Müzik ve Yaratıcılık

İster sanat, ister bilim hangi kapıdan girersek girelim varmak istediğimiz nokta yeni bir şeyler ortaya koymak, yaratmak ya da diğer bir deyişle ölümsüzleşmektir. Önemli olan bilim ya da sanat dalının nasıl birleştirilebileceği. Doğru soru şudur; varmak istediğimiz nokta, yaratıcılığın ortak paydası nedir?

Yaratıcılık nedir?” sorusu sorulduğunda aklımıza pek çok şey gelse de tam olarak tanımını yapmak zordur çoğu zaman. Cevap ne olursa olsun aslında bütün ifadeler ortak bir paydada toplanır. Önemli olan yapılan tanımlar değil, yaratımlardır, ortaya konan üründür. Bu ürünler herkesin baktığı bakış açılarıyla değil, farklı bakış açılarıyla oluşmaktadır. Eleştirel bakabilmek, yeni önermelerde bulunabilmek, alışılagelen fikirleri kabullenmemek, problemleri farklı yollardan çözmeye çalışmak yaratıcılık için oldukça önemlidir.

Aslında ortada her zaman da bir problem olması gerekmez, yaratıcılık her zaman bir ihtiyaca yönelik olarak ortaya çıkmaz. Bir anda bazen bir duygu sürükler sizi, bazen bir beyin fırtınası. Yaratıcılığın kimlere mahsus olduğu, kimlere yaratıcı denildiği, yaratılan ürünlerin ne kadar işe yaradığı, yaratılan ürünün hangi amaçla ortaya çıktığı, yaratıcılığın aklımıza gelen ilk örneklerle sınırlı olup olmadığı değildir aslında problemimiz. Varmak istediğimiz nokta yaratıcılığın ortak paydasının ne olduğudur.

Tüm dünyanın yaratıcılığıyla tanıyıp kabul ettiği, yaratıcı insanlar denildiğinde akla ilk gelen isimler vardır elbette. Örneğin Mozart, Beethoven, Edison, da Vinci, Picasso, Escher, Newton, Einstein… İster sanatçı olsun ister bilim insanı, bütün bu isimlerin kesiştiği tek bir ortak payda vardır; hala yaşıyor olmaları. Çok fazla tanımı yapılsa da, farklı kavramlarla karıştırılsa da benim için yaratıcılığın tek bir tanımı vardır; ölümden sonra yaşamak. Diğer bir ifadeyle, yüzyıllar geçse de hala konuşulmak, arkada bir iz bırakmak. Zaten insanlığın varoluşsal amacı da bu değil midir? İz bırakmak…

Tarih boyunca müziğin diğer bilim dallarıyla olan ilişkisine baktığımızda ünlü bilim insanlarının müzikle olan ilişkisini ve düşüncelerini ya da ünlü sanatçıların diğer bilim dallarıyla olan ilişkisini inceleyebiliyoruz.

Pisagor (MÖ 586), matematik, gökbilim ve müzik konularında çalışmıştır, sayı ve armoni bağıntısından söz etmektedir. Evrendeki cisimlerin hareket ederken belirli aralıklarla ses çıkardığını söyler. Ona göre, ruhun temizlenmesinde müzik bir araçtır (Yıldırım ve Koç, 2003). Pisagor okulunun (Quadrivium) programına göre müzik; geometri, aritmetik ve astronomi ile aynı düzeyde kabul görmüştür. Değişik uzunluklara sahip bir tel ile değişik sesler elde edildiğini ortaya çıkartan Pisagor, bugün kullanılmakta olan müzikal dizinin temelini oluşturması açısından oldukça önemli adımlar atmıştır.

 Konfüçyüs (MÖ 551-478), duyguların dışa vurumunun seslerle mümkün olduğunu savunarak, belirli modların insanlar üzerine etkisini incelemiş, insanların tedavi edilmesinde müziğin önemli bir yeri olduğunu vurgulamıştır. Büyük filozof “Bütün sesler dimağdan (bilinç, zihin) çıkar. Müzik de onların farkları ve uygunlukları arasında bir geçittir. Müzik içten gelmekle sükuneti sağlar” demiştir.

Platon (MÖ 428-348) ise, müziği etiğin bir parçası olarak kabul etmektedir. Platon, karışıklıktan kaçınır ve basitliği savunur. Karışıklığın düzensizlik ve depresyona yol açacağını ifade eder. “Platon müziğin eğlenceden ibaret olmadığını, ruhani bir boyutunun olduğunu söylemiştir. Platon’a göre müzik, insan ruhunu sakinleştiren, dinginleştiren bir sanattır. Ona göre melodi; söz, makam ve ritim karışımıdır. Sözleri müziğin efendisi olarak tanımlar. Müzik eğitiminin insanı yücelttiğini ve düzeni sağladığını savunur” (Eyüboğlu ve Cimcoz, 1995).

Kant (1724-1804), ilk kez estetik yargı sorununu ortaya atan kişilerdendir. Ona göre, müzik, ton duyumlarının zaman içindeki oyunudur. Kant, sanatı duyumların güzel oyunu olarak görür. “Hoşa giden şey duyuları doğrudan etkileyendir” demiştir (Soykan, 2002).

Johann Wolfgang Von Goethe’nin (1749-1832) bilinen en ünlü eseri; operaya da konu olan Faust’tur. Müziği dini (kutsal) ve din dışı (dünyevi) olmak üzere ikiye ayırır. Dünyevi müzik kutsal olanla karıştırılmamalı ve tamamen güler yüzlü olmalıdır. Goethe’ ye göre müzik, insanları her zaman kilise müziği olarak ritüele, halk müziği olarak dansa yönlendirir (Yıldırım ve Koç, 2003).

A. Schopenhauer’a (1788-1860) göre en genel anlamıyla müzik özden söz eder. Schopenhauer müziği sanat kategorisinde en üste koyar ve duygu sanatı olarak ele alır (Yıldırım ve Koç, 2003).

Bu tarihsel süreç incelendiğinde müziğin hem sanat hem de bir bilim dalı olduğu yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Müziğin diğer disiplinlerle olan bu yakın ilişkisi müziği sadece bir eğlence aracı olarak görenlere de güzel bir yanıt olsa gerek. Bu açıklamalardan sonra, kendimize, hem bir sanat dalı hem de bir bilim dalı olan müziğin, hayatımızın ne kadar içinde olduğunu sormamız gerekiyor. Tabii ki bir müzisyenin salt bir yeteneğe ihtiyacı vardır, fakat sizce yukarıda bahsetmiş olduğum bilim insanlarının müzikle ilgilenmeleri ve varoluşsal anlamda müziği çözümlemeleri için üstün yeteneklere ihtiyaçları var mıydı? Hepsi için üstün yetenekli müzisyenler mi demeliyiz? Tabii ki hayır. Onlar sadece fark ettiler. Müzikle ilgilenmek, müziği hayatlarına almak için yeteneğin zorunlu olmadığını fark ettiler. Bu sebeple müziği ya felsefelerine dahil ettiler ya da matematiklerine. İhtiyacımız olan tek şey farkındalık. İşte bu farkındalıktan sonra eleştirel bir düşünme içerisine girmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu aşamada “sanat = yaratıcılık = yetenek” kalıbının yerini “sanat = yaratıcılık = bilim” kalıbı alabilir. Uğraştığımız bilim dalı ne olursa olsun yaratıcı düşünmelerle sanata ulaşabilir, en azından sanatın içine bir nebze dahi olsa adım atabiliriz. İster bilim insanı olsun, ister sanat insanı, onları yaşadığımız yüzyılda tanıyor olmamızın tek sebebi adım atmış olmalarıdır. Onların eserleri, besteleri, buluşları hala güncel ve değerlidir.

Gülce Çoşkun

Coşkun, G. (2012). Müzik bilimi ve yaratıcılık. PiVOLKA, 21(7), 14-15.

Bu video da yaratıcılık ve müziğe verilebilecek en güzel örneklerden biri…( otomatik başlamaz ise altyazı seçeneklerinden Türkçe seçimini  yapabilirsiniz.)

Kaynaklar
Soykan, Ö. N. (2002). Müzik estetiği. Cogito, 30, 265.
Eyüboğlu, S. ve Cimcoz, M. A. (Çev.) (1995). Platon: Devlet içinde (88-93). İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yıldırım, V. ve Koç, T. (2003). Müzik felsefesine giriş. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Topoloji Nedir?

Öklid geometrisinin ana bileşenlerinin hepsi ölçme ile ilintilidir ve değişmezler içerir. Ancak 19. yüzyılın sonuna …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');