Eski Mısır’da Mantık

Afrika’nın kuzeyinde insanlığın en köklü yerleşim merkezlerinden biri olan ve özgün-homojen bir kültür geliştirmiş Mısır’ın tarihi, içerisinde barındırdığı gizemli, düşsel, ezoterik (içrek, gizlemli) ve mitsel öğelerle her dönemde birçok disiplinden araştırmacı ve bilim insanının ilgisini çekmiştir. Günümüzde halen, Mısır’da asırlardır süregelen çeşitli ezoterik öğretilerin ve kadim inanışların modern toplumu etkilediği görülmektedir. 

İlk Çağ uygarlıkları arasında bütün bir Afrika’nın yeri ve önemi tartışmalı olsa da kuzeyindeki bu uygarlık Afrika’dan farklı bir gelişim göstermiştir. Ünlü Yunan bilgin Herodotos’un “Nil’in Armağanı” şeklinde söz ettiği Mısır’a bu unvan, coğrafî konumu nedeniyle çöl olmaya mahkûm olan ve çok az yağış alan kurak Mısır topraklarının, Nil Nehri sayesinde canlanması ve bereketlenmesine paralel olarak verilmiştir. Yılda iki kez nehrin taşmasıyla ovaya ve deltalara taşınan alüvyonlar, bölgeyi yaşamaya ve özellikle tarıma elverişli kılmıştır. Doğu Afrika’dan yeryüzüne yayılan türümüzün de ilk uğrak yerlerinden biri nitekim Nil ve çevresi olmuştur. Bu sebeple Mısır’ın tarihi, uygarlık tarihiyle yaşıttır.

Mısır’ın yazı öncesi dönemde insanlara ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Paleolitik Dönemden (Eski Taş Çağı) kalma taştan yapılmış aletlerin Nil Vadisi çevresinde bulunması bunun delillerindendir. Eski Taş Çağı’nın izleri yaklaşık 500000 yıl öncesine gitmektedir. Günümüzden yaklaşık 10000-20000 yıl öncesine geldiğimizde ise Mısır bölgesinde ve genel olarak Afrika’da iklimin epey değiştiğini gözlemliyoruz. Fizikî şartların Nil ve etrafında yaşamaya elverişli hâle gelmesiyle Neolitik Devirde (günümüzden yaklaşık 5000-10000 yıl önce) insanların Mısır’da ilk yerleşim yerlerini oluşturduğunu ve tarımsal faaliyetleri başlattığını, ikili ve toplumsal ilişkilerin geliştiğini ve insanların doğayı işleyerek-dönüştürerek uygarlık meydana getirme sürecinin temelini inşa ettiğini arkeolojik çalışmalar ve sonraki dönemleri aydınlatacak yazılı kaynaklar neticesinde öğrenmekteyiz. Bunların sonucunda da Eski Mısır uygarlığında köy, kent, nom, devlet ve krallık düzeni çerçevesinde belirli sülalelerin yönetim erkini elinde tutması biçiminde örgütlenen insanlar, yaklaşık 3000 yıl boyunca Mısır’da kültür, edebiyat, tıp ve matematik disiplinlerinde modern medeniyetlerin daha sonra üzerine yepyeni bir mantık metoduyla bir bilim inşa edeceği bir literatürü hazırlamışlardır.

Antik Mısır ve Hiyeroglif

Eski Mısır’ın sahip olduğu spesifik özellikler içerisinde ilk gözümüze çarpan hiyeroglif yazısı olacaktır. Kökeninin yaklaşık 5000 yıl öncesine dayandığı bu ilkel yazı tipinin ortalama aynı dönemde Mezopotamya’da da var olması (Sümer, Urartu, Luvi Hiyeroglifleri), Eski Mısır toplumunun çeşitli etkileşimler sonucu yazıyı Mezopotamya yerlilerinden aldığını çağrıştırsa da Mezopotamya hiyerogliflerinden fonetik, gramer ve form-semboller açısından farklılıklar içermektedir.

Eski Mısır hiyeroglifleri (Vikipedi)

Hiyeroglif (hieros: kutsal, graphikos: oyma, yazıt) yazısı, adından da anlaşılacağı üzere Eski Yunanca kutsal yazıt anlamına gelmekte olup yazının icat edildiği dönemin insanının dinsel-mitolojik inançlarının, pratik bir uygulaması, göstergesi ve inançların insanlar üzerindeki etkisinin bir sonucudur. Mısır hiyerogliflerinin temel niteliği, piktograma dayalı (görsel) ve taş, ahşap, kemik gibi sert maddeler üzerine yazılı olmasıdır. Zaman içerisinde toplumsal ihtiyaç ve değişimlere paralel olarak basit hiyeroglif yazısından hiyeratik yazı, demotik yazı ve kopt yazısı evrimleşmiştir.

Hiyeroglif yazısının resme dayalı olması, birçok sembol içermesi ve bu sembollerin genellikle dinsel, soyut ya da günlük hayatta karşılaşılan nesne, şekil ve çizimlere dayalı oluşu, Eski Mısır insanının doğayı anlama, onu değiştirme ve doğaya-evrene yönelik özgün fikirler üretip bu fikirleri paylaşabilme yetisini ortaya koymaktadır. Kadim Totemist-Animist inançların birçok ilkel kabilede olduğu gibi Antik Mısır’da da var olduğunu, meydana getirdikleri yazı sistemini kullanarak bizlere bıraktıkları yazıtlarla anlıyoruz. Nitekim hem arkeolojik bulgular hem de epigrafik-paleografik veriler bilhassa Mısır’ın ilk dönemlerinde kökeni totemizme dayalı hayvan şeklinde tasvir edilmiş tanrıları işaret etmektedir. Bunun sebebi olarak tarıma ve hayvanları evcilleştirmeye büyük önem veren Mısır toplumlarının yaşamında ve faaliyetlerinde hayvanların yerinin büyük olmasını görmek normaldir.

Ekonomik ve yaşamsal faaliyetlerde öneme sahip olan unsurlar, dinî-mitolojik karakterleri de etkilemiş, politeistik bir inanç sistemi oluşmuştur. Aynı şekilde belli başlı doğa unsurları (Güneş, Yağmur, Ay, Rüzgâr…) da Mısır toplumunda tanrı ve tanrıçalarla betimlenmiş, yaratılan tanrılara toplumsal düzen, refah ve barış için tapınılmıştır. İlerleyen dönemlerde insan biçimli ve hayvan uzuvlarına sahip tanrılar da yaygınlaşmakla beraber, kendi otoritesini sağlamlaştırmak adına monoteistik inançları savunan ve yaygınlaştıran III. ve IV. Amenofis (MÖ 1352-1335) gibi tanrısal hükümdarlar da ortaya çıkmıştır. Monoteistik dönemde tek tanrı olarak Aton kabul edilmiştir. En önemli Mısır tanrıları olarak Nut (Gök Tanrısı), Geb (Yer Tanrısı), Şu (Hava Tanrısı), Ra (Şahin Başlı Güneş Tanrısı),  Apis Boğası, Hathor (Nekropolis Tanrıçası), Atum, Amon ve Osiris (User) sayılabilir.

Mısır tanrıları ve onlara tapınma şekilleri genel olarak toplumun yaşayışını, doğayı gözlemleme sürecini ve ihtiyaçlarını yansıtmaktadır. Buradan net olarak çıkarabileceğimiz sonuç şudur ki, Antik Mısır toplumunda doğal çevrede olup bitene karşı bir ilgi ve merak söz konusudur. Bu ilginin doğayı ampirik şekilde kavrama ve analiz etme gibi ikincil bir sonuca götürdüğü belli olmakla birlikte, doğa üzerine rasyonel düşünebilme kabiliyetinin varlığına dair izler bulmak, her ne kadar açıklanamayan olguların doğaüstü ile tasviri mevcut olsa da mümkündür. Bunun kanıtı olarak da hiyeroglif yazısı içinde soyut ve mitolojik öğeler arasından seçebileceğimiz nispeten doğal vakaların ve olguların din dışı açıklamalarının ve somut aktarımlarının varlığını gösterebiliriz. Özellikle papirüsler üzerine yazılan günlük hayata dair açıklamalar, biyografi ve otobiyografilerde, din dışı konularda yazılan metinlerde kişinin karşılaşabileceği sorunlara pratik ve akılcı çözümler yer almış, doğal olaylara olgusal-mantıksal izahlar yapılmıştır. Bu durum Mısır’da gözlemleyici ve mantıksal düşüncenin varlığına bir işarettir.

Antik Mısır’da mantıksal-rasyonel düşüncenin varlığı paleografik bulgularda kendini hissettirse de antropomorfik (insanbiçimci), tanrısal, mitolojik ve irrasyonel açıklamalardan tümüyle sıyrılabilmiş değildir. Örneğin sosyolojik, psikolojik, tıbbî birçok problemde büyü-deney karışımı bir uygulama kullanılmaktadır.

Mısırlılar, günlük yaşamda karşılaştıkları bazı sorunlara sayısal çözümler üretmek durumunda kalmışlardır. Örneğin, sahip oldukları toprakların büyüklüğünü ölçmek ve dolayısıyla vergileme sistemini düzene sokmak için hesaplama yöntemleri geliştirmişlerdir. Onlu sistemin varlığına dair ilk kanıtlar Mısırlıları göstermektedir. Tarla alanı ve sıvıların hacmi konusunda belirli ölçümler geliştiren Mısırlılar, bu sayede temel geometri ilkelerini bulmuşlardır. Hatta Pisagor’a ait olduğu iddia edilen 3-4-5 dik üçgeninin formülasyonunun Pisagor’dan çok önce Mısırlılar tarafından bilindiğine dair veriler bulunmaktadır. Çember, daire, üçgen ve dikdörtgen çevre ve alan hesaplama konularında kendilerini geliştiren Mısırlılar, Pi sayısını gerçek değerine çok yakın, 3,16 olarak hesaplamışlardır. Nil Nehri’nin periyodik olarak taşması, Sirius yıldızının taşmayla eş zamanlı şekilde belirlemesi, Güneş ve Ay tutulmaları ve diğer gözlemler Eski Mısır toplumunun astronomiye de ilgi duymasını sağlamış, zira astronomik gözlemler neticesinde miladi takvimin ilk versiyonu olan Güneş yılı esaslı takvim icat edilmiştir.

Mısır toplumu insan bedeni üzerinde de çalışmış, bu nedenle tıbbın öncülerinden sayılmıştır. Çeşitli yaralanmalarda, iç hastalıklarında ve yaşam süresini uzatmada ameliyatlar yapılmış, reçeteler yazılmış ve deneysel yöntemler kullanılmıştır. Kafatasının kesilip beyin ameliyatı yapıldığına dair bilgiler de paylaşılmaktadır. Buna rağmen Mısır tıbbıyla ilgili bildiklerimiz oldukça sınırlıdır. Elde ettiğimiz bilgiler çoğunlukla o dönemden kalma papirüsler sayesindedir.

Mısır tıbbının işleyişi teknik ve deneysel bilgilere dayalı olsa da birçok noktada büyüsel, dinsel ve tanrısal etkileri de içinde barındırmaktadır. Özellikle hastalıkların tanımlarında sağlığın bozulma durumlarında ve insan ömrünün yetersizliğinde bilimsel açıklamalar yetersiz kalmış, hastalıkların sebebi olarak tanrıların insanın vücudundaki dingin ruha müdahale etmesi görülmüş ya da çeşitli büyülerin kişiyi etkisi altına aldığına inanılmıştır. Aynı şekilde büyü ve sihir, sağaltımda yarı dinî kimliğe sahip hekimler tarafından bir metot olarak da kullanılmıştır. Sonuç olarak birtakım deneysel ve teknik yaklaşımlar içeren Mısır tıbbının bu yanı, Mısırlıların mantıksal düşüncesinin ekseninde ortaya çıkarken mitolojik inançlarının da etkisi son derece hissedilmektedir. Aynı durum ölüyü mumyalama etkinliği için de geçerli olup ölü mumyalama işleminin hem teknik-deneysel yönü hem dinî yönü bulunmaktadır.

Piramitler

Mısır mimarîsinden bahsedildiğinde aklımıza piramitlerin gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Asırlardır ejiptologlar, tarihçiler, sanat ve bilim tarihçileri ve felsefecilerce farklı açılardan değerlendirilen piramitler, birçok efsaneye, mite ve hikâyeye de konu olmuş, farklı platformlarda tartışılmış, yalnızca piramitleri incelemek üzere bile alt bir bilim dalı, piramitoloji ortaya çıkmıştır. Hangi amaçla, hangi koşullarda ve nasıl bir süreçle inşa edildiği ve spesifik şeklinin, dâhili düzeninin ilginç sonuçlarının açıklanması yıllarca gizemini koruyan piramitler son yıllardaki çalışmalarla tamamen aydınlatılmaya çok yaklaşmıştır. Piramitlerin yapısı binanın stabilitesini ve verimliliğini artıracak şekilde olup binanın inşası esnasında kaynakların en kolay şekilde kullanımını sağlar niteliktedir. Piramitlerin bu özellikleri insanların piramitlerin farklı ve daha gelişmiş medeniyetler belki uzaylılar tarafından inşa edildiğini iddia etmelerine sebep olmuştur. Ünlü piramitolog John Taylor 1859 yılında yayımladığı bir çalışmada piramitlerin, Mısırlı olmayan ve Tanrı tarafından yönetilen bir istilacı toplum tarafından inşa edildiği teorisini ortaya atmıştır. Orta Çağ Arap düşünürleri, piramitlerin Nuh Tufanı ile birlikte inşa edildiğini ve Mısırlıların kadim bilgeliklerini ve bilimsel çalışmalarını koruduğunu iddia etmişlerdir. Piramitlerle ilgili ortaya atılan bu tip efsaneleri semavi dinlerin kutsal kitaplarının yorumlarına, çeşitli ezoterik öğretilere ve inanılagelen safsatalara bağlamak olanaklıdır.

Piramitlerin inşasının yüksek bir mühendislik, mimarî bilgi, geometri ve fizik bilgisi gerektirdiği açıktır. Bunun da olanaklı olması sadece rasyonel düşüncenin varlığıyla açıklanabilir. Mısır geometrisi, Mısır’da mantıksal düşüncenin varlığının en önemli delilidir.

Yazar: Necdet Ersöz (Matematiksel)

Referans: İlgili yazı dizisi, yazarın felsefe çalışmalarından yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır. 

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Aristocu ve Kantçı Görüşler

Mantık-zihin ilişkisini ve mantığın kaynağı problemini kayda geçmiş filozoflar bazında incelemek istersek Aristoteles (MÖ 384-322) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');