Öğreten Öğretmen

Çok duyarız, “Çok iyi biliyor a­ma öğretemiyor” diye. Sözün birin­ci kısmı övgüyü ikinci kısmı eleşti­riyi içeriyor gibi görünse de aslında bütünü eleştiri içermektedir. Bu ne­denle “çok iyi bilmiyor ama iyi öğ­retiyor” sözünü bir öncekine yeğle­mek gerek. Elbette en iyisi “biliyor ve öğre­tiyor” biçiminde ola­nıdır.

Gerçekten de öğ­retmen, iyi bir alan bilgisine sahip olma­lı. Anlattığından çok fazlasını bilmeli, bil­miyorsa öğrenmelidir. Bu otoritenin yani öğ­retmene olan güvenin birinci koşuludur.

“Öğretiyor” becerisine sahip ol­ması ise pedagojik ve sosyal düzeyi gösterir. Pedagojik ve sosyal kazanımların edinilmesi daha uzun süre­de gerçekleşir. Ayrıca süreklilik ister. İşte adına öğretmenlik dediğimiz ol­gu budur ve bana göre öğretmen­lik bir yaşam biçimidir. Öğretmen için yapılan “iyi bir oyun­cu olmalıdır” tanımlamasını doğru bulmuyorum.değildir. tanımlamadır. Unutmamak gerekir ki gençlerin en önemli özelliklerinden biri, “içten olanla yapay olanı hemen sezmeleri”dir. Deyim yerindeyse bizim çocuk­lar “oyuncuyu gözünden anlar”.

Nasıl olmalıdır öyleyse bir mate­matik öğretmeninin davranışları?

Birincisi, öğretmen dili iyi kul­lanmalıdır.

Belki de her dersten çok mate­matik öğretmenliği için önemlidir bu saptama. Matematiğin kavramsaldır, terim ve kavramlara dayanır ve doğrudan modellenmesi zordur.  Böy­le olunca öğrenci içinde yeni olan te­rim ve kavramların öğrenilmesi, pe­kişmesi ve içselleşmesi hiç de kolay değildir. Buna bir de dili iyi kullan­mamayı (tümcelerin kuruluşundan, sözcüklerin seçimine ve vurgulara dek) eklerseniz matematik öğren­mek öğrenci için zorluk bir yana e­ziyet haline gelir.

İkincisi, öğretmen kavramların kimliklerini iyi vurgulamalıdır.

Öğrenmeyi çabuklaştırmak ve ko­laylaştırmak adına Pisagor Bağıntısı­nı “a2 = b2 + c2” biçiminde anlatmak (daha doğrusu belletmek) yerine, “dik kenarların kareleri toplamı, hi­potenüsün karesine eşittir” biçimin­de kavratmak yolunu seçmelidir. Bu yolla dik açısı değişen bir ABC üç­geninde öğrencinin bocalaması, hele hele ABC yerine DEF üçgeni verildi­ğinde “a, b, c” yi aramak kargaşası engellenmiş olur.

Üçüncüsü, öğretmen kışkırtıcı olmalıdır.

Merak duygusu öğ­renmenin itici gücüdür. Eğer öğretmen öğrenci­nin kafasında soru işa­retleri uyandırmak ye­rine “her şeyi eksiksiz anlatma” yanlışına dü­şerse merak duygusunu köreltir. Tam tersine me­rak duygusunu kışkırtan bir çizgi izlemelidir. Bu yolla öğrenci yeni çıka­rımlarda bulunarak küçük zaferler yaşar. Çünkü Öklid Bağıntısını is­patlayan öğrenci o anın “Öklid”idir. Öğretmen de “Çağdaş Öklid’in öğret­meni.” Bu doyulmaz bir paylaşımdır. Anne çocuğunun yürüme coşkusunu bir kez yaşar. Oysa bizim öğrencileri­miz her gün yeniden yürümektedir. Anneleri kıskandırırcasma…

Merak duygusunu kışkırtan, öğ­rencinin yaratıcılığını geliştiren öğ­retmen bunların sonucunda mate­matiği ezberlenesi “özellikler yığını” olmaktan da çıkarır. Bu noktada yi­ne ne yazık ki söylemek zorunda­yım, ders kitapları ve uygulamalar matematiği “özellikler yığını” haline getirmekte ve sevimsizleştirmektedir. Bu sorunun üstesinden gelmek de eğitime ve matematiğe doğru ba­kan öğretmene düşmektedir.

Dördüncüsü, öğretmen sezgi gü­cünü geliştirmelidir.

Sezgi, çıkarımın öncüsüdür. Bir teoremin ispatı için hangi verilerin, hangi yöntemin kullanılacağı sezgiye dayanır. Bir sorunun hangi konu ve­ya hangi bilgiye dayandığını anlamak da sezgiye dayanır. Sezginin önemini bana en iyi anlatan da çok başarılı bir öğrencimin “ben sorunun bende neyi ölçmeye çalıştığını sezer ondan sonra çözüme geçerim” sözleridir.

Sezgi gücünü geliştirmenin yolla­rı öğrencilerle birlikte soru hazırla­mak, birlikte teorem ispatlamak ve soruların yapısını tartışmaktır. Bu yolla öğrenci yeni bilinmezlere, yeni ufuklara hazır hale gelir.

Beşincisi, öğretmen matematikçi yetiştirmeye çalışmamalıdır.

Bu bizim işimiz değil. Matema­tikçi üniversitede yetişir. Üniversite öncesi eğitimde amaç, matematiğin temel konularını kavratmanın dı­şında matematiksel düşünme, ispat mantığı, yorum yapabilme gibi alt­yapı çalışmaları olmalıdır. Bu bakış­la bir fonksiyonun türevinin ne an­lama geldiğini bilmek, fonksiyonun türevini almayı öğrenmekten daha önemlidir.

Yine ne yazık ki uygulamada çoğu kez bunun tersi olmaktadır. Öğret­men kendisinin üç gün uğraşıp çöz­düğü soruyu öğrenci­ye (hem de sınavda) sorabilmektedir. Özel çözüm ve uğraşı ge­rektiren sorularla uğ­raşmak, daha ilgili olan öğrencilere bu soruları ödev olarak vermek ve birlikte çö­zümleri üzerinde tar­tışmak elbette güzel. Ancak bu sorular başarıyı ölç­mediği gibi çoğu zaman başarısızlık ve yılgınlık duygusuna yol açar. Doy­gun öğretmenin öğrenciye “acayip şeyler bildiğini!” göstermeye gerek­sinimi yoktur.

Altıncısı, öğretmen ölçme işini yazılı sınavlara sıkıştırmamalıdır.

Elbette -soruları iyi hazırlamak koşuluyla- sınavlar önemlidir. Ama başarıda tek ölçü olmamalıdır. Sa­dece öğrencilerin matematiğe yakın­lıklarının ve kavrama düzeylerinin farklılığı bile yazılı sınavların tek öl­çü olmaması gerektiğinin kanıtıdır. O nedenle öğrencinin ders etkinliği, ödevlerini yapmadaki sorumluluk duygusu, derse katılımı vb. etkinlik­leri yazılı sınav kadar önemlidir.

Sıraladığımız davranışlara yenile­ri eklenebilir. Önemli olan, yeterli özenin gösterilmesidir. Eğitim canlı bir organizma gibidir. Öğrenci sü­rekli ve hızlı bir değişim içindedir. Bilgi, bilim ve eğitim yöntemleri de sürekli gelişim göstermektedir. Öy­leyse öğretmen de değişime açık ol­malı, kendisini geliştirmelidir.

Sonuç olarak, teknoloji değişebi­lir, eğitim yöntemleri değişebilir, iş­lenen konular değişebilir. Ama öğ­retmenin işine ve öğrencisine olan tutkusu, öğrenme duygusu değiş­mez. Değişmemeli. Öğretimde de­ğişmez iki temel ilkenin ise: “Öğ­renmeyecek öğrenci yoktur. Yeter ki uygun yöntem bulunsun” ile “Öğ­retmenin ne anlattığı değil, öğrenci­nin ne anladığı önemlidir” olduğu­nu unutmamak gerekir.

Ahmet Doğan – Bilim ve Gelecek

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Geleceğin Eğitimi İçin Gerekli Yedi Bilgi

Eğitimde “bazı şeyleri” değiştirme gerekliliği, ülkemizde olduğu ka­dar, dünya düzeyinde de sürekli gündemde olan bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');