MATEMATİKMATEMATİK HER YERDE

Adalet ve Matematik Kavramları Üzerine

Matematik ve adalet kavramları tarih boyunca farklı anlamlandırmalara tabi tutulmuştur. Ünlü matematikçilerden Lobacevski’ye göre matematik, hayatta her şeyin karşılığının olduğu bir bilim dalıdır.

Nobel ödülü sahibi ve kuantum mekaniğinin önde gelen isimlerinden bilim adamı Richard Feynman’a göre evreni, ancak onun konuştuğu dili anlayarak kavrayabileceğimizden, matematik bilmeyenlerin, bunu yapamayacaklarını ifade eder.

Galileo Galilei’ye göre matematik Tanrının evreni yarattığı dildir. Hristiyan teolojisinde önemli bir yeri olan Saint Augustine’nin “Tanrı dünyayı 6 günde yarattığı için 6 sayısı mükemmel bir sayı değildir; 6 sayısı mükemmel bir sayı olduğu için Tanrı dünyayı 6 günde yaratmıştır”[1]sözünden anlaşılacağı üzere, matematik, bazı insanlara göre, sayıların metafiziksel yönünü de içeren bir uğraştır.

Benzer şekilde, adalet, tek bir kelime olmasına karşın, ihtiva ettiği anlamlar itibariyle çok zengin bir anlam çeşitliliğine sahiptir. Dolayısıyla, adalet kavramının, insanlardaki çağrışımları ve adaletsizliğin ortaya çıkardığı sonuçların yorumlanması da doğal olarak farklılık gösterir.

Genel kabullere bakıldığında, adalet kelimesinin, denklik, uyum içinde olma, hakkın hak sahiplerine teslimi, aşırılıklardan kaçınılması ve zulüm yapılmaması gibi anlamlara geldiğini söyleyebiliriz.

Eski yunan filozofu Platon’a göre adalet, bir insanın kendi işini yapması, başkalarının işlerine karışmamasıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu, Mustafa Kemal’e göre adalet, mülkün temelidir. Saint Augustine’e göre, adalet, yokluğuyla, hâkimiyeti örgütlü bir soyguna dönuştürür. Ünlü Alman filozof Nietzsche’ye göre ise adalet, eşitsizlik üzerinden ele alınıp, denge üzerine temellendirilen, ve ulaşılması çok güç olan bir erdem olarak tanımlanır.

Bu yazıda adalet ve matematik arasındaki ilişkinin tepkisellik ve ölçü üzerinden ele alınması, “adaletin mizanı ölçü iledir” anlayışının baz alınmasıyla alakalı olup, bu matematik ve adaletin kesişim kümesini temsil etmektedir.

Matematik ve onun dışındaki alanlar arasındaki korelasyonlara bakma cesareti bulmamızın temel sebebi matematiği eleştirenlerin bile, matematiği sadece sayıların bilimi olarak görmüyor olmalarından dolayıdır.

Örneğin, matematik, özellikle gelenekçi ekolden René Guénon gibi bazı felsefeciler tarafından tarih içinde ciddi tenkitlere maruz kalmıştır. Bunlar, birden fazla sonsuzluk olamayacağı, matematikçilerin sonsuzluk olarak tanımladığı bazı uzayların, aslında sınırı bilinmeyenler oldukları ve sayıların merkezinde 0 değil de 1 olması gibi tümden gelimci bazı felsefi yorumlamalardır.

Tepkisellik, adaletin varlığı için anahtar kelimedir. Bu yüzden denilebilir ki, özellikle de doğu toplumlarına has olan ve olumsuz durumlarda sorumluluk üstlenmemek veya korkma eylemini kamufle etmek için söylenen, “hayırlısı olsun” sözünün hayırsızlığını anlamadan, veya bir şairin dediği gibi “konuşulacak zamanda susarak, susulacak zamanda konuşarak” tepkiselliği ve onun etkileşim alanı olan adaleti anlamak veya gerçekleştirmek mümkün değildir.

Adalet sistemindeki kusurlar, genelde yasalara mâl edilmekte, yasaların değişmesiyle her şeyin değişeceğine dair yanlış bir algı oluşturulmakta ve sorumluluk tamamen yasama, yürütme ve yargı erklerine havale edilmektedir.

Sosyal veya kamusal adalet düzenindeki problemlerin temel sebebi sadece toplumdaki bireylerin olgunluk (veya oluş) seviyesindeki kusurlardır. Bu kusurlar giderilmeden yeni yasa veya kurallar konulsa da adalet sistemini tamir etmek mümkün değildir.

Berlin’de Hakimler Var!

Rivayet odur ki, İkinci Frederick (Frederick the Great) Almanya’sında (o zamanlar Prusya), Kral bir yel değirmenin alınmasını talep eder, fakat değirmenci değirmenini satmaya yanaşmaması üzerine, Kralın biraz da tehditkâr ve ısrarlı talebi üzerine, değirmenci, “Berlin’de Hakimler var!” cevabını verir.

Her ne kadar Berlin’deki dürüst ve tarafsız hakimlerin olması, değirmenciye bu sözü söyletmiş olsa da asıl önemli olan husus, Berlin’deki hakimlerin varlığı, değirmenci gibi, gerektiğinde Krala karşı söz söyleyebilecek olgunluğa ve bilinç düzeyine sahip yurttaşlara bağlıdır.

Çünkü adalet de bilim gibi, sadece kendisine sahip çıkılıp, itibar gösterildiği müddetçe varlığını sürdürebilir.

Frederick Almanya’sının, sanata, felsefeye ve bilime değer veren bir ülke olması, değirmenci gibi insanların tesadüfen çıkmadığını gösteriyor. Matematiğin, sosyal ve kamusal adaletin yerine gelmesindeki en büyük yararı, bireylere yaptıklarının veya yapmadıklarının kendisine olan sonucunu mantıken göstermesinden ibarettir.

Nash ve Neumann gibi akademisyenlerin katkı ve öncülükleriyle bugünlere taşınan Oyun Teorisinin bizlere gösterdiği en önemli sonuçlardan biriside, bezen kazanarak kaybedilebilirken, bazen de kaybederek kazanım elde edilebileceği gerçeğidir.

Trafikte başka bir sürücüye yol verdiğinizde, verginizi tam ödediğinizde, kamusal bir problemi dile getirdiğinizde, bir ağaç diktiğinizde veya kesilmesini önlediğinizde, para, zaman ve enerji kaybedersiniz.

Toplumun her bireyi bu kayıpları göze almazsa hem zaman hem de maddi olarak çok daha büyük kayıpların yanında huzur ve konfor kaybına da maruz kalacağı bir gerçektir.

Adalet ve matematik arasındaki korelasyon için uluslararası düzeyde hazırlanan raporlar[2,3,4] araştırmalara temel teşkil edecek verileri içermektedir.

Bu raporlara göre, batı ülkelerindeki hukuk standartlarının, diğer ülkelere kıyasla çok daha üst seviyelerde olması başta matematik olmak üzere pozitif bilimlerin onlara kazandırdığı tepkisellik özelliğinin bir sonucudur.

Özellikle de vicdanların devre dışı kaldığı dönemlerde, adalet, çok uzun olmayan vadelerde geri dönüşümü olacak somut fayda ve zarar hesapları hatırlatılarak sağlanmalıdır.

Bunun temel sebebi, insanların vicdanlarına hitap etmektense, onların korkularına ve çıkarlarına hitap etmenin daha etkili olmasından dolayıdır.

Bugün modern bilimde, risk hesaplama metotları veya eldeki datalarla, gelecekle alakalı tahminler yapmak gibi matematiksel araç ve yöntemler, sadece finans matematiğinde değil, ayni zamanda sosyal bilimlerde de sıklıkla kullanılmaktadır.

Bu bize matematik ile, bireylerin veya toplumların geçmiş davranışlarının analiz edilip, gelecekteki eğilimlerinin ise, tahmin edilebileceğini göstermektedir.

Evren ve içindekileri anlamada, Einstein’ın “Tanrı zar atmaz” diyerek belirttiği, deterministik anlayış yerini sonuçları itibariyle rastgelelikleri içinde barındıran Kuantum mekaniğine bıraksa da, deterministik yaklaşım genel itibariyle, toplumların adaletle ilişkisinde geçerliliğini korumaktadır.

Yani ayni sebepler, ayni şartlar altında, aynı sonuçları üreteceğinden, adalet veya adaletsizlik durumu rastgele oluşan bir durum değildir.

Bu yüzden denilebilir ki, adaletsizlikten yakınan insanların, adaleti temin etmek için ne yapılmalı? sorusuna cevap bulmak için, Himalaya dağlarını aşıp, Tibet ovalarında gezerek düşünce egzersizleri yapmak gibi meşakkatli ve pahalı yollara ihtiyaç duymayıp, sadece tarihin tozlu sayfalarına iltica edip, tepkiselliği ve onun oluşması için gerekli olan analitik düşünce sistemin gerektirdiği araçlara bakmaları yeterlidir.

Yazının ilk bölümü için: Matematik ve Adalet İlişkisi Üzerine

Dr. Muhsin Tamturk, İngiltere

https://muhsintamturk.academia.edu

Referanslar

[1] Hamilton, Albert Charles. 1990. The Spenser Encyclopedia, sayfa 514. [2]https://worldjusticeproject.org/sites/default/files/documents/WJP-ROLI-2019- Single%20Page%20View-Reduced_0.pdf

[3] http://www.oecd.org/pisa/publications/

[4] https://www.weforum.org/reports

Matematiksel

Editör

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı