Taklit Ettiğin Kadarıyla Varsın!

Kültür ve geleneğin özünde toplumsal öğrenme yani başkalarından öğrenme yatar ve diğer öğrenme seçenekleri ile karşılaştırıldığında en sık başvurulan öğrenme biçimidir.

Başkalarını öykünmenin, her işin üstesinden tek başımıza gelmeye çalışmanın yarattığı güçlükleri yaşamak zorunda kalmaksızın, bizlere yararlı birtakım bilgiler edinmemize olanak tanıdığı kuşku götürmez bir gerçek. Ancak toplumların değişen koşullara ayak uydurabilmeleri için yenilenmeye ihtiyaçları vardır. İnsanlar gördükleri her şeyi körü körüne taklit edemezler, çünkü sunulan bilgiler yanlış, çağdışı, ya da kullanıma elverişsiz olabilir.

Toplumsal öğrenme insanın başarısında bu denli güçlü bir etmen olduğuna göre, buna ne zaman, nerede ve neden başvurulduğunu da, doğal olarak, bilmek zorundayız. Bu soruna bir süre kafa yoran Britanya’daki St. Andrews Üniversitesi uzmanlarından Kevin Laland, bir sonuca ulaşmak için özgün bir yaklaşıma gerek olduğunun ayırdındaydı.

O güne dek olası öğrenme yöntemlerinin yalnızca ufacık bir bölümü araştırılmıştı. Kişinin ender görülen özelliklerden çok, toplum içinde daha yaygın olan özellikleri taklit etmeye eğilimli olduğu görüşüne dayanan “uymacı (konformist) aktarım modeli” bu yöntemler arasında enine boyuna en çok araştırılan yöntem oldu. Bir başka seçenek, söz gelimi yeni bir bilgisayar ya da borsadan hisse senedi satın alırken başvurulması oldukça mantıklıymış gibi görünen, “uzman birini taklit etme” yöntemidir. “En başarılı olanı taklit etme” yöntemi de mantıklı görünebilir, ancak ünlülere odaklı dünyamızda bu yöntemin geri tepmesi olasılığı da vardır- George Clooney belli bir kahve markasını yeğleyebilir, ancak bu kişinin içecekler konusunda bir başkasından gerçekten de daha bilgili olduğu konusu kuşku götürür.

Laland öğrenme yöntemlerini çok daha geniş kapsamlı olarak araştırmak, özellikle de bu yöntemlerden hangilerinin daha çok işe yaradığını öğrenmek istiyordu. Ancak bu amacına geleneksel deneylerle ulaşamayacağını fark ettiğinden, bir turnuva düzenlemeyi düşündü. 1970’lerde işbirliğinin neden evrildiğini araştırmak amacıyla yapılan ve tutuklular ikilemine dayanan yarışmalardan esinlenen Laland, bu kez bilgisayar ortamında oluşturulmuş bir dünyada yaşamda kalmaya dayalı bir oyun düzenledi. Bu oyunda katılımcılara, her biri oyun boyunca değişecek farklı sonuçları beraberinde getiren, 100 olası davranış biçimi sunuldu.

Turnuvaya katılanlar, 100 farklı temsilciyle işe başlayacaklardı. Oyunun her devresinde temsilcilerin her biri için üç seçenek geçerli olacaktı: Bireysel öğrenme suretiyle yeni bir davranış biçiminin gelişigüzel benimsendiği, yenilenme; toplumsal öğrenme sonucunda yeni bir davranışın benimsendiği, gözlem; ya da, daha önce öğrenilmiş bir davranışın kullanıldığı ve bundan bir çıkar sağlandığı, yararlanma.

Katılımcılar temsilcilerinin bu seçeneklerden birinde karar kılarken yararlanacakları bir yöntem belirlemek zorundaydılar. Amaç en başarılı ya da en “uygun” temsilcilerin oluşmasını sağlayan yöntemin yaratılmasıydı.

Laland ve arkadaşları bu çalışmanın sonucunda elde ettikleri bulguları Science dergisinde yayımladılar. Bu bulgulara göre, başarılı yöntemin temelinde öncelikle toplumsal öğrenme yatmaktaydı. En başarılı temsilciler öğrenmeye harcadıkları zamanın hemen hemen tümünü gözlemlemeye ayırmaktaydılar.

En başarılı yöntemlerde tanık olunan bir başka özellik de “asalaksal” olmaları. Öyle ki, toplumsal öğrenme ancak çevremizde yeni bir şeyler bulan insanlar var olduğu sürece işe yarıyor.

Genel gözlemler insanların başkalarını taklit etme eğilimleri açısından büyük farklılıklar sergilediklerini ortaya koyuyor. İnsanlarda başarılı bir bireysel öğrenme sürecini yürütme yeteneği ve arzusunun, yaratıcılık ve merak gibi kişilik özellikleriyle yakından ilintili olduğu görülüyor.

Cinsiyetler arasında da farklılıklar olduğu göze çarpıyor. Araştırmalar kadınların bireysel öğrenmeye erkeklerden daha fazla zaman harcadıklarını ortaya koyuyor.

Laland ve kimi başka araştırmacılar toplumsal öğrenmenin doğada çok yaygın olduğunu, omurgasızların bile bu yöntemden yararlandıklarını ortaya koydular. O halde, insanlara özgü taklit etme yeteneğini öylesine özel kılan neydi?

Laland’ın araştırması toplumsal öğrenmenin çok büyük bir beyin gücünü gerektirmediğini gözler önüne seriyor. Bu durum toplumsal öğrenme yetisinden neden böceklerin bile yarar sağlayabildikleri konusuna açıklık getiriyor. Ne var ki, yarışmada sivrilmek için biraz daha incelikli, ya da ustalıklı işler yapmak gerekiyor. Bu da çevredeki değişim hızıyla ilgili doğru kestirimlerin yapılmasını gerektiriyor. Çünkü bu tür kestirimler bilginin nasıl bir hızla eskiyeceği konusunda da fikir veriyorlar. İşte insanlar tam da bu açıdan öteki canlıları gölgede bırakıyorlar.

Bu etkileyici özelliğin yanı sıra, insanlar geçen zamanın ve değişen koşulların hesaba katılmasına olanak tanıyan bir başka eşsiz yeteneğe de sahipler: Dil.

Laland’ın meslektaşı ve turnuvanın düzenleyicilerinden Luke Rendell’e göre dil, insanların toplumsal öğrenmeden en fazla yarar sağlamalarına olanak tanıyan ve insanlarla öteki hayvanların davranışları arasındaki büyük boşluğun oluşmasına yol açan özellik olabilir.

Bu araştırmanın toplumsal öğrenme konusuna farklı bir boyut getirdiği kuşkusuz. Ancak deneyin eksiksiz olmadığına, benzetimlerin belirli bireyleri zaman içinde izleyemediğine ve bunların gerçek yaşamda öğrenmenin önemli bir parçasını oluşturan resmi eğitimi içermediğine dikkat çeken araştırmacılar bu tür karmaşıklıkları ele almadan önce, aynı deneyi bir kez de gerçek dünyada uygulamayı tasarlıyorlar.

Rita Urgan, Kaynak: New Scientist

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

 Bilim, Ahlaki Pusulanın Yönünü Değiştirebilir mi?

Ahlaki hükümler genel olarak bilimsel açıklaması olmayan zihinsel faaliyetlerdir. Bilim insanları ahlaki düşüncelerimizin çoğunlukla sezgilerimizin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');