Tavşan deliğinde ne kadar inmek istiyorsun?

Normal fizik ve dünya insana kendini bir robot gibi hissettirirken, quantum mekaniği insana başka bir yol gösteriyor. Dünyayı çalışan bir saat değil de, her parçası bir biri ile bağlantılı, uzay ve zamana yayılmış bir organizma olarak sunuyor. Bu durumda nasıl davrandığımız sadece kendimizi değil dünyayı da çok fazla etkiliyor.

Bilimin anlattığı öykülerle yaşıyoruz.Ve bilimin anlattığı öykülerden bir çoğu, bize genetik bir hata olduğumuzu söylüyor. Bir sonraki kuşağa geçmek için, bizi kullanan genlerimiz olduğu ve rastgele dönüştürüldüğümüz söyleniyor. Dünya görüşümüzü ve ve dünyayı nasıl gördüğümüzün basit bir tanımı var. Bu tanıma göre yaşadığımız evrenin dışında, yalnız ve hepimiz aynıyız. Bizler yalnız bir gezegende, yalnız bir evrende, yalnız bir hatayız.  Artık bu paradigmanın yanlış olduğunu görüyoruz. Hepimiz biriz, birlikteyiz. Varlığımızın en küçük zerresine bile bağlıyız. Yeni bir ruhsal ortama ihtiyacımız var. Bu ihtiyaçta Quantum mekaniği, hiç değilse bizim doğru yere adım atmamızı sağlayacaktır.

Yeni bir paradigma yaratmamız için duygularımızın ötesine geçmeliyiz. İçinizde olanlar, beyninizde, sinir sisteminizde, gözlemleme yeteneğinizde, hafızanızda olan bitenler, şeyleri sizin için gerçek yaparak, dünyayı nasıl algılıyor olduğunuzu belirliyor. Ama bu dışarıdaki gerçekliği değiştirmiyor. Her an duygularımız yoluyla bir deneyime dalıyoruz. Görüyor, kokluyor, tadıyor ve hissediyoruz. Duygularımızla gerçeğin içine dalıyoruz. Gerçeklik hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Dışarıdaki bütün o şeylerin duyu organlarımızın eleğinden geçerek bize sunduğu şeye, biz gerçeklik diyoruz. Oysa ki beyin saniyede 400 milyar parça bilgi işlerken, biz sadece 2000 tanesinin farkındayız. Gözler bir video kamera gibidir, bilgiyi alır ve hemen kaydederler. Ama siz bütün her şeyi bir araya getirene kadar, hiç bir şeye anlam veremezler. Yani editör masası gibi bir yerde, bütün bu görüntülerinizi ve hayatınızı birleştirerek, o büyük filmi oluşturursunuz.

Eğer beyin, 400 milyar bilgi işlerken biz sadece 2000 tanesinin farkında olabiliyorsak, gerçeklik beyinde sürekli var ama bizler bu gerçekliği bir bütün haline getiremiyoruz demektir. Ama bize tahammüllerin dışında bilgi ve veri sunulur da, beynin düşünmesi istenirse ve Quantum fiziği ile nerofizyolojiyi de bir araya getirebilirsek, ya öyleyseleri ve olasılıkları inceleyebilirsek, bildiklerimizi deneyimlerimizle birleştirir ve bunu sürekli tekrar edebilirsek, beynin ayrı çalışan iki sinir ağı birleşecek ve bu da bize yepyeni bir bakış açısı verecektir. Bu durum senin sınırınmış gibi gözüken o 2000 bilgiden çıkarak, 400 milyar bilgiye doğru yaptığın ilk yolculuk olacak, işte bunla beraberde idrak yolların açılacaktır.

Normal fizik ve dünya insana kendini bir robot gibi hissettirirken, quantum mekaniği insana başka bir yol gösteriyor. Dünyayı çalışan bir saat değil de, her parçası bir biri ile bağlantılı, uzay ve zamana yayılmış bir organizma olarak sunuyor. Bu durumda nasıl davrandığımız sadece kendimizi değil dünyayı da çok fazla etkiliyor.

Evren tuhaf bir yer. Sanki evreni yöneten iki farklı yasa gurubu var. Klasik dünyada, yani bizim zaman ve ölçeğimizde, Newton’un hareket yasaları geçerlidir ki, bunlar yüz yıllar önce keşfedildi. Ama küçük ölçeklerde atom düzeyine indiğimizde farklı bir yasa gurubu devreye girer. Bunlar Quantum yasalarıdır. Bu yasaya göre, parçacıklar aynı zamanda birden çok yerde bulunabilirler, çok uzaktan birbirleri ile bağlantı kurabilirler ve bir anda bir araya gelip tek bir davranış gösterebilirler. Quantum dünyası ile, klasik dünya arasındaki sınır çizgisi gerçekten gizemlidir. Her şeyin arasındaki bağlantılılık gerçeğin temel dokusudur. Bu düşünceyi kavramak gerçekten çok zordur. Bu durumun sıradan hayatımızla bağdaşmadığını düşünüyor olabilirsiniz ama, gerçekten çok bağdaşır. ‘ Geç kaldım..’ hepimizin kullandığı basit cümle.. Fizikte zamanın göründüğü gibi olmadığının ilk işareti, görelilik kavramı ile geldi. Bu kavram zamanın mutlak ve evrene hakim olmadığının ilk ip ucuydu.

Dünyanın dönüyor olması ve evrenin oluşturduğu çekim yasası, başınızın ayaklarınızdan biraz daha hızlı hareket ettiğini gösterir. Fiziğin temel denklemleri vardır ve bu denklemlerde zamanın tersine simetrisi diye bir özellik vardır. Bu özelliğe göre süt bardaktan ne kadar dökülürse, o kadar geri dolar ve insanlar yaşlandığı kadar gençleşebilir. Yani geçmişin bilgisine ne kadar ulaşabiliyorsak, geleceğin bilgisine de o kadar ulaşabiliriz. Geleceğe etki edebileceğimiz kadar, geçmişe de etki edebiliriz. Zamanda ileriye gidiyor olmamız bilinçle alakalı bir şeydir. Quantuma göre bilincimizi değiştirebilirsek zamanda geriye de gidebiliriz. Bazı araştırmalarda görüldü ki insan elini oynatmaya veya bir şey söylemeye başlarken, daha ne yaptığının bilincinde bile değilken, beynin bazı sinir hücrelerinde etkinlikler oluyor. Yani önce yapıyorum sonra karar veriyorum durumu. Ama bazı bilim adamları, beynin karar verdikten sonra geri zaman komut gönderdiklerini savunuyor.

Yapılan deneyler sonucunda, sadece gözlemcinin bile etrafında ki bir çok fiziksel şeyi değiştirebildiği görülmüştür. Peki bu durumda gözlemci artık sadece bir gözlemci midir?

Quantum mekaniğinde, gözlemci olarak dünyaya nasıl bağlanabileceğimiz konusu var. Evet nasıl bağlanabileceğimizi bilmiyoruz. Kendimize tanımlanan bu fiziksel sistemin bir başka parçası olarak davranmamız gerektiğini bilmiyoruz. Bu yüzden fiziksel yasaların iki ayrı kuralı vardır. Birisi siz bakarken, diğeri ise siz bakmazken olandır. O halde bilinçli bir gözlemcinin, olan biteni matematikle anlatması doğru olmayacaktır. Bakmadığımızda milyonlarca olasılık varken, baktığımızda sadece deneyin parçaları vardır.

Soru şu… Tavşan deliğinde ne kadar inmek istiyorsun?

Fotoğraf, Cenk İKİZ arşivinden

Şahin Doğru

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Şahin Doğru

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü 2004 senesinde bitirdim. Eskişehir’de çok üşüdüm, soğuk bir memlekettir. Büyüdüğüm yer olan Bursa’nın ve daha çok büyüdüğüm yer olan Eskişehir’in temposu oldukça yüksekti. Temposu yüksek ve büyük şehirlerden sıkılmıştım. İnsanı çoğu zaman karar veremez durumda bırakıyor, adeta bir akıntıda sürüklüyordu büyük şehirler. Hayatın bu hızına çok fazla girmeden nasıl yaşayabilirim diye düşünüp, Ege’de küçük bir kasabaya yerleşmeye karar verdim. İyiki de öyle yapmışım. 2005 senesinde Aydın-Didim’e taşındım. Kendi işimi yapıyorum ve oldukça fazla güzel geçirebilecek boş zamanım kalıyor. Yolculukları çok seviyorum. Yolculuklar dışarıya çıkıp sanki oradan başka bir gözle bakmak gibi çıktığın yere ve içindeyken asla göremediğin şeyleri görmek gibi geliyor bana. Serbest dalış yaz kış yaptığım ve en sevdiğim spor. Ayrıca Trompet çalmaya çalışıyorum. İçimde ki üretme ve paylaşma isteği ise şimdi buraya getirdi beni. Bundan sonrasını ise beraber göreceğiz.

Bunlara da Göz Atın

Hazcılık (Hedonizm), Matematik ve Din

Hayatımız boyunca edinmeye çalıştığımız, hayal ettiğimiz her şeyi oturup bir düşünelim. Bize ne veriyor, bizden …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir