Zaman Akıp Gidiyor mu?

Zaman akıp gider, zaman harcanır, zaman öldürülür, zaman kazanılır. Ancak sürekli adı aklımızda olan bu zaman hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz. Nedir zaman ve onun hikayesi…

Düşüncelerimiz ve psikolojik durumumuz zamanı hızlandırıp, yavaşlatabilme kapasitesine sahip mi? Doğru yer ve doğru zamanın koordinatlarını ayarlayabilir miyiz acaba?

Zaman hakkındaki en büyük yanılsımamız aslında onun tek yönlü olduğunu düşünmemizden gelmektedir aslında, sadece geleceğe doğru.

Zaman hakkında bunca gizemi çözebilmenin en bilindik yollarından birisi elbette zamanı ölçmektir. Bunun için binlerce yıl pek çok farklı türde saatler kullanarak zamanı giderek artan bir doğruluk ile ölçmeyi başardık. Bunun için en kolay tekrar eden döngü olan dünyanın hareketini kullandık çoğunlukla.

Günümüzde Colorado eyaletindeki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü zamanı tam olarak öğrenmemiz için gitmemiz gereken yerdir. Burada zamanı ölçmek için sezyum adında nadir bulunan bir metalin atomu kullanılır.  Sonuçta belli bir frekansta titreşen herşey saat yerine kullanılabilir, önemli olan döngüdür az evvelde dediğimiz gibi. Sezyum atomunun ti tak yaptığı frekans dünyanın resmi kronometrisidir. Bu atom saniyede 9 192 631 770 kez tik tak yapar.

Saatler bize zamanın kaç olduğunu gösterebilir ancak ne olduğunu söyleyemez…

Tren yolculuğunun ilk zamanlarında zaman ilginç bir sorun olmaya başlamıştı çünkü kasabalar saatlerini öğlene yani güneşin tam tepede olduğu zaman göre ayarlıyorlardı ve elbette yola çıktıkları yerin zamanına göre hareket ediyorlardı. Zamanla tren hatlarının sayısı arttıkça farklı zaman dilimlerinin de sayısı artmaya başladı. Kafalar iyice karışmaya başlamıştı elbette. Eş zamanlı saatlere duyulan ihtiyaç ciddi bir ihtiyaç halini alırken Einstein adındaki genç fizikçi İsveçre’de bir patent bürosunda çalışmaya başlamıştı. Dönemin en büyük icatlarına birinci elden şahitlik etme fırsatı yakaladığı bu ortamda Einstein zaman üzerine düşünmeye başladı. Einstein’ın kafasında zamanın doğası ile ilgili radikal fikirler şekillenmekte idi.

” Zaman geçip gider, bu konuda yapabileceğimiz bir şey yoktur.”

Newton tarafından çizilmiş olan bu tablo acaba gerçekten doğru muydu?

Öyle zannedilse de Einstein bunun doğru olmadığını ve zamanın farklı hızlarda akabileceğini fark etti. Bunun anlamı şu, evrensel bir zaman yoktur, zamanlar vardır. Bunun temel dayanağı uzayda zamanla hareket arasındaki ilişkidir. Zaman hareket eden nesne için daha yavaş akmaktaydı. Bunu neden günlük hayatımızda göremiyoruz derseniz bu etki algılayamayacağımız kadar ufak ama gerçek…

Bunu ölçebilmek için 1971 yılında bir deney yapıldı. Bilim insanları bir atom saatini dünyanın çevresinde uçurdu. Uçuş bitiminde uçaktaki saat yerdeki ile karşılaştırıldığında sonuç saniyenin bir kaç milyarda biri oranında da olsa iki saat farklıydı, Einstein haklıydı.

Bu sayede uzay ve zaman bir araya gelerek günümüzde uzay zamanı dediğimiz şeyi meydana getirmiştir. Bunun anlamı bir yerde şudur: Geçmiş, şu an ve gelecek hakkındaki ayrımlarımız bir illüzyondan ibaret olabilir…

Zaman dediğimiz kavram anlardan meydana gelir ve her an birbiri arkasına sıralanır. Şimdi nedir? Bu yazıyı okuyan biri için gözlerinin ekranda gezinmesi iken, bir başka kişinin şimdisi tamamen farklıdır. Evrenin şimdisi ise bambaşka. Bu olayların hepsi uzay zamanın tek bir diliminin üzerindedir. Şimdi dilimi. Ve bu şimdi dilimleri peşi sıra sıralanmaktadır kafanızda canlanması açısından bir ekmeğin dilimleri gibi düşünebilirsiniz bunları. Ancak hareket halinde olan bir kişi bu şimdi ekmeğini kesmeye kalkarsa belli bir açı ile kesmesi mümkün olacaktır.

Bunu anlamak için şimdi diliminin üzerinde iki uç nokta düşünelim: A ve B noktaları. A noktasını sabit tutarken B noktasını uzaklaştıralım. Zamanın hareket ile değiştiğini bildiğimize göre yeterince uzaklaştığı zaman B noktasının şimdi dilimi bir kayma gösterecek ve A noktasının geçmiş şimdi dilimini kesecektir. Ya da B noktası A’ya doğru yaklaşırsa açısal değişimden dolayı gelecek şimdi dilimini.

Bu fiziksel olarak mümkündür ve anlamı geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda vardır.

Peki zaman içindeki her an zaten varsa zamanın ilerlemesi nasıl açıklanır. Belki de bu bize beyinlerimizin oynadığı bir oyundur. Belki de bir gün zamanda yolculuk mümkün olabilecektir.

Zamanın evrensel olduğunu geçmişin arkamızda ve geleceğin önümüzde uzandığını, zamanın okunun tek yönlü olduğunu bu yazıdan sonra da kabul etmeye devam edeceğiz muhtemel. Ancak bilim sayesinde biliyoruz ki aslında gerçek bundan çok daha farklı…

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim…

Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere…

Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim.

Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı.

Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Albert Einstein’ın Marie Curie’ye Mektubu

Nobel tarihinin iki ayrı bilim dalında ödül alabilen tek bilim insanı Marie Sklodowska-Curie kişisel yaşamıyla …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');