Yanlış Olanı Savunma Dürtüsü

Bir insanı inandığı şeyin yanlış olduğuna ikna etmek, onu o şeye inandırmaktan bin kat daha zordur!Herhangi bir olguya, iddiaya veya bir habere:

• Hemen inanmak dünyanın en kolay işi…
• Önce sorgulayıp sonra tercih yapmak daha zor…
• Başta inanıp da uzun süre sonra bu inandığın şeyi sorgulamak durumunda kalmak ise en zoru… 

Bilimsel hiçbir yanı olmamalarına, doğruluklarına yönelik somut deliller içermemelerine rağmen inanmaya devam ettiğimiz birçok şeye işte bu yüzden inanıyoruz.

Astrolojiyi ele alalım. Yıldız ve gezegen sistemlerinin ve bunların hareketlerinin insanların geleceklerini şekillendirdiğine veya gelecekleri hakkında bilgi verebileceğine dair en ufak bilimsel bir veri olmamasına ve 17. yüzyıldan itibaren artık sahte bilim kategorisine girmesine rağmen çoğumuz inanmaya devam ediyor.

Uzaylılar ve UFO’lara, hayaletlere, karmanın varlığına ve daha bir çok kavrama benzer şekilde inanıyoruz.

Psikologlara göre aslında sadece kuru kuruya inanmakla da kalmıyoruz, inancımıza dair istemsiz şekilde iki tür reflekse sahibiz:

• İnandığımız kavramı destekleyen ne varsa filtremizden onlar ama sadece onlar geçiyor: Günlük falın doğru mu çıktı? Tamamdır, artık astroloji gerçekten bilim!

• İnandığımız kavram ile çelişen ne varsa, onların aksini ispat etmeye daha çok enerji harcıyoruz: UFO zannedip görüntülediğin obje askeri bir hava aracı veya düşen bir göktaşı mı çıktı? Zaten bunlar hep Amerika’nın UFO’ların varlığını saklamak için oynadığı oyunlar… Onlar var aslında, var tabii!

Bu tip bir mekanizmaya sahipken bir insanın inancını kırmak betonu kırmaktan zor gerçekten.

İnkar insanın doğasında var

Freud’a göre sahip olduğumuz bir diğer mekanizma; inkar ve unutma. Yaşı ilerlemiş insanların özellikle geçmişte yaptıkları yanlışlara dair bir çok şeyi unutmuş olması, yaşlılıklarından bağımsız olarak insanın kendini derin pişmanlıklardan koruma refleksinin bir parçasıdır.

Yani işin özeti insan, doğası gereği;

• Kolay inanan,
• İnandığından çok zor vazgeçen,
• Büyük hatalarını unutan bir varlık.

Kişi o ana dek yaptıklarının büyük bir hata olduğunu kabul edip depresyona girmektense, gördüğü herşeyi inkar etmeye hatta unutmaya koşulludur. Bu yüzden öncelikle kimseye bu en insani refleksi gösterdiği için kızmaya hakkımız olmadığını anlamalıyız.

Bir insanı inandığı şeyin yanlış olduğuna ikna etmek, onu o şeye inandırmaktan bin kat daha zordur!

Toplulukları değiştirmek bireyleri değiştirmekten daha kolay olabilir mi!

Eğer bireylerin de ötesinde bir topluluktan bahsediyorsak işin içine bir de sürü psikolojisi giriyor. Yalnız bu noktada konu biraz ilginçleşiyor. Belirli bir olguya inanan insanların oluşturduğu, yani ortak noktanın inanç üzerine kurulu topluluklarda genel eğilim, bu topluluğun yüzde 5’lik bölümünün hareketine bakıyor.

Yapılan bilimsel araştırmalar, örneğin bir arbede esnasınde nereye gideceğini bilmeden kaçan insanların eğilimlerinin, topluluğun en aktif yüzde 5’lik diliminin hareketleriyle belirlendiğini gösteriyor. Yani işin garip tarafı, bir insanın inandığı şeyin yanlışlığını bireysel olarak farkedip değiştirmesi ne kadar zor bir olguysa; bir topluluğun üyesiyse bunu gerçekleştirmek bir o kadar kolay.

Dedim ya iş o topluluğun diğerlerine göre daha aktif hizmet eden yüzde 5’in hareketine bakıyor.

Can Gürses

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Hazcılık (Hedonizm), Matematik ve Din

Hayatımız boyunca edinmeye çalıştığımız, hayal ettiğimiz her şeyi oturup bir düşünelim. Bize ne veriyor, bizden …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir