Anasayfa » KEŞFET » Bir Toprak Parçasının Kendi Marquez’ini Yaratması – Puslu Kıtalar Atlası

Bir Toprak Parçasının Kendi Marquez’ini Yaratması – Puslu Kıtalar Atlası

Size sadece zaten bildiğiniz şeyleri tavsiye etmeyi kendisine görev bilen bir dostunuz olarak yine karşınızdayım. Ve bu kez size gerçekten çok iyi bildiğiniz gerçekten de çok sevdiğiniz bir kitabı tekrar tavsiye edeceğim.

Gabriel Garcia Marquez’i bir kez bile okuyan herkes bilir ki onun kurduğu evrene bir kez girdiyseniz artık geri dönüş yoktur. Orası sadece Marquez’in cümleleriyle var olan, kendi içinde çelişkisiz ve fakat dış dünyayla muazzam ölçüde çelişen muazzam bir evrendir.

Doğrusunu istemek gerekirse dört başı mamur çelişkisiz bir topolojik yapıdır.

O cümleyi ilk kez kim nasıl buldu bilinmez ama Marquez’in yaratmış olduğu anlatım diline, onun tarzına “Büyülü Gerçekçilik” adı verilmiştir.

Hakikaten öyledir, çevrenizi saran büyülü havaya rağmen bıçak keskinliğinde bir hakiki dünya vardır. Anlatılan masalı yaşadığınızı duyumsarsınız.

Marquez yazdıklarıyla öyle ulaşılmaz bir noktaya oturtmuştur ki kendisini, yıllar sonra Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken ensenizde duyduğunuz ürperti sizi şaşırtır.

Çünkü hamur aynı hamur, kumaş aynı kumaştır. Zira farklı bir dilde, farklı bir kültürde – üstelik bizatihi sizin dilinizde ve kültürünüzde- anlatılsa da sizi aynı evrenin içine sokar.

Adeta bir Osmanlı vakayı’nüvis diliyle anlattığı olaylarda sizi 1680’li yıllar Osmanlısına götüren bu eser kitaptaki adıyla Rendekâr’ın yani Rene Descartes’in “cogito ergo sum!” önermesinin yani “Düşünüyorum öyleyse varım” sorunsalının peşine takar biz okuyucuyu. Sonra son sözü yine kendisi söyler:

“Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.”

İhsan Oktay Anar’ın aynı zamanda ilk romanı olan bu eser matematikçiler ve matematik severler için çok hoş ve hatta inanılmaz güzellikte ögelerle doludur. Zira kitabın ana konusu olan Teşkilat’ın kullandığı kripto artık hepimizin yakından tanıdığı bir sayıdır.

” … Efraim’in bu bilgileri şifreyle kaydettiği defterlerin sayısı da arttıkça arttı. Bu defterlerdeki şifreli yazılar özel bir cihazla okunuyordu. Bir kuyumcuya yaptırılan bu cihaz, üstünde saydam kâğıttan kapak olan bir kutuya benziyordu. İçinde, küçük küçük 666 adet ayna ile bu aynaların her birini ekseni etrafında döndüren aynı sayıda madeni düğme vardı, öyle ki, bu düğmelerin üzerindeki ibre, 0’dan 9’a kadar herhangi bir rakama getirilince, ona bağlı olan ayna da sayıya göre ekseni etrafında dönüyordu.

Bir mum yakılıp kutunun içindeki özel yere konunca, kapaktaki saydam kâğıt aydınlanıyor ve her sayfasında 666 harf bulunan defter kutunun altına konunca da kâğıdın üzerinde aynı harfler, ama bu kez değişik yerlerde beliriyordu. Frenk alfabesine göre şifrelenen bu yazıdaki her bir harfe karşılık birer ayna bulunduğundan, aynanın, harfi kâğıt üzerinde doğru yere yansıtması zorunluydu. Ama bunun için her bir aynanın doğru açısını bulmak gerekiyordu. Bu da 666 sayıyı akılda tutmak demekti. Bu sayılardan ilk üçü olan 3, 1 ve 4’ü çok kimse bilirdi, ama 666 tanesini bilmeksizin şifreli metinlerin hiçbirini okumak mümkün olamazdı. “

Kitabı ilk kez okumak üzere elinize aldığınızda veyahut özlem gidermek için tekrar okumaya karar verdiğinizde seneler öncesinden Uzun İhsan Efendi sizi dostça ve hiç şüphesiz uykulu gözlerle selamlayacaktır.

(İlban Ertem’in çizimleriyle hayat verdiği çizgi romanı elinize aldığınızda Uzun İhsan Efendi’yi bizzat görme şansına da sahip olabilirsiniz.)

Hasan Hüseyin Akis

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Hasan Huseyin Akis

Avatar
Kendimi bildim bileli bir sorunu çözmek durumunda kalıyorum ve ya düzenli olarak çözülmesi gereken problemler yaratıyorum. Sanırım matematikte beni büyüleyen şey de bu. bir çözüm bulma çabası... Öyle ki bu çözüm bulma çabası çoğu kez anlamsız bir çabaya dönüşüyor. Bir çözümü gerçekten bulmak çoğu zaman bir insan ömrüne sığmıyor. Ama matematik o arada hiç durmadan aramaya devam ediyor. Bana öyle geliyor ki matematik insanoğlunun dünyada karşı karşıya kaldığı tüm problemleri çözme çabasının tamamını temsil ediyor hem de tüm yönleriyle. Beni matematiğin içine sokan da, matematikte görmüş olduğum o bizi aşan güzellik de sanırım matematiğin bu yönüyle ilgili... Matematiğin bu yönünü belki diğer insanlara anlatabilirim ve diğer insanların da matematiği benim gördüğüm haliyle görebilmelerini sağlayabilirim umuduyla buradayım. Bunun dışında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğup Matematik Bölümünü Çanakkale'de okumuş olmak gibi bir özgeçmişim var. Halen Çanakkale'de yaşıyorum, bir özel okulda Matematik Öğretmeni olarak çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.