Yaşanılan Coğrafyanın Karakter, Mutluluk, İntihar Eğilimleri Üzerindeki Etkileri

Yaşadığımız süre zarfında nice sohbetler ediyoruz, nice konuya kafa yoruyoruz. Aklımızın sularından akıp giden çakıl taşı gibi düşünceler. Sayısını hatırlamak ne mümkün bu düşüncelerin, sohbetlerin. Her insan edinebildiği kadar perspektifle konulara bir ucundan atılır. Kısacık ömürlerimizdeki uzun uzun düşünüşlerimiz..

Bu düşüncelerden birine uzun süredir kafa yoruyor iken, konu hakkında zaten halihazırda araştırma ve analiz yapıldığını öğrenince daha detaylı araştırıp öğrenme fırsatı doğdu. İyisi ve kötüsüyle -iyi ve kötü konusunun bireyden bireye değişen felsefi tanımlamalarına atılmadan- bize ait olduğunu sandığımız karakterimizin ne kadarı bizim eserimiz? Coğrafya ile kesin ve keskin  bir ilişkisi olabilir mi?

Elbette var. Nerede, ne zaman, nasıl bir analiz ve araştırma yapılmış? Ne gibi sonuçlar elde edilmiş? Biraz açıklayalım.

Jonathan Croft/Ikon Images/Getty Images

2010 yılında Behavioral and Brain Sciences isimli derginin makalesine göre, araştırma önce Batı ve Amerika’daki gençlerin davranışlarının tespiti üzerinden yürütülse de; daha sonrasında diğer kültürler de ele alınmış -ki genel coğrafya analizi gerektiren bir araştırmadan bahsediyorsak sadece Avrupa ve Amerika ile sınırlı kalmamız ironik olabilirdi- ve coğrafyanın karakter oluşumundaki rolü izlenmiş.

Hareket Eğilimi 

Öncelikle, (daha sonraki yazılarımızda detaylıca tekrar ele almamız muhtemel) ülkelerle ilgili karakteristik özelliklerinin analiz edildiği Hofstede Insights göstergelerinden birinden bahsedelim. Bulunduğunuz coğrafya size bireysel bir karakter mi, yoksa kollektivist -yani grup halinde hareket etme eğiliminde olan- bir karakter mi veriyor?

Elbette herkesi aynı kategoriye koymamamız gerekse de genel haliyle toplumları açıklarsak: Batılılar daha bireyci, kendi standartlarının izinde ilerlerken Hindistan, Japonya, Çin gibi Asya ülkelerinde yaşayan insanlar ise daha kolektivist yani daha birbirine bağımlı hareket ediyor.

Bireycilik Batı toplumlarında bireysel başarıya, bireysel mutluluğa odaklanmayı sağlarken kollektivist toplumlarda başarı ve mutluluk grubun tamamına bağlı oluyor. Bu noktada elbette farklı olumlu-olumsuz yansımalar olacaktır. Elbette yine kişiden kişiye değişir ancak bireysel başarı odaklı olmak bireyleri daha özgüvenli kılmakla birlikte yalnız hissetme eğilimi de yaratabilir kimilerinde. Grup toplumlarında ise yalnız ayakta kalmanız gereken durumlarla başa çıkmak bir nebze daha zor olabilecekken yalnız hissetme durumu -kalabalıklar içinde mental olarak yalnız olmadığınızı varsayarsanız- daha az görülebilir. Türkiye de genel anlamda kolektivist ülkelerden birisi sayılabilir.

Olaylara, Durumlara Bakış Açışı

Olaylara bakış açınızın size ne kadar ait olduğunu tespit etmenin çok karmaşık bir konu olduğunu düşünüyorum. Ama en azından araştırmanın sonucuna göre aşağı yukarı bir fikir edinebiliriz. Nesnelere ve olaylara bütünsel bakış açısı Asya civarında görülürken, Batı’da ve Amerika’da daha tekilci bir bakış ile yorum getirilebiliyor. Verdiğiniz bir tepkide, bütünsel yaklaşıma göre diğer dış faktörleri de göz önüne alıp tepkinizi yorumlamak olası iken daha tekilci baktığımız zaman bu tepkinin çoğunlukla size ait olduğu, sizin seçiminiz olduğu düşünülebilir.

Nesneler ve imgeler nasıl görülüyor?

Michigan Üniversitesi’nden Richard Nisbett’in göz takibi analizi sonucu Amerikalıların bir fotoğraf ya da türevini incelerken nesneye odaklandığı gözlemlenirken Doğu Asyalıların arka planda yer alan şeyleri incelemek için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Felsefe ve Tarım Üzerine Yorumlar

Felsefe bireyin, bireylerin oluşturduğu toplumun, toplumları ve yaşayışlarını şekillendiren bilimin ve sanatın, özetle  her şeyin sonu olmayan bir başlangıcıdır.

Amerikan felsefesi olarak da bilinen pragmatizme göre size fayda getiren her şey doğrudur kaba bir tanımla. Bireyci bir toplum için bu yaklaşım yaygın olarak görülebilir.

Filozofların bakış açısı da bulundukları coğrafyaya göre şekillenmiş olabilir. Uzak Doğuda Taoizm bütünselliğe vurgu yapıyor. Doğuda Taoizm gibi gelenek birliğini, ebeveyn ile çocuk, karı-koca, kardeşler arasındaki, arkadaş ile arkadaş arasındaki, yönetici ve halk arasındaki sorumlulukları vurgular. Batılı filozoflarda ise özgürlük çok daha fazla göze çarpıyor. Bağımsızlık en önemli hedef oluyor haliyle.

Tarımda, Thomas Talhelm’in incelemelerine göre  Çin’de 28 bölge izlenmiş. Üretimi daha kolektif bir çalışmayı gerektiren pirinç yetiştirmek en yaygın tarımsal faaliyet. Talhelm, insanlar çalışmalarında kolektife önem verdiğinden, bütünü kapsayan davranış ile tarımı şekillendirmiş diye düşünüyor. Hindistan’da da aynı incelemeyi yapan Talhelm, Hindistan ve Çin için aynı sonuca ulaşmış. Belki coğrafi kaynaklar da bu yolu açmıştır onlara, ancak genel yorum kolektif bakış açılarının daha etkili olduğu yönünde. Kuzeyde buğday yetiştirilen bölgelerde ise herkes kendi ürününü yetiştirdiğinden daha bireyci davranışlar sergiliyordu.

Buraya kadar bir araştırmanın sonuçlarını inceledik. Belli ki coğrafyamız, karakterimizi oluşturma çabamızda büyük bir önem taşıyor.

Yani belki de garipsediğiniz, iyi-kötü eleştirilerde bulunduğunuz bir toplumun coğrafyasında doğsaydınız, siz de yorumladığınız şekilde biri olabilirdiniz.

Coğrafya, karakteri etkiliyor. Karakter ise bakış açınızı, mutluluğunuzu, davranışlarınızı, başarınızı birçok şeyi etkileyebilir. Peki ülkelerin mutluluğu ve intihar oranları arasında bir bağlantı var mı?

Mutluluk ve İntihar Oranları 

Birleşmiş Milletler’in hazırladığı 155 ülkeli  2017 Mutluluk Raporu’na göre Norveçliler dünyanın en mutlu insanları. 2. ve 3. sırada Danimarka ve İzlanda var. 4. ve 5. sırasında ise İsviçre ve Finlandiya var. Türkiye ise 78. sıradan 69.’luğa yükseldi. Amerikalıların mutluluğu yıllardır düşüş trendinde. Gelirleri yükselmesine rağmen daha az mutlu olduklarını söylüyor araştırmalar. ABD, bir basamak gerileyerek 14. sıraya indi. Rapora göre dünyanın en mutsuz ülkeleri ise sırasıyla şöyle: Ruanda, Suriye, Tanzanya, Burundi ve Orta Afrika Cumhuriyeti.

Rapor, ülkelerin en az dörtte üçünde, kişi başı gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, kişisel özgürlük, hayırseverlik ve yolsuzluğun bulunmaması gibi etkenlerin mutluluk göstergesiyle bağlantısı olduğunu belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 183 ülkeli 2015 İntihar Oranları’na göre, yılda 100.000 kişi başına intiharlar (yaş standartlaştırılmıştır şekilde) incelendiğinde sıralamalar şöyle:

Türkiye 112, Danimarka 105, Norveç 102, İsviçre 82, İzlanda 65, Amerika 48, Finlandiya 35, Sri Lanka 1. sırada. Jamaika, Grenada, Barbados, Antigua ve Barbuda ise sonlardaki ülkeler.

Mutluluk ve intihar oranlarının biraz zıt göründüğü ortadadır. Ancak buradaki şahsi düşüncem intiharların mutluluk dışındaki etkenlerden kaynaklanabileceği yönündedir, ya da belki de raporların belli standartlar üzerinden yapılması bu sonuçları doğurmuştur. Elbette daha farklı sebepler de olabilir.

Her şey ne kadar da birbiriyle bağlantılı değil mi? Coğrafyanın karakter, psikoloji, felsefe, mutluluk, intihar eğilimi gibi nice konu üzerinde bu kadar etkili olması çok tuhaf. Karakter, içinde bilinçaltı, coğrafya, felsefe, psikoloji, çevre, yaşam şartları ve benzeri binlerce odaya açılan bir ev gibi değil mi?

Ceren Demir

Kaynak Makale: The Weirdest People In the World 

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalışıyorum . Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Bilimsel Makaleleri Anlamak Neden Zorlaşıyor?

1881’den 2015’e kadar yayınlanan 700 bin bilimsel makalenin özetlerini tarayan araştırmacılar, bilimsel makalelerin anlaşılmasının giderek …

2 Yorumlar

  1. Cok guzel bir site severek takip ediyorum.
    Basarilar dilerim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');