Türkiye’nin Yaratıcılık, İnovasyon, Patent Sınavları: Nüfusun ‘Sayısı’ mı? ‘Niteliği’ mi?

Ülkelerin nüfus ‘sayısı’ ve nüfus ‘niteliği’ arasında matematiksel bir ilişki var mıdır? Gelin bu ilişkiyi sorgulayalım bu yazıda çeşitli alt başlıklar altında…

Yenilik- Yaratıcılık ve İnovasyon:

Yaratıcılık, tıpkı bilim gibi özgürlüğe ihtiyaç duyar..

Karamsar tablolar çizmekten kaçınmak istesem de maalesef bazı noktalarda matematiğin bizim için nüfus sayısı ve nüfus niteliği noktasında ters işlediğine (ya da ters orantı ile işlediğine diyelim) tanık olacağımızı da şimdiden söylemek istiyorum. Mesela 5 milyon büyüktür 80 milyon gibi..

Çünkü önce gerçekleri (sloganları bir kenara bırakıp) cesurca ele alabilmek, tv başındaki koltuktan kalkıp harekete geçmemizi ve büyümemizi sağlar..

Öncelikle internet üzerinde, veri erişimi pek de kolay olmuyor. Her sitede, her ülkede, her haberde aradığınız oranların farklı yansıtılabileceğini görüyorsunuz. İki farklı tablo ile bu demek istediğimi daha net anlamamız mümkün.

Tablo öncesi sayısal olarak bakarsak;

Global Innovation Index (GII) Birleşmiş Milletler’in bir kuruluşu olan WIPO (Dünya Fikri Haklar Kuruluşu) ile INSEAD ve Cornell Üniversitesi’nin ortak  çalışması olan, 128 ülkeli dünyanın en yaratıcı ekonomileri listesinde Türkiye 2016 sıralamasında 16 sıra yükselerek 39,03 puan ile 42. oldu. 

Şimdi gelelim diğer ülkelere.. Durum iyi mi kötü mü siz karar verin.

İlk tabloda Bloomberg verileri, ikinci tabloda ise başta bahsettiğimiz Global Innovation Index (GII) verileri var. İki tablo arasında farklar olmasının sebebi, Bloomberg İnovasyon Endeksi’nin teknoloji şirketlerinin yoğunluğunu daha çok dikkate alması ve Global Innovation Index (GII)’in 2017 verilerinden bir parça daha yakın bir tarihte olmasından kaynaklı olabilir.

Bu tablolar hem yenilik-yaratıcılık hem de inovasyon araştırmalarında karşınıza çıksa da aralarında bir nüans olduğunu ekleyelim yine de..

Yenilik ve yaratıcılığa, (yani bir ürünün şeklini, içeriğini değiştirip onu daha kullanışlı veya farklı bir hale getirmek gibi) ticari bir sonuç eklendiği zaman, inovasyon olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda inovasyon, yeniliğin veya yaratıcılığın sürdürülebilir karlı büyümeyi sağlamasıyla oluşan bir yaklaşımdır.

Yani yaratıcı olsanız da o yaratıcı fikriniz para getiriyorsa inovasyona dönüşüyor.. Modern dünyanın kavgası bu..

Gelelim tabloya..Aslında baktığınız zaman yine aynı ülkeler arasında sadece sıralama değişiklikleri olduğu görülüyor. Biz burada ikinci tablodan hareketle yorumlamaya çalışalım nüfus sayısı ve niteliği mevzusunu..

Dünyanın en inovatif ilk iki ülkesinin yani İsviçre ve İsveç’in toplam nüfusu neredeyse İstanbul’un nüfusu kadar ediyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Nitelik mi, sayı mı?

Peki burada bizim eksiklerimiz neler olabilir?

Bakınız 13. sıradaki İzlanda’nın da nüfusu 300.000 civarlarında. Belki Türkiye’de bir köy kadar..

Belki de bizim siyaset, magazin-dedikodu, ırk-mezhep-din kavgaları, ucube diziler ile tıka basa dolu olmamızdır..

Sanmıyorum ki bu ülkelerde profesörler cahillerin elini eteğini öpsün.

Sanmıyorum ki buralarda yetiştirilen çocuklar bilim, eğitim, sanat, spor dışındaki her konuyla baskı altında büyütülsün.

Sanmıyorum ki bu çocuklar kendini insani olarak yetiştirememiş (ya da kendini yetiştiremeden) büyüklerin elinde, onların sözde çocuk yetiştirme sevdasında ideoloji kavgalarına göre doldurulup şekillendirilsin, oradan oraya savrulsun çocukluğunu yaşayamadan..

Vardır her ülkenin artısı eksisi elbet..

Ama hiçbir ülke yoktur ki bu kadar potansiyeli olup da bu kadar kendini potansiyelsiz kılmaya çalışan..

Yani cahil olmadığı halde cahil olmayı seçen..

Hiçbir ülke yoktur ki kendi kendine bu kadar düşman olan..

Bizim zehir gibi, her biri pırlanta çocuklarımızın sistemin içinde eritilmesi, bizim düşmana ihtiyacımızın olmadığını gösteriyor..

Neyse ki patent konusunda daha çok içimiz açılacak..

Patent:

Bu yıl yayımlanan 2017 patent raporlarına göre ilk 50 ülkede varız ve 20. sıralara yükselmişiz.. Burada en azından son yıllarda patent başvurularımızın daha da artmış olması çok güzel.

Yine de listede ön sıralardaki birçok ülkenin nüfusu, Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar az..

Belki de nüfus az olunca kaliteli eğitim vermek, kaliteli insan yetiştirmek çok daha kolay diye düşünebilirsiniz. Ben de başlangıçta böyle düşünmüştüm.

Ancak sonra Almanya ve Güney Kore ile de değerlendirme yapmamız gerektiğine inandım..

Gerçekten nüfus sayısı ile mi alakalı acaba?

Türkiye – Güney Kore:

Uzman ekonomistler, Ali Eşiyok ve Mahfi Eğilmez’in analizlerine göre:

1960’lı yıllara birçok sosyo-ekonomik gösterge açısından Türkiye’nin gerisinde başlayan Güney Kore 2000’li yıllara gelindiğinde gerek ulusal gelir ve gerekse de sanayileşme açısından Türkiye’den önemli ölçüde kopmuş, 1970’li ve izleyen yıllarda gösterdiği sanayileşme performansı ile gelişmiş ülkelere yaklaşmıştır.

2000’lerden itibaren  Güney Kore tasarruf, yatırım, bütçe, enflasyon, işsizlik, cari denge sorunlarını tamamen çözerken Türkiye bütün bu sorunlarla uğraşmaya devam ediyor.

2016 yılına geldiğimizde Güney Kore, GSYH’sini 1,4 trilyon dolar, kişi başına gelirini 27.539 dolara çıkarırken Türkiye’nin GSYH’si 857 milyar dolarda ve kişi başına geliri de 10.743 dolarda kalıyor.

Nüfuslar kabaca 50 milyona (Güney Kore), 80 milyon (Türkiye) kadar..

Demek ki nüfus oranlarının azlığı- çokluğu değil mesele eğitim ve gelişmişlik noktasında..

Bir de bu noktada Türkiye ve Almanya’ya kısaca değinip bitirelim.

Türkiye-Almanya:

Nüfusları neredeyse aynı bu iki ülkenin sadece gayrisafi yurtiçi hasılaları ve enflasyonlarına bakalım:

Hasılalar:

Almanya: 3.467 trilyon USD (2016)

Türkiye:  857,7 milyar USD ‎(2016)

Enflasyon:

Almanya: yüzde 1,6 kadar.

Türkiye: TÜİK’e göre Tüketici fiyatlarında yıllık enflasyon yüzde 10,26’ya yükseldi.

Özetle, nüfusun az olması ile pek de alakalı değil gelişmişlik.. Nüfusumuzun yakın olduğu ülkelerle de aramızda bazı farklılıklar olduğu görülüyor.

Yeni, rekabetçi dünya şartları oldukça acımasız olduğu için, ülkelerin bağımsızlıkları ve ayakta kalabilmeleri için bilim, eğitim, teknoloji, yaratıcılık konularında fark yaratmak zorunda oluşu kaçınılmaz bir gerçektir..

Artık bu noktada bizlerin de gerçekleri görmeye cesaret ederek, sloganlarla değil adım atmakla gelişebileceğimizi kabul etmemiz ve kavgadan vazgeçip el ele çalışmamız gerekir..

Bizi içeride de dışarıda da ancak özgür ve bilimsel eğitim ayakta ve güçlü tutacaktır..

Ağam, paşamcılık değil..

Potansiyelimizin, hak ettiği alanlarda harcanması dileğiyle..

Ceren Demir

Kaynaklar

http://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo_pub_941_2017-chapter2.pdf

https://www.cambridgenetwork.co.uk/news/patent-applications-from-the-uk-keep-growing/

https://www.weforum.org/agenda/2018/02/south-korea-and-sweden-are-the-most-innovative-countries-in-the-world

https://www.globalinnovationindex.org/media-press-releases

http://www.turkiyepatenthareketi.com/2017_patent_basvuru_sayisi-716_tr_lc.html

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalışıyorum . Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Bilimsel Makaleleri Anlamak Neden Zorlaşıyor?

1881’den 2015’e kadar yayınlanan 700 bin bilimsel makalenin özetlerini tarayan araştırmacılar, bilimsel makalelerin anlaşılmasının giderek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');