Bilim, Bilim İçin mi? Bilim, Toplum İçin mi?

Nazım Hikmet’in Yaşamaya Dair isimli şiirinden bir alıntıyla başlayalım:

(…)

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

(…)

Peki hep öyle mi dersiniz?

Théophile Gautier isimli Fransız şair, romantizme tepki olarak doğan parnasizm akımının kurucularından, “sanat için sanat” söylemini ortaya atan ilk sanatçılardandır. Bu sanat anlayışına göre, bir eserin değindiği toplumsal konuların, etik değerlerin, halka kazandırdıklarının bir önemi yoktur.

Bu anlayış, bizde de 1800’lerin son çeyreğinde, Tanzimat Edebiyatı’nın ikinci dönemi ile beraber tartışılmaya ve yayılmaya başlamış. (Hala da tartışılıyor.)

Sanatın, ‘toplum için’ iken ayrı bir öneme, ‘sanat için’ iken ayrı bir lezzete sahip. Her haliyle hayatımızda olmalı. Ancak konuyu bilim açısından sorgulayınca, biraz daha dikkatli olmak elzemdir.

Bilimin bilim için yapılması gerektiği tüm dünyada yerleşmiş bir anlayış olsun mesela. Böyle bir anlayış kabul edince, birçok bilim insanının bilim merkezi neresi ise oraya gitmesi gerekirdi değil mi?

Dünyadaki tüm ülkeler beyin göçü alanlar ve beyin göçü verenler olmak üzere ikiye ayrılırdı. Beyin göçü alanlar gelişmiş ülkeler olurdu.

Şimdi de durum pek farklı değil elbette ama yukarıda daha keskin halinden bahsediyorum.

Mesela şu anda net çizgiler yok. Ülkemizde çalışan bilim insanları da var, bilim adına daha iyi işler yapabilmek için farklı ülkelere gidenler de. Tek tek isimlerini yazamayacağım kadar fazla sayıda bilim insanımız var farklı ülkelerde. Bilim, toplum içindir diyerek kalsalardı kendilerini gerçekleştirebilir ve başarabilirler miydi sizce?

Diğer bir açıdan, her insanın yaşadığı bir toplum olsa da ‘insanlık’ için çalışmak istiyorsanız daha evrensel bir tutum içinde toplumdan ziyade toplumlar adına hareket etmeniz gerekmez mi?

Şöyle düşünelim, tedavi edilmesi imkansıza yakın bir hastalığı dünyada sadece A ülkesinde tedavi edebilen B isimli bir doktor olsa ve bize, ‘bilim, kendi toplumum içindir, sizi tedavi edemem’ dese nasıl bir çaresizliğe kapılırdık kim bilir.

Bilim, tümüyle bilim için olsaydı bile yine toplum veya toplumlar için olurdu hiç kuşkusuz. Belki de ‘sanat için sanat’tan bu noktada farklı sayılabilir.Ancak, bilimin toplumlar için sadece faydaları olmuştur demek mümkün müdür?

‘Bilim ve Toplum’ konularında bilimin yine toplum adına ama daha farklı amaçlarla kullanıldığı birçok durum olmuştur:

GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)

2025 yılında 8 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun beslenmesi gerçekten önemli bir sorun olacaktır.

Ekilebilir alanları artırmak pek mümkün olmadığı gibi, tarımsal üretimde kullanılabilecek su kaynakları da hızla azalmaktadır.Artan nüfusu besleyecek miktarda üretim için ekilebilir alanların genişlemesi değil, birim alandan alınan ürün miktarının artırılması gerekmektedir.

Nobel ödüllü tek bitki bilimci olan Norman Borlaug’a göre bu artış buğday ve mısır gibi tahıllarda verimin % 80 artırılması demektir. Bu sebeple, transgenik ürünler olarak bilinen GDO’lu ürün ekimi 1996’da 1.7 hektar (milyon) iken 2009 yılında  134.0 hektar (milyon) oldu.

Silah ve Savunma Sanayileri

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan yıllık rapora göre küresel savunma harcamaları 2017 yılında yüzde 1,1 oranında artarak 1 trilyon 739 milyar dolara yükseldi. Askeri harcama sıralamasının başında ise yine açık farkla Amerika geliyor. ABD’nin 2017 yılı savunma bütçesi 610 milyar dolarla dünya genelinde savunmaya yapılan yatırımların üçte birini oluşturdu.

ABD’nin savunma bütçesi, ikinci sıradaki Çin’in yaptığı askeri harcamaların 2,2 katını buluyor. ABD’nin 2018 yılında da yaklaşık 700 milyar dolarını savunmaya ayıracağını tahmin ediliyor.Rapora göre Almanya’nın savunma harcamaları 44 milyar 300 milyon dolarla 1999 sonrasının en yüksek düzeyine çıktı. Almanya savunma bütçesi en fazla olan ülkelerin dokuzuncu sırasında bulunuyor. Türkiye ise 15. sırada yer alıyor bu araştırma sonucuna göre.

Atom Bombası

Robert Oppenheimer, atom bombasının babası olarak bilinen bir bilim insanıdır. Harvard, Cambridge, California, Berkeley, Göttingen gibi önemli üniversitelerle dolu bir geçmişi olan teorik fizik uzmanıdır.

Robert Oppenheimer, teorik astronomi, nükleer fizik, spektroskopi (madde inceleme bilimi), kuantum elektrodinamikleri ve kuantum mekaniği gibi konuları Albert Einstein gibi bir bilim insanı ile çalışabilecek kadar bilgiye sahipti.

II.Dünya Savaşı sırasında Amerika tarafından, nükleer bombalar araştırmalarına dahil edildi ve nükleer bomba üretim projesi olan Manhattan Projesi’nin başkanı oldu.

16 Temmuz 1945’te tasarlanan ilk nükleer bombanın testi yapılacaktı. Testten sonra, Fat Man isimli atom bombası Japonya Nagasaki’ye atılacaktır.

Nagasaki’ye atılan bomba ile anında 40 bin kişi ölmüştür. Hiroşima’ya atılan atom bombası sonucunda ise 66 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Saldırıdan sağ kalanlarda ise radyoaktivite kaynaklı çeşitli hastalıklar görülmüş, ve bu hastalıklar yıllarca yeni doğan bebeklerden yetişkinlere dek Japon toplumunda kalıcı olmuş.

Bu ağır hasarın sebebi, Amerika’nın saldırı için Japonya’da insanların en çok dışarıda olduğu anda atmış olmasıydı.

Bombanın babası Robert Oppenheimer ise 1965 gırtlak kanserine yakalandı. 1967 tarihinde, 62 yaşındayken yaşama veda etti.
***
Bu listeye eklenebilecek maalesef başka örnekler de var. Ancak bilime, gerek bilim için gerekse toplum için bağlı olan hümanist bilim insanları elbette çok değerli ve çok önemli insanlardır.

Bilimin suç ortağı yapılmadığı bir dünya dileği ile.

(Madem konuya Nazım Hikmet şiiri ile başladık, yine O’nun şiiri ile bitirelim)

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
(1956)

Kaynaklar: 

http://research.sabanciuniv.edu/15199/1/Geneti%C4%9Fi_De%C4%9Fi%C5%9Ftirilmi%C5%9F_Organizma_(GDO)_Nedir_Sorular_ve_Yan%C4%B1tlar_I.pdf

https://www.cnnturk.com/dunya/iste-ulke-ulke-savunma-harcamalari?page=16

https://1000kitap.com/haber/nazim-hikmet-ve-hirosimada-olen-bir-kiz-cocugu-sadako-sasaki

https://onedio.com/haber/9-madde-ile-73-yil-donumunde-hirosima-ve-nagazaki-saldirilari-347017

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1479591/

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Bilimi Anlatma Bilimi

Bir bilimcinin yaptığı deneyi başarı ile sonuçlandırması veya kağıt üzerinde yeni bir teori geliştirmesi, yapması …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.