Sırrı Çözülememiş Bir Gizem ve John Von Neumann

Neumann matematiği bilgisayar bilimi için en doğru şekilde kullanmış, en karmaşık olaylarda çoğumuzun günümüzde bile anlayamadığı çözüm yollarıyla sonuca ulaşmıştır.  William James’in dediği gibi deha gerçekleri alışılmamış şekilde görmekten başka bir şey değilse John von Neumann, dahiliğin bir simgesi…John Von NeumannJohn von Neumann 28 Aralık 1903 yılında Macaristan’ın Budapeşte kentinde dünyaya geldi.Varlıklı bir ailesi vardı.Daha küçük yaşlarda yaptıkları, ileride yapacaklarının habercisi gibiydi. 6 yaşında 8 haneli iki sayıyı aklından bölebiliyor, 8 yaşında türev ve integral biliyordu.

1921 yılından 1923 yılına kadar Berlin Üniversitesi’nde kimya eğitimi gördü. İki yıl sonra İsviçre Teknik Yüksek Okulu’ndan kimya mühendisliği diploması aldı. Nihayet 1926 yılında Budapeşte Üniversitesi’nden matematik doktorası aldı. Budapeşte’deki çalışmalarını bitirir bitirmez genç matematikçiye Göttingen Üniversitesi’nde Rockefeller bursu verildi. 23 yaşındayken burada ilk şaheseri olan, atom ve nükleer fiziğin üzerine kurulu Kuantum Teorisi anlayışı için çok önemli sayılan Kuantum Mekaniğinin Matematik Temelleri’ni yayımladı.Yinee o yıllarda von Neumann, Berlin Üniversitesi’nde ilk öğretim üyeliğini kabul etti.

Berlin’de iken, sadece şans faktörünün değil stratejinin de büyük önem taşımasıyla ilgisini çeken poker oyununu incelemeye başladı. Bu oyunu matematiksel terimlerle ifade edebileceği düşüncesini birkaç ay içerisinde hayata geçirdi ve gerek ekonomi gerekse siyaset bilimi üzerinde büyük etki yaratan oyun teorisi böylece doğmuş oldu. Neumann’ın temeldeki düşüncesi insan davranışlarının oyunlar yoluyla açıklanabileceğiydi. 1944 yılında Oskar Morgenstern ile beraber yazdığı Oyunlar Teorisi ve Ekonomik Davranış adlı kitabı çıktı. Matematik bölümlerinde Oyun Teorisi dersleri açıldı.

Bugün bildiğimiz anlamıyla oyun teorisi, John von Neumann’ın 1928 tarihli Minimum-Maksimum Teoremi ile temellerini attığı ve John Nash’in de bu temele dayanarak geliştirdiği 1950 tarihli Denge Teoremi ile oluşmuştur.

1933 yılında von Neumann, Princeton’da araştırmacılar için yeni açılan uluslararası bir merkez olan İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde profesör olma çağrısı aldı. Orada birkaç yıl matematik araştırmalarına derinlemesine daldı. II.Dünya Savaşı’na uzanan yıllarda ve savaş süresince von Neumann, askeriye için çalışmıştır. Kendisi burada askeriye için ilk elektronik hesaplayıcı olan ENIAC’ı, 1945’te savaş sona erene kadar tamamlamıştı. Uzun araştırmalar sonucu onun harika makinesi MANIAC insanların hizmetine hazırdı. Öyle ki bu makina önceleri birkaç yıl alan bir problemi bir saatte tamamlayabiliyordu.

NORC von Neumann’ın ikinci bilgisayarıydı. Bu hünerli makine yirmi dört saatlik bir hava tahminini birkaç dakikalık zamanda verebiliyor, yerkürenin özü hakkında bilgi kaydedebiliyordu. Atlantik ve Pasifik Okyanusları’nın med-cezir hareketlerini hesaplayabiliyor ve askeri manevra problemlerini çözebiliyordu. 1953 yılında, Amerikan güdümlü mermi programına paha biçmeye çalışan bilim adamları ve askeri liderler komisyonuna başkan atandı. Onun başkanlığında Kıtalararası Balistik Güdümlü Mermi (ICBM) projesi üzerinde çalışmaya başladı.

Şimdi yazının ilginç bölüme gelelim. 1984 yapımı Philadelphia Deneyi adlı filmi belki çoğunuz biliyorsunuz. Film her ne kadar bilim-kurgu kategorisinde değerlendirilse de 1943 yılında böyle bir deneyin yapıldığı, belgelerin mevcut olduğu ve filmin de buna dayanılarak çekildiği söylenmektedir. Hükümetin filmin yayınlanmasında sorun çıkarması ve deneyin yapılmış olma ihtimalinden ilk söz eden kişi Morris K. Jessup’ın şüpheli intiharı da bir gerçeğin saklandığı ihtimalini güçlendirir niteliktedir. eldridge_1116228i

Philadeiphia Deneyi’nin temelinde düşünce olarak Albert Einstein’in Çekim ve Elektriklenmede Birleşik Alan Kuramı vardı.Kuram, deneyciler tarafından elektronik kamuflaj olarak tasarlandı. Einstein, kuramı 1925-27 arasında Almanya’da bir Prusya bilim dergisinde yayımladı; ama kuramını denemiş ve hatta tam anlamıyla geliştirmiş degildi. O dönemdeki amaç, çok güçlü bir elektromanyetik alan sağlanarak gemilerin görünmez olmaları ve bu sayede top mermilerinden ve denizaltıların atacakları torpidolardan korunmasıydı. Hatta daha sonra, görünmezlik alanının bir benzerinin denizde degil, havada oluşturularak önemli üslerin görünmesinin engellenmesi de düsünülmüştü. Deneyin temel çalışmaları, “Project Rainbow” adıyla 1930’ların başında Chicago Üniversitesi’nde başlatılmıştı. 1931’de de Princeton Üniversitesi’ne taşındı.

Deneyin tanığı korkunç olayı şu şekilde anlatıyor:”Deney 22 haziran 1943’te sabah 09.00’da jeneratörlere güç verilerek başlatıldı.Mürettebatın içinde olduğu gemide manyetik alan oluşuyordu; sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başladı ve gemi yavaş yavaş kayboluyordu.Herkes olayı şaşkınlık içinde nefesleri tutulu bir halde izliyor, başarının keyfini çıkarıyordu. Her şey beklenildiği gibi gidiyordu ve 15 dakika sonra emir verilerek jeneratör şarterleri kapatıldı. Önce bir şey olmadı, ardından yeşil sis yine ortaya çıktı ve gemi görünmeye ya da geri dönmeye basladı; ama nereden geliyordu? Sis azalırken bir şeylerin yanlış gittiğini hissettik. Hemen gemiye yanaştık; ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkarak kustuklarını gördük. Diğerleri güvertede şaşkın şaşkın bilinçsizce dolasıyorlardı. Yetkililer mürettebatı gemiden uzaklaştırıp yerlerine yeni mürettebat aldı. Birkaç gün sonra ikinci deney başlatıldı. Jeneratörler çalıştıktan hemen sonra gemi hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı. Birkaç dakika sonra mavi bir ısık parladı ve gemi tamamen yoktu. Ondan birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk’ta ortaya çıktı. Ama göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadeiphia’da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum ciddiydi; tüm mürettebatın başı beladaydı.

Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmediler; ama en korkuncu, beş denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmasıydı. Bu feci bir olaydı. Birisi kurtuldu ama bir daha asla eski haline dönemedi. Aklını tamamıyla yitirmişti ama yapacak bir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti. Sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birinin yüzüne veya eline dokunmasıyla görünür hale geliyorlardı; yani dokunmanin giysilerin olmadiği bir yere yapılması gerekiyordu. ‘Donma’ adı verilen bu durum saatlerce, günlerce sürebiliyordu. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup çok uzak bir yerde ortaya çıkması ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi? Sorunun cevabı hala yok; ama Philadeiphia Deneyi hayatımda yaşadığım en korkunç, en inanılmaz olaydı. Bildiklerim bu kadar, uzmanların ne düşündüklerini bilecek konumda değildim.”

ss

Projenin von Neumann’la ilgisine gelince; Dr. John von Neumann, Einstein ve Dr. Nikola Tesla ile zaman zaman bu projede yer aldı. Burada Dr. Alfred Bielek’in çalışmaları ve anıları çok önemlidir. Bielek, her 10 yılda bir 12 Ağustos’ta manyetik enerji alanının yine oluştuğunu öne sürüyordu; yani 1943’ten sonra 1963 ve 1983’te bu olay olmuştu. Olayın nedeni ‘senkronizasyon’du. Enerji alanlari yine toplanıyor, dalgalanarak ortaya çıkıyordu; ama bu alanlar karmaşık ve şaşkındı. Neumann, 1986’da ölen Bielek’in anılarında yazdığına göre olayı dogrulamıstı ve ifadesi teyp bantlarında vardı. Neumann doğa yasalarının tam öğrenilmemesinin çok tehlikeli olabileceğini de söylüyor ve bundan korkuyordu. Olusturulan dev enerji, doğru açıda senkronize edilirken birden kontrolden çıkmış ve “yönsüz dalgalar”a dönüşünce alışılmadık etkiler başlamıştı. Senkronize olamayan dalgalar zamanı büküyor ve etkiliyordu.

Dr. Alfred Bielek’e göre Philadeiphia Deneyi’nin yapılıp yapılmadığı belli değildir ve şu an için kanıtlanamaz, ama kavram olarak geçerlidir; çünkü Einstein’ın Birleşik Alan Kuramı tarafından desteklenmektedir. Eğer deney yapıldıysa, söylentilerin ardındaki gerçek tanıklar susmaktadırlar ve belki de çıldıran ve inanılmaz değişimler gösteren mürettebatın çoğu ölmüş veya gizli bir yerde ölümü beklemektedir.

Von Neumann’ın bu projede yer almasında belki de 1930’ların başlarında ilgilenmeye başladığı kuantum mekaniği etkili olmuştur. Von Neumann, kuantum teorisini, bugün hala bulunduğu Hilbert Boşluğu denilen incelikli bir matematiksel konuma yerleştirdi. Von Neumann, birçok bilim adamı tarafından kuantum teorisinin incili olarak değerlendirilen Kuantum Mekaniğinin Matematiksel Temelleri adlı kitabında pek çok fizikçinin yüzleşmekten korktuğu veya çekindiği kuantum ölçüm problemini teşhir etti.John Von Neumann1

John von Neumann’dan bahsedip de bilgisayar biliminin gelişiminde büyük rol oynayan, kendi adıyla anılan mimariden bahsetmemek olmaz. Bugün bilgisayarlar temelde onun kurduğu mimariye göre çalışır. Buna göre bilgisayarın işlemcisi ve hafızası ayrıdır.

Bilgisayarların içinde hafıza ile işlemci arasında bilgi yolları vardır, bunlara veriyolu(bus) diyoruz.Bilgisayarcılar bu veriyollarına “Von Neumann hunisi” adını da verirler. Bilgisayarın hızı işte o huninin genişliği kadardır. Amerika’da çok sayıda üniversite, hükümete bağlı Savunma İleri Araştırmalar Ajansı (DARPA) ve IBM’in işbirliğiyle yürütülen proje sonunda ortaya çıkan ilk mikroçip, insan beynini taklit etmeyi amaçlıyor. Araştırmacılar henüz yolun başındalar. Yapmayı amaçladıkları şey, Von Neumann’ın darboğazından kurtulmak. Bu da hiç kolay değil. Yepyeni bir matematik, yepyeni algoritmalar, geçmişten tamamen kopan bir bakış açısı… Ama eğer bu projeyi gerçekleştirilebilirse bilgisayarların gördüğü nesneyi tanıması, anlamlandırması ve öğrenmesi mümkün olacak.

Tarihsel açıdan Neumann’ın hayatına dönersek, 1954 yılında en büyük düzeyde olan Atom Enerjisi Komisyonu’na atandı ve burada hücre otomata teorisi üzerine kanserden öldüğü 1957 yılına değin çalışmalarına devam ederek miras olarak geriye, bugün hayatımızın ihtiyaçlarını karşılayan teorileri ve kavramları bıraktı. Kanserden ölümüne sebep olan radyasyona, II.Dünya Savaşı’na uzanan yıllarda askeriye için çalıştığı zamanlarda temas ettiği tahmin ediliyor.

Merve Bozo

Kaynaklar

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Ölümsüz İki Dahi: Hardy ve Ramanujan

 G.H. Hardy (1877-1947) ve Srinivasa Ramanujan (1887-1920) tarihlerden de görüldüğü üzere aynı dönemde yaşamış ve …

Bir Yorum

  1. Sonsuzluk var veya yok hayat devam ediyor şartelimiz beynimizde yavaş yavaş kapanıyor ve son gençlik sonsuzluk olsa yazınızı tebrik ederim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir