Mezopotamya’da Mantık

Mezopotamya, Yunanca anlamı “ırmaklar arasındaki ülke”, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye verilen isimdir. Mezopotamya ismi herhangi bir siyasî devleti ya da sınırları çizili bir toprak parçasını ifade etmeyip oldukça genel bir biçimde Yunanlılar tarafından o bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır. Tarih boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapan ve medeniyetler beşiği olarak anılan bu topraklar Sümerler, Urartular, Akadlar, Babilliler, Asurlular gibi önemli uygarlıkları barındırmıştır. Burada çeşitli zamanlarda ve eş zamanlı varlıklarını sürdüren her bir uygarlığı ayrı ayrı incelemek yerine bir bütün olarak Mezopotamya insanının rasyonel-mantıksal ve teknik düşüncesini etkileyen faktörleri ele alıp Sümer ve Babilliler’e değineceğiz.

Bir günümüz Mezopotamya yerleşkesi, Mardin.

Mezopotamya coğrafî konumu itibariyle yerleşime oldukça müsait bir durumda olduğundan, tarihsel süreçte insanlığın ilkel dönemlerinden itibaren tarımsal faaliyetler için kullanılmış, asırlarca insanlara ev sahipliği yapmış ve civar bölgelerden aldığı yoğun göç ve saldırılar neticesinde bir kültür-medeniyet zenginliğine sahip olmuştur.

Mezopotamya’da rasyonel düşüncenin varlığı daha çok Sümer ve Babil uygarlıklarında kendini gösterir. Sümer ve Babil dönemlerinde Mezopotamya’da teknik ve zanaata yönelik gelişmeler yaşanmıştır. Tarıma ve hayvancılığa önem veren bu toplumlar, gereksinim fazlası ürünleri de ekonomik yollarda kullanmışlardır.

Sümerler (Sinear) ve Babilliler (Amurrular)

Mezopotamya medeniyetinin temelini oluşturan, sayısız medeniyeti etkileyen, yazıyı ilk kez kullanan, astronomi, bilim, felsefe, tıp gibi alanlarda ilk ciddi çalışmaları ortaya koyan Sümerler, kendinden sonra gelecek birçok toplumu her yönden etkilemiş, asırlarca kültürel-düşünsel etkisini devam ettirmiş Sami olmayan bir topluluk tarafından kurulan bir uygarlıktır. Fakat Sümerleri kuran topluluğun kökeni tartışmalı olsa da Orta Asya’dan geldiklerine dair birtakım çalışmalar yapılmıştır. Yakın tarihteki antropolojik araştırmalar ve kafatası ölçümleri Sümerlerin brakisefal Alp etnik kimliğine sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle dolikosefal Akdeniz kimliğe sahip olan Samilerden ayırt edilirler.

Sümerler çok tanrılı inanca sahiptir. İnançlarıyla bağlantılı şekilde, gerek gökyüzünü gözlemlemek gerekse inandıkları, bilhassa, gökteki tanrılara daha yakın olabilmek amacıyla inşa edilen yarı tapınak yarı rasathane işlevli binalarına da Ziggurat denir. Zigguratlar, günümüzde Sümerlere ait olduğunu bildiğimiz birçok buluş ve eser hakkında doğru bilgiye ulaşmamızı sağlamış, özellikle yazının icat edilme sürecinde bir kilometre taşı olmuştur.

Tipik bir Ziggurat gösterimi.

Sümerlere dair en azından burada bahsetmemiz gereken iki nokta var ki, bunlar, Sümerlerin felsefî-mantıksal eğilimlerinin anlaşılabileceği Gılgamış ve Yaradılış destanları ile bilimsel-toplumsal etkinlikleridir.

Sümerler bugün anladığımız manasıyla sistematik bir felsefî-mantıksal düşünce üretmeyi başaramamış, Antik Yunan’da olduğu gibi bilginin ve salt gerçekliğin varlığına yönelik soruları sormamış ve epistemolojik literatüre katkı yapmamış olsalar da, bu durum Sümerlerde mantıksal düşünüşün var olmadığı anlamına gelmemektedir. Evrenin ve insanın kökenini düşünüp tartışan Sümerler, kendilerini tatmin edecek doğruları aramak maksadıyla gözlemsel çalışmalar da yapmışlardır. Hatta insana, evrene ve bunların yaradılışına dair ortaya koydukları izahlar asırlarca kendilerinden sonra gelecek kültürlerin temel yapı taşını teşkil etmiş, büyük semavî dinlerin felsefî arka planını meydana getiren mitolojik, destansı anlatımlar çağımızda dâhi bilimsel-tarihsel araştırmalardan yoksun olan toplumlar nezdinde makûl, kabul edilir olmuştur.

Sümerler ve Yaradılış Efsaneleri

Sümerlerin evrenin yaradılışı hakkında bıraktığı miras hakkında elimizdeki en önemli eserler Gılgamış ve Yaradılış efsaneleridir, ki bu eserler Sümer mitolojisi hakkında bize önemli ipuçları vermektedir.

Gılgamış Destanı

Sümer mitolojisine göre insan ve evrenin yaradılışı benzer olup ikisi de aşama aşama gerçekleşmiştir. Efsaneye göre en başta var olan su (deniz) ile yer bir olur, kozmik bir dağ meydana gelir, Tanrılar insan haline gelir ve Gök (Anu) ve Yer (Ki) tanrılarının birleşiminden Hava tanrısı (Enlil) ortaya çıkar. Enlil Ki’yi ele geçirir ve Ana Tanrıça (Nimmah) meydana gelir; Nimmah Dünya’yı şekillendirir. Temelinde bir olan gök ve yer ayrılmıştır. İnsan da yalnızca tanrılara hizmet ve tapınma için yaratılmıştır. Yaratılan her şey sudan yaratılmış olup Enki (Bilgelik ve Okyanuslar Tanrısı) insanı Dünya’ya göndermiştir. Bu yaradılış efsanelerinin temeli, semavî dinlerdeki izahlara, kutsal kitap ayetlerine, özellikle Tevrat’taki yaradılış ayetlerine, oldukça yakın olup semavî Sümer yaradılış efsanelerinin semavî dinlere kaynaklık etmiş olması muhtemeldir. Konuyla ilgili Muazzez İlmiye Çığ, Arif Tekin, Turan Dursun, İlhan Arsel ve ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer’in eserlerine göz atılabilir.

Sonuç itibariyle, Sümerlerin her ne kadar epistemolojik açıdan ortaya koydukları düşünsel ürünlerin yetersizliğinden rahatlıkla bahsedebilsek bile felsefelerinin ve mantık anlayışlarının tanrıbilimsel, ontolojik ve metafizik yanlarının, o dönem insanları ve zihni nazara alındığında bir hayli gelişmiş olduğunu ve bu durumun öz mitolojilerine yansıdığını, hatta kendilerinden sonra gelen toplumları etkilediğini söyleyebiliyoruz. Yine de ontolojik açıdan ortaya koydukları düşünsel ürünler, Antik Yunan felsefesi ve mantığının sistematikliğinden uzak, rasyonel bir çaba olmanın ötesinde irrasyonel, doğaya duyulan merakın ve doğanın –bilimsel deney ve gözlem eksikliğinden kaynaklanan- gizeminin daha çok ilkel toplum psikolojisindeki birer yansımasıdır. Elbette ki, deney imkânının ve olgusal-bilimsel düşünüşün günümüz koşullarıyla bir olmadığı bir dönemde doğal olayların doğaüstü nedenlerle açıklanması gayet olası ve normaldir.

Sümerlerde Seksajismal Sayı Sistemi

Sümerlerin bilim ve teknolojisine gelecek olursak, binlerce yıl önce yaşamış bir kavim olarak oldukça sıra dışı bir şekilde Sümerlerin birtakım bilimsel çalışmalar ve pratik uygulamalar geliştirdiklerine şahit oluruz. Aklımıza ilk gelenler sulama için kanal sistemleri, tarımsal amaçlı geliştirilen öküze bağlı sabanlar, tekerleğin icadı, çeşitli tarım aletleri, çanak, çömlek ve günlük yaşamda kullanılabilecek birtakım araç ve gereçlerdir. Bununla birlikte Sümer matematiği, geometrisi ve astronomisi, Sümerlerde özellikle formel bilimlerde mantıksal sistemin var olduğunun kanıtı gibi görünmektedir. 60 sayısına dayalı seksajismal sayı sistemini ilk kez kullanan Sümerler, gün, ay ve yıl hesaplamalarında da oldukça hassas ölçümler yapıp günümüz verilere oldukça yakın sayılar elde etmişlerdir. Ay ve Güneş tutulmalarını hesaplamışlardır. Astronomik çalışmalar ve bunun verileriyle oluşturulan burçlar da Sümer kökenlidir. Bu gelişmeler, Sümer uygarlığında mantığa dayalı-uygulamaları gözlemlerin varlığına işaret etmektedir.

Samilerin bir kolu tarafından MÖ 3000-2000 yılları arasında kurulan Babil Krallığı, kültür, mimarî, bilim, destanların aktarımı ve düşünsel etkinlikler bakımından Sümerlerden etkilenmiştir. Babil’in en ünlü hükümdarları Hammurabi ve Nabukednezar’dır. Bu iki hükümdar dönemlerinde Babil ülkesi birçok açıdan parlamış, refaha kavuşmuştur. Sümer mitolojisinden aktarılan bilgiler, Ziggurat mimarîsi, bilimsel-astronomik çalışmalar ve yazılar, Sümer toplumunun düşünsel-mantıksal bakış açısının Babil uygarlığını etkilediğinin kanıtıdır. Aynı zamanda hâlihazırda var olan bilgiler üzerine yapılan çeşitli eklemeler, ileri tarihlerde Yunan ve Roma uygarlıklarında mantık, felsefe, astronomi gibi tüm disiplinlerde sistematikleşmeyi sağlamıştır.

Yazar: Necdet Ersöz (Matematiksel)

Referans: İlgili yazı dizisi, yazarın felsefe çalışmalarından yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır. 

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Aristocu ve Kantçı Görüşler

Mantık-zihin ilişkisini ve mantığın kaynağı problemini kayda geçmiş filozoflar bazında incelemek istersek Aristoteles (MÖ 384-322) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');