Zaman ve Takvim

Günümüz teknoloji çağında zaman sudan daha hızlı akıyor artık. Kum saatindeki kum tanecikleri daha hızlı düşüyor ve belki akrep yelkovana yetişmek için daha hareketli, yelkovan ise akrepten daha hızlı olmaya çalışıyor. Kovalamaca yıllardır devam ediyor fakat hunharca yapraklarını döküyor takvimler. Dökülen yapraklar altında kalmış nice hayatlar. Bilmediğimiz, görmediğimiz, duymadığımız ortamlarda meydana gelen gizli gerçekler, mucizeler, gizemler. Tarihin tozlu sayfaları arasında kendine yer edinmiş, devam eden ve devam edecek olan olaylar.

Tarih, tarihe ve zamana hükmetmeye çalışan nice insanlarla dolu. Sihirler, büyüler, iksirler denendi zamana hükmetmek için. Adaklar adandı, dualar edildi kimi rivayetlere göre farklı alemlerle iletişime geçildi fakat beyhude bir arayıştı zamana hükmetme hırsı. Mısır Firavunları gençleşemeyeceklerdi hiçbir zaman. Benjamin Button hiçbir zaman gerçekte var olmayacaktı. Ne geleceği geçmişe taşıma ne de geçmişi tekrar yaşamayı başaramayacaklardı. Dökülen takvim yaprakları yeşermeyecekti tekrar.

Tarih boyunca çok sayıda uygarlık, kabile, topluluk yaşadı. Her dönemin kendi içinde uygulanan bir zamanı planlama yöntemi oldu. Kıtadan kıtaya, bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye farklı zaman planlayıcıları kullanıldı. Zamana hükmedemeyen insanlığın tek çaresi buna uyum sağlamaktı. Sonunda doğa olaylarında meydana gelen değişimlerden faydalanarak zamanı planlamaya başladılar. Yağmurun yağması, havanın soğuması ve ısınmasına bağlı olarak zaman dilimleri oluşturdular. Meydana gelen bu olayları Güneş, Ay ve yıldızların hareketlerine göre önce mevsimlere, yıllara, aylara daha sonra da haftalara, günlere, saatlere, saniyelere, saliselere bölmeye ihtiyaç duyuldu. Matematiğin teknolojinin her alanın da kullanılmaya başlaması ile daha küçük zaman ölçü birimleri kullanılmaya başlandı.

Zaman kavramı destanlara, gösterilere, romanlara, filmlere, şiirlere, fiziğe, matematiğe ve daha birçok alana konu olmuştur. Tanım olarak bilim literatürüne ‘‘ölçülmüş veya ölçülebilen bir dönem, uzaysal boyutu olmayan bir süreklilik’’ olarak geçmiştir.

Bilimin ve matematiğin gelişmeye başladığı dönemde, Avrupa karanlık çağın kabuğunu üstünden atmaya çalışırken bir yandan da zamanı neye göre planlayacağını düşünmeye başlamıştı. Farklı gök cisimleri referans alınarak daha gelişmiş ve daha hatasız takvimler oluşturuldu.

Genel olarak en çok kullanılan iki takvim mevcuttur. Birincisi yaklaşık olarak 16.yy veya 1500’lü yılların ikinci yarısına kadar kullanılan Julian Takvimidir. Bu takvimde bir yılın 365 gün 6 saat olduğu söylenilmekteydi. Yani her dört yılda bir artan bir gün olacaktır. Fakat bu fazlalık  16. yüzyılda 10 günü bulunca işler karışmaya başladı ve bunun üzerine Papa113. Gregory işleri yoluna koymak için takvimde bir ayarlama yaptı ve insanlık 2 Eylül’den alınan bir karar üzerine 14 Eylül’e sıçradı. Böylece artık Gregorian takvimi kullanılmaya başlanmıştı.

Takvimler temel olarak iki grupta toplanılır.

Ay Yılını esas alan takvim: Ayın dünyanın etrafında bir dönüşünü tamamlaması için geçen süredir. Yaklaşık olarak 29 gün 12 saat 44 dakika ve 3 saniyedir. Buradaki dakikalar ve saniyelerin bile aslında çok büyük bir önemi var.(Çağatay, s.107)

İlk defa Mezopotamya’da Sümerler tarafından kullanılmıştır. Günümüzde kullanılan Hicri takvimin temelidir.

Güneş yılını esas alan takvim: Bir yıl 365 gün 5 saat 47 dakika 48 saniye olduğundan, ay yılı güneş yılından 10 gün 20 saat 59 dakika 12 saniye daha kısa yani eksiktir. Bu eksiklik her 33 yılda bir yıl eder; yani 32 güneş yılı yaklaşık olarak 33 ay yılına eşittir. (Çağatay, s.107)  6 saatlik fark Miladi Takvimde 4 yılda bir, 1gün kabul edilir ve şubat ayına eklenir. Şubat ayı o yıl 29 gün çeker, bu yıla da artık yıl denmektedir.  İlk defa Mısır’da kullanılmıştır. Günümüzde kullanılan miladi takvimin temelidir.

Hangi yılı referans alırsak alalım esas olan zamana direnemediğimizdir. Zaman diğer dönemlerden daha hızlı akıyor. Kendimizi kaptırdığımız büyük şehirlerin kuru kalabalığı ve gelişen teknolojinin zararlı yönleri zaman algımızda derin hasarlara yol açıyor. Bu da hem ruhsal hem fiziksel olarak daha hızlı yaşlanmamıza neden olmuyor mu?

Serkan Göksal

Matematiksel

 

Yazıyı Hazırlayan: Serkan Göksal

2009 Anadolu Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliğine giriş yaptım. 2013’te mezun oldum. Üniversitede de okurken ortaöğretim kpss ile aynı üniversitede memurluk yaptım. Mezun olduğum ilk sene İstanbul’a öğretmen olarak atandım. 2015 yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde yüksek lisansa başladım. Tez hazırlama aşamasındayım.

Eğitimin sorunlu olduğu bölgeden geldiğim için eğitime çok önem veririm. Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğuna inananlardanım. Öğrencilerime dediğim gibi eğitim ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı gidermek için çok çalışmalıyız. Çok okumalı ve çok merak etmeliyiz. Eğitimin yaşı yoktur. Hayat boyu devam eder. İnsanları, toplumsal olayları araştırmayı, incelemeyi çok severim.

Bunlara da Göz Atın

Bazı Sayı Problemleri

Problemler insanların, günlük hayatın içinde karşılarına çıkan sorunları çözmesi için, bir düşünce biçimi geliştirmeleri nedeniyle, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');