Eski Çin’de Mantık

Uygarlıklar arasından Eski Çin’in, köklü bir felsefî-mantıksal geleneği sahip olması açısından ayrı bir yeri vardır. İnsanlık tarihinin hemen her döneminde adından söz ettiren, bugün dâhi konumu ve siyasî nüfûzu itibariyle önemini devam ettiren Çin toplumunun Aristo öncesi ve Aristo dönemine yakın tarihlerde nasıl bir mantaliteye sahip olduğunu öğrenmek şüphesiz ki günümüz Çin felsefesini ve genel olarak Uzak Doğu düşünsel yapısını anlamak adına yararlıdır. 

Felsefede, özellikle ontolojik çalışmalarda karşımıza çıkan iki temel kavram olan idealizm ve materyalizmin ayrımı, felsefe tarihinde defalarca farklı noktalarda farklı şekillerde ortaya konulmuştur. Bu ayrımın dinde, politikada, bilimde ve kültürde çok farklı yansımaları ortaya çıkmıştır. Bu ayrımı bir nebze yansıtan diğer kavramların da “ölüm sonrası yaşam” ve “dünyada yaşam” olduğunu göz ardı etmemek gerekir. İşte bu noktada, Orta Doğu dinlerinin ve genel olarak monoteistik dinlerin çoğunda âhiret, yani ölüm sonrası doğuş inancı egemenken Uzak Doğu dinlerinde farklı bir biçimde, dünya yaşamının ön plana çıkarılması ve sekülerizme yakın, pratik yaşamın düzenlenmesine yönelik inanç ve uygulamaların olduğunu görüyoruz. Uzak Doğu geleneğinin bir parçası olarak Çin’in düşünsel alt yapısını da burada saydığımız ayrımlardan daha çok sekülere dönük dünyevî hayatın ve ahlakın ön plana çıkarıldığı dinsel ve mantıksal faaliyetlerin oluşturduğunu iddia edebiliriz.

Konfüçyüs ve Adların Düzenlenmesi

Konfüçyüs

Çin mantığında Konfüçyüs’ün ayrı bir yeri vardır. Konfüçyüs’ün yaşadığı dönemde toplumda baş gösteren ahlâk dışı hareketler, sosyal düzensizlikler ve eşitsizlikler, Konfüçyüs’ü bu sorunlara yönelik bir çalışma yapmaya itmiştir. Konfüçyüs’e göre toplumsal düzensizlikleri önleyebilecek tek çözüm yolu, toplumu evrensel bir ilkeye yöneltmektir, bu da düşünüre göre evrenin ilkesel sebebi olan Tao’nun evrene bahşettiği düzendir. Bu esas görüş etrafında şekillendirdiği kendi mantık anlayışının temel ilkelerinden olan Adların Düzenlenmesi ilkesini, mantığın temel ilkelerini baz alarak oluşturmuştur. Adların Düzenlenmesi ilkesiyle kastedilen, var olan her şeyin adlarıyla gerçeklikleri arasındaki uyum olup bu ilke daha sonra Antik Yunan mantığında sistemleşecek olan mantığın (aklın) temel ilkelerine bir köken oluşturmuştur.

Adların Düzenlenmesi ilkesine göre evrende var olan her nesnenin bir adı vardır. Her ad spesifik tanım ve anlamlar içerir. Anlamlar, adların görevlerini, işlevlerini ve sorumluluklarını ifade eder. Bu sorumluluklar, adların özüdür. Nesneler, ideal özleriyle uyumlu olmak durumundadır. Konfüçyüs’ü göre toplumsal düzensizlikler, ahlak yoksunlukları ve idealden sapmalar, adların düzenlenmesi ilkesine ters düşüldüğünde ortaya çıkmaktadır. Konfüçyüs’ün konuyla ilgili bir beyanını aktaralım:

“Ching, Konfüçyüs’e iyi yönetim üzerine bir soru sordu, Konfüçyüs cevapladı: ‘Bir ülkede prens prens olarak, baba baba olarak, oğul oğul olarak davranırsa orada iyi bir yönetim, düzen vardır.’”

Bu beyandan açıkça anlaşıldığı üzere, adların görev, işlev ve sorumlulukları adların özünü oluşturmakla beraber, ideal bir düzen için gerekli olan öğelerdir. Burada prens, baba ve oğul sosyal adlardır. Ayrıca, adlar sadece bir tek nesneyi tarif etmelidir. Bu görüşü ile Konfüçyüs, Antik Yunan’da Aristo’dan önce, kavram karışıkları sebebiyle meydana gelen iletişimsizlik sorunları üzerine de bir fikir belirtmiştir.

Çinli araştırmacı-felsefeci Hu Shih’e göre Konfüçyüs’ün bu görüşler etrafında şekillenen mantık ilkelerinin, Yi Ching (Değişimler Kitabı) adlı eserinde yer aldığını belirtmektedir.  Değişimler Kitabı üzerinde durulmalıdır. Bu kitapla Konfüçyüs’ün görüşlerini farklı boyutlarda görebiliyoruz. Örneğin, Değişimler Kitabı’nda yazana göre, Konfüçyüs tüm değişimlerin hareket ve devinimden doğduğunu iddia etmektedir. Bu harekette güçlü olan zayıf olanla yer değiştirir. Konfüçyüs mantığında güç Chien, zayıflık Kuen olarak adlandırılır. Aynı zamanda Chien ve Kuen, basit ve kolay anlamlarına gelir; bunun anlamı, biz hayatta karmaşık ve zor görünen her şeyi esasında basit ve kolay vasıtasıyla bilebiliriz. Eserdeki bir diğer önemli kavram da “idea” anlamına gelen Hsiangdır. (Hsiang’ın sözlük anlamı aslında fil olmasına rağmen Konfüçyüs’de sözcük farklı kullanılmıştır.) Hsiang burada Konfüçyüs’ün kullandığı şekilde idrak etmek, hayal etmek ve düşünmek gibi anlamlara gelir. Kwalar ise idea için gerekli öğeler-verilerdir. Konfüçyüs’ün ideaları Platon’un idealarından farklı olmakla birlikte, temelini doğal fenomen ve olgulardan almasıyla Platon idealizminden epey uzaklaşır.

Kitapta son olarak aktarılan Konfüçyüs’ün mantık ilkesi de önermeler (yargılar, tse) teorisidir. Çin mantığının önermeler konusunda karakteristik yaklaşımını ortaya koyan ilkelerden anladığımız kadarı ile Batılı önerme kurulumu ile Doğu (Çin) önermeleri arasında gerek form gerek içerik itibariyle farklar vardır. Çin mantığında kurulan önermelerde bağlaç bulunmaması buna bir örnek sayılabilir. Beklendiği üzere Çincede bağlaçlar yoktur. Yargılar, adların sıralanışı ile elde edilir.

Mo Tzu ve Mantık

Aristo öncesi dönemlerde Aristo’dan epey uzak bir coğrafyada mantığın nasıl şekillendiğine hepimiz şahit oluyoruz. Bu noktada Konfüçyüs’ten sonra, en az onun kadar değerli bir iz bırakan düşünürü, Mo Tzu’yu (Mozi) (MÖ 500-420) ele almamak bir eksikliktir. Moist ekolün kurucusu olan Mozi’nin mantık ekolü, temeline sevgiyi alan, tüm insanları ve var olanı sevgiyle kucaklayan bir Jen toplumu oluşturmak üzere oluşturulmuştur. Mozi, Konfüçyüsçü gelenekten gelmesine rağmen Konfüçyüsçülüğü eleştirmesiyle ün kazanmıştır. Mozi’ye göre Konfüçyüsçü mantığın temel ilkelerinden olan Adların Düzenlenmesi ve ahlâksallık gereksiz ve faydasızdır. Ona göre, geleneksel ekolün bekası adına dayatılan Konfüçyüsçü ahlak ve inanç anlayışları, insanın doğasına ters olmakla beraber insan zihni ve karakteri, hiçbir şekilde gelenek tarafından şekillenemez. Mozi’ye göre insanı şekillendiren en önemli kavram “pratik ihtiyaç” olmaktadır. Bu görüşe oldukça paralel olarak uygulamalı etiği, yaklaşımları ve düşünsel süreçleri ön plana çıkaran Mozi, tamamen Amerikan toplumunun bir ürünü olarak görülen pragmatik ekolün, Amerika’dan yüzyıllarca önceki temsilcisi olmuştur.

Mo Tzu (MÖ 500-420)

Mozi, Antik Yunan’da kurulacak olan sistemleşmiş bir mantık ekolüne benzer bir mantık sistemini kurmaya Konfüçyüs’ten daha çok yaklaşmıştır. Çünkü Mozi mantığı, tümelleri, geçerli rasyonel çıkarımları, kavramları, bunların diyalektiğini ve ampirik uygulamaları içermektedir. Mozi, en başta belirttiğimiz “herkesi kucaklama” ilkesine bir araç olması maksadıyla kendi oluşturduğu mantık ekolünü kullanmıştır. Mozi’nin ölümünden sonra ortalama Aristo ile aynı dönemle farklı coğrafyada ortaya çıkan Yeni Moistler, bir mantık sistemi kurma doğrultusunda önemli adımlar atmış, “bilimsel mantık” adını verdiğimiz, temeli Avrupa’da modern dönemde atılan mantık yaklaşımlarının da ilkel birer öncüsü olmuşlar, psikolojik, epistemolojik ve metafiziksel birçok açıklama ile bu disiplinlerde özgün fikirler üretmişlerdir. Bu açıdan Mozi ve ardılları, Aristo Öncesi ve Aristo Dönemi mantık çalışmaları ve felsefe tarihi literatüründe önemli bir yere sahiptirler.

 

Yazar: Necdet Ersöz (Matematiksel)

Referans: İlgili yazı dizisi, yazarın felsefe çalışmalarından yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır. 

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Aristocu ve Kantçı Görüşler

Mantık-zihin ilişkisini ve mantığın kaynağı problemini kayda geçmiş filozoflar bazında incelemek istersek Aristoteles (MÖ 384-322) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');