Plato Etkisi: Başarımızın önündeki engeller

Yer çekimi kanunu kadar gerçek ve etkili bir doğa yasası olarak kabul edilen ‘Plato Etkisi’ gelişimin bir süre için durduğu, rutin günlük hayatın tekdüzeliği ile zihnin ve duyguların donuklaştığı tıkanıklık dönemini ifade ediyor.

Bizi tahminimizden çok daha güçlü etkileyen bu fenomenin ardında, vücudumuzun doğal bağışıklık sistemi, savunma mekanizmamız var.

Kendi parfümümüzün kokusunu alamayışımız, yana yakıla başımızdaki gözlüğü arayışımız, şehrin gürültüsünün farkına bile varmayışımız, bir süre sonra duyularımızın ‘aynı olana’ karşı duyarsızlaşmasından kaynaklanıyor. Dikkatinin binlerce parçaya bölünmesi, farklı olanı ve belki de tehlikeyi gözden kaçırmasına yol açabileceği için insan, doğası gereği yaşamında süreklilik ve tutarlılık gösteren unsurları yok saymaya meyilli. Bu sayede değişime ve yeniliklere odaklanabiliyor dolayısıyla da olası tehditlere karşı korunuyoruz.

Buraya kadar her şey yolunda görünüyor. Ancak bazı zamanlar var ki savunma mekanizmamızı yine kendi menfaatimiz için devreden çıkarabilmemiz gerekiyor zira ‘alışkanlık’ adıyla yakından tanıdığımız vahim bir yan etkisi var. Modern yaşamın bu mekanizmayı çok çeşitli uyaranlarla tetiklemesi, deneyimlerimizin hızla sıradanlaşmasına ve duyarsızlaşmamıza neden oluyor. Çalışanlarımıza, eşimize, ortak dertlerimize, beraber eriştiğimiz zaferlere karşı hissizleşiyoruz.

Ekonomiden politikaya, spordan iş dünyasına aklınıza gelen her alanda başarı, gölgesinde tükenmişliğin tohumlarını gizliyor. Basamakları tırmanarak ulaştığımız yerde-herkes için farklı bir mertebede- aşılmayı bekleyen bir eşik var.

Bob Sullivan ve Hugh Thompson, farklı uzmanlık alanlarından yüzlerce kişiyle yaptıkları görüşmelerde Plato etkisine neden olan ortak kökeni inceliyor. Her şey yolunda giderken sınırsız potansiyele sahip, son derece parlak, umut vadeden biri neden beklenmedik bir anda tıkanıyor ve önündeki engelleri aşamıyor? Çözüm ne? Bu soruların yanıtlarını, Plato bariyerini atlatarak büyük ilerleme kaydetmiş iş ve sanat dünyasının önemli isimleri ile birlikte araştırıyorlar. Dönüşüm hikayeleri daima, kişinin platoda olduğunu fark etmesi ve harekete geçmesiyle başlıyor.

Peki platoda olduğumuzu nasıl anlıyoruz? Sullivan ve Thompson, Plato etkisini sekiz ayrı kategoriye ayırıyor.

Bağışıklık: Dün hayat kurtaran stratejiler, bugün etkisiz kalır. Bağışıklığın ilacı yaşamımıza değişiklik, çeşitlilik sokmak, farklı yaklaşımları ve teknikleri deneyimlemek.

Açgözlü Algoritması: Daima kısa vadede kazanç sağlayan çözümleri seçer, uzun vadeli sonuçlarını önemsemeyiz. Bu algoritmayı aşmanın en etkili yolu; ufkumuzu açmak, daha geniş bir zaman diliminde fayda getirecek seçenekleri tercih etmek.

Yanlış Zamanlama: Hepimizin gözden kaçırdığı bir gerçek var o da, her durumun kendine özgü bir zamanlamaya ve ilerleme hızına sahip olduğu. Bize öğretilenin aksine çok çalışmak, çok emek vermek her zaman ödüllendirilmiyor. Bazen sadece doğal akışa güvenmek, sessizce beklemek bu platoyu atlatmamız için yeterli.

Kaynak akışı: İhtiyaç duyduğumuz kaynakların tükenmesi çıkmaza girmemize neden olur. Paraya, zamana, nitelikli çalışanlara veya güçlü bağlantılara gereksinim duyuyor olabiliriz. Sullivan ve Thompson böyle bir durumda ihtiyacımızın yerini dolduracak farklı alternatifleri devreye almamızı öneriyor. ‘Sihirli malzemeler’ adını verdikleri bu yenilikleri bulmak çok kolay olmasa da, geriye dönüp baktığımızda ne kadar da bariz olduklarını düşünür, dönüştürücü etkilerini inkar edemeyiz.

Hatalı bilgiler: Değerlendirme sistemimizdeki yanlışlar bizi platoya sürekler. Sağlıklı olmak için spor yapıp, yediklerimize özen gösteririz. Ancak eğer zihnimizde sağlıklı olmak, kilo vermek ile özdeşleşmişse, kilo verme sürecindeki ilk aksaklık hayal kırıklığına neden olacağından egzersiz programımızı ve sağlıklı beslenme planımızı kökünden çökertecektir. Oysa kilo kaybetmesek de sağlığımızda ilerleme kaydediyor olabiliriz. Ulaşmaya çalıştığımız her ne olursa olsun, hedefi doğru tanımlamak ve kaydettiğimiz gelişimi nasıl ölçeceğimizi bilmek kritik önem taşır.

Dikkatin Dağılması: Dikkat ve odağımızın sürekli kesintiye uğradığı bir dünyada en zorlu mücadelemiz, uyum kurmak. Müdahale etme vakti geldiğini kestirebilmek için, önce sorunun ilgimizi cezbetmesi gerekiyor. Sullivan ve Thompson, ‘radikal dinleme’ yeteneğimiz üzerinde çalışmamızı tavsiye ediyor.

Geciken başarısızlık: Bazı insanlar yeteneklerinin sabit ve sınırlı olduğuna inanır. Gelişime açık değillerdir. Bugün elde ettikleri başarının kimliklerini ortaya koyduğunu düşündükleri için yanılıyor olma ihtimali korkutucudur. Başarısızlığın ayak seslerini duysalar bile yüzleşmemek için her yolu denerler. Gelişime açık zihin yapısına sahip kişiler ise, hatalarının yardımını almayı bilir, ne kadar erken başarısız olurlarsa o kadar kazançlı olduklarının farkındalığıyla hareket ederler.

Mükemmeliyetçilik: İyinin en büyük düşmanı mükemmel. Platoların en tehlikelisi kusursuzluk tutkusu, yeni başlangıçların önündeki en büyük engeldir. Başlamak için en iyi zaman beklenir, bitirmek için ulaşılması imkansız standartları yakalamak gerekir. Mükemmeliyetçilikten kurtulmanın bilinen en geçerli yolu, önce atılacak ilk adıma ve sonra her seferinde bir sonrakine odaklanarak ilerlemektir.

Tuğba Kıraç – Radikal

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Kötülüğün Bilimi

Dünyamız bir tarafında iyilik, bir tarafında kötülük yüzyıllardır ip üstünde yürümeye çalışıyor sanki. Henüz düşmedi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir