları 30 ve altı olan sosyal medya kullanıcılarının %70’i akıllı telefonlarını çok sık kullanmalarını hayatta gerçekten bir şeyleri kaçırdıklarını düşünüyor olmaları ile açıklıyor.

Sosyal medyayı takip etmediklerinde arkadaşlarının sürekli birbirleriyle iletişim kurduklarını düşünmeleri, etkinliklerden bihaber olacakları korkusu ya da çevrelerinin konuştukları şeyleri anlamayacaklarını endişesinden ileri geliyor.

Chiago Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre sosyal medyadan aldığımız haz dopamin seviyemizdeki artıştan kaynaklanıyor. Dopamin seviyesinin artışı bağımlılık seviyemizi artırarak sosyal medyada daha çok zaman geçirmemize neden oluyor.

Sosyal medya bugün iletişim kurmanın dışında kişinin kendisini ifade etmesinin araçlarından biri haline geldi. Gelişmeleri an be an öğrenmek, başkalarının hayatlarını takip etmek ve görünür olmak sosyal medya kullanıcısı olmaktan geçiyor.

Kişi sadece başkalarını takip ederken değil, takip edildiğinde, paylaşımları beğenildiğinde de haz duyuyor. Sosyal medya yalnız hisseden insanlara yalnız olmadığı yanılgısını da hissettiriyor.

Sosyal medya bağımlılığı, sosyal medyadaki takipçilerinin sayısının artmasıyla birlikte şiddetlenmektedir. Özellikle narsisistik bireyler için sosyal medya tatmin edici bir unsurdur.

Karakter yapısında ve duygu durumlarında (özgüven, öz saygı eksikliği, kaygı, endişe, üzüntü) olumsuzluklara neden olan sosyal medya kullanımı beğeni ya da görüntülenme sayısı düştüğünde, takipçi sayısı azaldığında mutsuzluk sebebi olabiliyor.

Kendimizi değerli, başarılı, iyi hissedebilme ölçütümüzü aldığımız beğeni sayısına göre değerlendiriyoruz. Az olduğunda çöküş, çok olduğunda değerli ve başarılı hissediyoruz.

Akılı telefonlar ile meşgul olma hali kimi zaman canımızı sıksa da bu duruma karşı koyacak iradeyi kendimizde gösteremiyoruz. Bir an olsun boş durmaya, hiçbir şey ile meşgul olmama haline sabrımız, tahammülümüz yok. Boş kaldığımız her anı telefonlar ile doldurur olduk. Öyle ki telefonlarımız yanımızda olmadığı vakit bir eksiklik hissediyoruz.

Uzaktayken iletişimi sağlayan telefonlar yan yana gelen 3 5 kişi için iletişimi engelleyebiliyor. Sohbet esnasında bir zaman merak duygusu, alışkanlık, bağımlılık halinden eller bir anda sosyal medyaya gidebiliyor.
Öyle ki artık bu bağımlılık haline karşı durabilmek için literatürümüze bir kavram daha eklendi: teknoloji detoksu.

Yüzümüzü ekrana döndüğümüz çoğu zaman sırtımızı birilerine dönüyoruz aslında. Telefonları bir organımız gibi benimsedik, tutsağı olduk. Ufak ufak adımlar ile her gün telefonda geçirilen vakti düşürebilme gayreti gösterelim.

Sosyal medyada geçirilen süreyi azalttıkça hayatı daha güzel ve mutlu, huzurlu yaşadığımızı, yanı başımızdaki insanlar ile geçirdiğimiz vaktin kalitesini arttırdığımızı fark edeceğiz.

Yazının sosyal medyaya erişim engeli ve kısıtlamaların tartışıldığı günlere denk gelmesi biraz ironik oldu, bu duruma karşı olduğumu da ayrıca belirtmek isterim.

İLKNUR ÇETİNKAYA

Okuma Önerisi: Yeni Bir Stres Kaynağı: Sosyal Medya

Kaynakça

Şahin, C. & Yağcı, M. (2017). Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği Yetikin Formu: Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışması. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi (KEFAD) Cilt 18, Sayı 1, Nisan 2017, Sayfa 523-538.

https://dijilopedi.com/2020-turkiye-internet-kullanimi-ve-sosyal-medya-istatistikleri/

http://www.yedam.org.tr/modern-sorun-sosyal-medya-bagimliligi

https://hthayat.haberturk.com/saglik/psikoloji/haber/1043547-sosyal-medya-bagimliligi-nedir

Matematiksel

İlknur Çetinkaya

Nelson Mandela'nın sözleri ile ‘’Bir toplum, kendini en belirgin biçimde çocuklarına nasıl davrandığıyla ortaya koyar. Başarımız, her toplumun en kırılgan fertleri ve aynı zamanda en büyük zenginliği olan çocuklarımızın mutluluğu ve sağlığıyla ölçülmelidir’’. Çocuklarımızın yaşamdan, öğrenmekten keyif aldığı, öğrenmenin sınıfların dört duvarı arasına hapsedilmediği, çocuklarımızın özgür hissettiği, oyun oynayabildiği, çocukluklarını yaşayabildikleri, başarılarının sınavla ölçülmediği, her birinin başarıyı yetenekleri ve ilgi alanlarında tattığı, yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı güzel yarınlara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu