Pazar Sabahı Okunacak Bir Yeni Nesil Matematikçi Anısı ya da Of Not Being a Mathematician*

Bir pazar sabahıydı. “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” diyerek başladığım öğretmenlikte yazlı kışlı 3. yılımı yaşarken çok sevdiğim bir lise öğrenci grubuna matematikte çok özel bulduğum bir meseleyi sunum haline getirerek bütün ayrıntıları ve cebirsel ayrıntılarıyla beraber anlatmıştım: Yapılamayan Çizimler!

Peki bunu yaparken amacım neydi?

Zira çocuklara anlatmayı uzun süre önce vaat edip en nihayetinde anlattığım o konu açık bir şekilde “akademik” bir konuydu. Vaadi uzun süre önce ortaya koymuş ve sürekli olarak ertelemiştim, bu durum önce beklentiyi yükseltmiş ve ardından kademeli olarak düşürmüştü.

“Yapılamayan Çizimler” konusunun kendisine özel bir ilgi ve sevgi duyduğum, içinde kendimden çokça şeyler bulduğum bir husus olduğu doğruydu. Ama bu noktada bana hissettirdiklerini onlara hissettirmediği ortadaydı.
(Sanırım akademik düzeydeki cebirin dozunu ayarlayamamıştım) Anlatmak istediklerim fazlaca derinde kalmış gibilerdi…

“Yapılamayan Çizimler” konusundan bahsetmiştim ki Matematik Bölümündeki son yılımızda sevgili dostum Oktay’la birlikte bu konuyu hazırlayıp nitelikli bir çalışma haline getirmiştik.

Oldukça ilgimi çekmişti zira bu binlerce yıl çözümsüz kalmış olan birkaç soruya ışık tutuyor, cebirsel altyapısıyla birlikte açıklıyordu.

Beni sarsan esas  husus “Çemberi Kareleme” problemiydi. Çünkü bu bilinen dünyanın “ilk” matematik problemiydi…

Evet öyleydi çünkü dünyanın ilk matematiksel metni olan Rhind Papirüsünde rahip Ahmes şu soruyu soruyordu

“Çemberle aynı alana sahip bir kareyi nasıl çizebiliriz?”

Çizebilir miyiz?

Binlerce yıllık matematiksel birikim bu soruyu farklı kültürlerde tekrar ortaya çıkardı. Ve hem felsefi hem matematiksel onbinlerce yanıt ortaya koydu. Sonra, sonra işte 1781 yılında filmin sonuna gelindi ve matematik şu yanıtı ispatladı:

ÇİZİLEMEZ!

Evet bu durumda bir fevkaladelik yokmuş gibi görünebilir fakat tekrar düşünecek olursak;
Matematik, yani “Bilimlerin Kraliçesi**” tarihinin ilk probleminin çözümsüz olduğunu ortaya koymuş oluyordu.

Matematik yani, tarihinde sorulan ilk soru için diyordu ki

Çözümsüz!

Düşünebiliyor musunuz bu henüz ilk problem…

Bazı soruların veya sorunların çözümsüz olduğunu kendi yaşamım bana öğretmişti, bu durumu farklı bir açıdan görmek, ne yalan söylemeli, bana çok şiirsel gelmişti.

Peki ben bunu niye anlatmak istemiştim?

Bunun sebebinin doğrudan benim bencilliğim olduğu düşünülebilir zira bu, yolda belde eşime dostuma evde öz kardeşime anlatamayacağım anlatsam da dinletemeyeceğim bir konu… Böyle bir şeyi ancak sizi dinleyeceğine inandığınız bir kitleye anlatabilirsiniz.

Benim bu konuyu anlatmamın sebebinin bu gerçek olduğu pekala düşünülebilir…

Fakat, hayır dostlarım bu tahminle gerçeğe çok yaklaştınız ancak henüz onu yakalayamadınız!

Peki ya gençlere burada üslü sayılardan fazlası var demek istemiş olamaz mıyım?

Evet bu da gerçeğin bir parçası ama kendisi değil.

Bunu anlatmayı istedim çünkü burada bambaşka bir şey var. burada önüne geçilmez bir tutku var!

Bir çemberle aynı alana sahip bir kareyi arayan birbirini hiç tanımamış binlerce deha var. Çemberle aynı alana sahip bir kareyi arıyor gibi görünseler de, hepsinin aradığı şeyler ayrı…

Kimisi bu yapıda tanrıyı arıyor, kimisi de bizatihi tanrısızlığı.

Kimisi kusursuz düzeni arıyor kimi düzensizliği.

Bir arayıştan çok bir bulamayış var.

Bulamayış, ama bir bitiş getirmiyor…

Bulamayış yeni bir yol açma girişimi getiriyor. Bu girişim yeni bir yol getiriyor.

O yol yine çemberle aynı alana sahip bir kare bulamıyor ama hiç bulmayı amaçlamadığı bambaşka şeyler buluyor.

Matematik, bu noktada cevabına asla ulaşamayacağı bir sorunun peşinden koşarak kendisini yaratıyor!

Limitin şu tanımını hep çok sevmişimdir; “Sürekli yaklaşıp asla ulaşamadığınız, sürekli uzaklaşsanız da asla yeterince uzaklaşamayacağınız noktaya limit denir”

(1/x)’in grafiğinin x sonsuza giderken 0’a sürekli yaklaşıp ona asla ulaşamayışında hep bir incelik görmüşümdür.

Bu, gerçek hayatta yani yaşadığımız dünyada aşkın tanımı değil de nedir?

Ama hayır, o gün anlatmak istediğim şey tam olarak bu da değildi evet bu noktaya da değinmek niyetindeydim ama bu noktada kalmayacaktım.

Çünkü matematik zor kabul eder, bir o kadar da zor vazgeçer.

Anlamsız gibi görünen pek çok çaba peşinden koştuğu şeyi elde edemeyebilir, ama o çaba sizi var edecek olduğunuz kişi yapacaktır. Ve belki tam olarak aradığınız şey değildir bu ama bir şeyler bulacaksınızdır. Ve sırf siz bulduğunuz için o bulunan şey özel olacaktır.

Bu hiç şüphesiz böyle olacaktır.

Anlatmak istediğim şey tam olarak buydu. Bunu onlara kuru bir öğüt olarak söylemek istemiyordum, zira ben de bu işin içindeydim.

O bulamayışların, o ulaşamayıp peşinden koşuşların biraz uzağına geçip baktığımızda gördüğümüz resim bizi çoğu zaman mutlu edecektir.

Bunu biliyordum veya bir yerlerde sezinlemiştim. Onlar da fark etsin istiyordum bunu.

Bu açıklıkla söylemenin meseleyi zannedilenden daha anlaşılmaz kıldığını düşündüm ve 3000 yıllık bir problemin ispatları arasında bulduğum bu sırrı yine ispatların arasına gizledim.

Bana pekala şunu söyleyebilirsiniz:

“Be arkadaş, peki bunu neden açık açık söylemedin de yapılamayan çizimler problemini anlatarak ifade etmeye çalıştın?

Size yalnızca şu yanıtı verebilirim dostlarım:

Dolaylı Anlatım!

Sevgiler

Hasan Hüseyin AKİS

Matematiksel

* Of Not Being a Jew – İsmet Özel’in kitabına ismini veren meşhur şiiri.
** Ünlü Matematikçi Carl Frederich Gauss Matematiğe bu ismi takmıştı ve bundan dolayı kendisi Matematiğin Prensi olarak anılırdı.

Yazıyı Hazırlayan: Hasan Huseyin Akis

Kendimi bildim bileli bir sorunu çözmek durumunda kalıyorum ve ya düzenli olarak çözülmesi gereken problemler yaratıyorum. Sanırım matematikte beni büyüleyen şey de bu. bir çözüm bulma çabası... Öyle ki bu çözüm bulma çabası çoğu kez anlamsız bir çabaya dönüşüyor. Bir çözümü gerçekten bulmak çoğu zaman bir insan ömrüne sığmıyor. Ama matematik o arada hiç durmadan aramaya devam ediyor. Bana öyle geliyor ki matematik insanoğlunun dünyada karşı karşıya kaldığı tüm problemleri çözme çabasının tamamını temsil ediyor hem de tüm yönleriyle. Beni matematiğin içine sokan da, matematikte görmüş olduğum o bizi aşan güzellik de sanırım matematiğin bu yönüyle ilgili... Matematiğin bu yönünü belki diğer insanlara anlatabilirim ve diğer insanların da matematiği benim gördüğüm haliyle görebilmelerini sağlayabilirim umuduyla buradayım. Bunun dışında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğup Matematik Bölümünü Çanakkale'de okumuş olmak gibi bir özgeçmişim var. Halen Çanakkale'de yaşıyorum, bir özel okulda Matematik Öğretmeni olarak çalışıyorum.

Bunlara da Göz Atın

Geçmişten Günümüze Eğitim ve Yabancılaşma Sorunu

Ülkemizde tartışmaların en fazla yürütüldüğü alanlardan biri de eğitimdir. Adeta deneme tahtasına dönen ve yine …

Bir Yorum

  1. M.Bülent Alanbay

    Çok güzel , keyifli bir yazı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir