Bilimi Anlatma Bilimi

Bir bilimcinin yaptığı deneyi başarı ile sonuçlandırması veya kağıt üzerinde yeni bir teori geliştirmesi, yapması gereken işin ancak bir kısmıdır. Buluşunu veya geliştirdiği teoriyi yayımlamayan veya yayımlayamayan bir bilimcinin, yarışları sadece seyreden çalışkan bir atletten, veya ürünlerini pazarlayamayan bir fabrikatörden pek farkı yoktur.

Herhangi bir laboratuvarda yapılan bir deney ne kadar başarılı olursa olsun, bundan deneyi yapanlar dışında kimsenin haberi yoksa, o buluşun bilimin ilerlemesine hiçbir katkısı olmaz. Bir bilimcinin yerini koruyabilmesi veya terfi edebilmesi yaptığı yayınların sayısına ve niteliğine bağlıdır. Bir bilimci, keşfini milyonlarca satan Time dergisinde yayımlasa da bu, bilimsel yayın sayılmaz. Bir makalenin, bilim dünyasında ciddiye alınması için, bilimsel yayın kurullarının denetiminde olan dergilerde yayımlanmış olması gereklidir.

Bilimsel dergi nedir?

Her anabilim dalının veya uzmanlık alanının kendine özgü dergileri ve bu dergilerin de, “popüler” bilim dergilerinden birçok farkı vardır. Popüler dergiler, toplumun lise eğitimi görmüş kesiminin anlayabileceği bir dil kullanılarak, güzel bir üslupla yazılmış yazıların yer aldığı ve içeriği kadar görüntü unsuru da önemsenerek hazırlanmış, bilimi geniş halk topluluklarına yaymak amacındaki dergilerdir. Bilimcilere yönelik yayımlanan ve bir iki istisna dışında, sadece kütüphanelerde bulunabilen veya abonelik yoluyla elde edilebilen bilim dergilerinde ise, bu gibi özellikler aranmaz.

Bilimsel makalede pazarlanan bir buluşun başka hiçbir dergide önceden yayımlanmamış olması şartı vardır. Popüler dergilerde ise önceden bilim literatürüne geçmiş buluşlar okuyucuya ilgi çekici bir formda sunulur.

Bilimsel derginin editörü ve yayın kurulu üyeleri alanlarında ün yapmış, tecrübeli ve güvenilir kişilerdir ve genellikle üyeler bu işleri fahri olarak yaparlar. Yayın felsefesi, gönderilecek makalenin ne gibi işlemlere tabi olacağı ve yazıların taşıması gereken biçim/kalıp özellikleri de dergide açıkça belirtilir.

Ortak bir dil

Bilim sınır tanımaz ve tanımaması da gerekir. İsveçli bir bilginin buluşu Bangladeş’teki meslektaşının da işine yarayabilir. Bu yüzden bilimciler bilginin kısa zamanda geniş bir alana yayılabilmesi için ortak bir dile gereksinim duymuşlardır. Yakın zamana kadar Batı’da Latince, İslam aleminde ise Arapça bilimcilerin ortak diliydi. Bugün bilimsel alanın yaygın olarak seçtiği dil İngilizcedir; İngilizce bilmeyen bir bilimcinin mesleğinde ilerlemesi çok güçtür.

Bilimsel makale nasıl yazılır?

Bilimsel makaleler biraz daha ayrıntılı olarak yazılmış ilaç prospektüslerine benzer. Bilimsel makalelerin sade ve temiz bir dille yazılmış olması gerekir. Burada önemli olan bilgiyi en kısa zamanda ve net bir şekilde okuyucuya iletmektir.

Birçok bilimcinin düştüğü hatalardan biri makalesini okuyacak herkesin o konuyu kendisi kadar ayrıntılı olarak bildiğini zannetmesidir. Bu yüzden, bir fikir basamağından diğerine nasıl atladığını açıkça belirtmez ve çoğu terimi açıklamaya gerek görmez. Bunları göz önüne alarak, makaleyi göndermeden önce bir meslektaşa okutup fikrini sormakta fayda vardır.

Bilimsel makalelerin başına genellikle sadece yazarın adı ve nerede çalıştığı yazılır; Doktor, Profesör gibi unvanlar kullanılmaz. Eğer araştırma bir kişi tarafından yapılmış ise makalenin başına kimin adının konacağı zaten bellidir. Ortaklaşa yapılan bir çalışma sonucu yazılan bir makalede ise kimin adının önde yazılacağı değişkenlik gösterebilir. Burada, en büyük faktör o deneyi yapma fikrini kimin verdiğidir. Eğer fikir zaten başka bir makalede savunulmuş ve deney yapanlara sadece bu fikri kanıtlamak kalmışsa, o zaman en çok çaba harcamış olanın adı başa yazılır. Eğer kimin deneydeki katkısının ne kadar olduğu üzerinde bir anlaşma sağlanamazsa, genelde isimler alfabetik sırayla yazılır ve birinci sayfanın altında dipnotta yazarların katkısının eşit olduğu belirtilir. Doktora tezinden çıkarılacak makalelerde kimin adının başa yazılacağı hiç tartışma gerektirmez: Öğrencinin adı tez danışmanından önce yazılır. Makalenin sonuna genellikle bir teşekkür notu konur. Makale son kez gözden geçirildikten sonra postaya verilir.

Makaleyi hangi dergiye göndermeli?

Yazar konuyla ilgili dergiler arasından bir seçim yapabilir, fakat makalesini birden fazla dergiye aynı zamanda göndermesi bilimsel geleneklere aykırıdır. Her yazar makalesini görece daha saygın ve etkin bir dergide yayımlamak ister. Ancak, niteliği yükseldikçe, bir dergide makale yayımlatmanın aynı oranda zorlaşacağı unutulmamalıdır.

Makaleyi alan editör ve yayım kurulunun ilk işi, makalenin o derginin kapsamına girip girmediğini ve önerdikleri formata uyup uymadığını kontrol etmektir. Bu aşamada makaledeki ufak tefek teknik hatalara genellikle göz yumulur, fakat makale çok düzensiz hazırlanmışsa tekrar yazıp göndermesi önerilerek, yazara iade edilir. Kurallara uygun olarak yazılmış bir makaleyi editör genellikle birden çok farklı bilimciye gönderip değerlendirmelerini ister. Bu seçim genellikle yazarın mensup olduğu üniversiteden değil, başka kuruluşlarda çalışanlar arasından yapılır. Hakemler olumlu karar verse bile, makalede bazı değişiklikler ve eklemeler yapılmasını önerebilir. Bu öneriler genellikle şu unsurların eksikliğine işaret eder:

1. Yazarın kendi keşfine zemin hazırlayan başka araştırmacıların buluşlarına yazısında yer vermemesi;
2. Deneyin nasıl yapıldığı hakkında yeteri kadar bilgi vermemesi (Burada kullanılan ölçü şudur: Makaleyi okuyan her araştırıcı verilen bilgilere ve gösterilen kaynaklara dayanarak aynı deneyi tekrar edebilmelidir);
3. Yazıda yapılan gramer ve üslup hataları.

Bu aşamada genellikle yazar ve editör arasında önemli sorunlar çıkmaz ve gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, yazara, makalesinin kabul edildiği resmi bir mektupla bildirilir.

Makaleye son şeklini veren “copy” editörüdür. Bu editörün görevi makaledeki gramer hatalarını düzeltmek, muğlak cümleleri tekrar yazarak açıklığa kavuşturmak, yazıyı tekrarlardan arındırmak, gerekirse paragrafların yerlerini değiştirmek, kısacası makaleyi daha kolay anlaşılır bir hale getirmektir.

Makale tekrar yazara gönderilerek yapılan değişiklere bir itirazı olup olmadığı sorulur. Bu aşamada, yazara büyük değişiklikler yapma hakkı genellikle tanınmaz.

Yakın zamanlara kadar, bir makalenin kabul edildikten sonra yayımlanması, gönderildiği dergiye göre iki aydan, bir yıla kadar süre alabiliyordu. Bu süre, derginin haftada, ayda veya üç-dört ayda bir çıkmasına ve sırada bekleyen makale sayısına bağlıdır. Son yıllarda internetin araya girmesi bu süreyi oldukça kısalttı. “Öncelik” hakkını korumak için, makalenin sonunda, ilk defa gönderildiği ve yayım için kabul edildiği tarihler açıkça belirtilir.

Ya Red Dedilerse?

Büyük emekler sonucu ortaya çıkmış bir makalenin reddedilmesi, hoş bir şey değildir kuşkusuz; ancak, özellikle genç bilimcilerimizin anlaması gereken bir nokta varsa o da makalesi reddedilmemiş bir bilimcinin yok denecek kadar az olduğudur.

Makalesi reddedilen bir yazara sistem bazı olanaklar tanır. Yazar yapılan eleştirilerin haksız olduğunu kanıtlayabileceği inancındaysa, editöre ayrıntılı bir mektup yazarak kararın değiştirilmesini zorlayabilir ve son olarak hakkını alabileceği biçimlerde protesto edebilir.Ancak böyle bir durumda yapılacak en doğru hareket iki danışmanın eleştirilerini göz önüne alarak makaleyi yeniden yazmak ve başka bir dergiye göndermektir.

Sistem sağlıklı işliyor mu?

Birçok dergide reddedildikten sonra, çok da saygın olmayan bir dergide yayımlanan bir makalenin sonradan kendi alanında önemsendiği, hatta yazarına Nobel ödülü kazandırdığı olmuştur. Her yıl on binlerce makalenin ne kadarının hak etmediği halde kabul ya da haksız yere reddedildiği hakkında elimizde sağlıklı veriler olmasa da, arada sırada bazı aksaklıklar olsa da, sistemin genellikle adil ve düzenli bir şekilde işlediğini söyleyebiliriz.

Kaynak: Sargun A. Tont; Solucanlara Piyano Çalan Adam, syf: 196 – 208

Matematiksel

Paylaşmak İyidir

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Bobby Fischer: Bir Satranç Efsanesi

Yaratmış olduğu popülarite ile satrancın rockstarı olarak da isimlendirilen, dünyanın en büyük satranç şampiyonlarından biri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');