Afrika’da Mantık ve Düşünce Anlayışı

İnsanlık tarihinde türümüze ait ilk izlerin rastlandığı Afrika’da ilkel insanlardan bu yana düşüncenin ve mantığın seyri nasıl değişmiştir?

Tarihsel ve antropolojik araştırmalara göre 2-3 milyon yıl öncesine dek giden insanlığın (insan türlerinin) ortaya çıkış süreci, günümüzden yaklaşık 40000-50000 yıl öncesine geldiğimizde tek türün neslini devam ettirebilmesi ve yeryüzüne yayılmış vaziyete kavuşmasıyla uygarlıkların kökenini oluşturacak zemini ve rasyonel toplulukları meydana getirecek, bilgi ve kültür seviyesini sağlayacak duruma gelmiştir. Atalarımızın ilk üyeleri belirli-sabit bir yerleşik yaşamdan uzak, fizikî ve coğrafi şartlara oldukça bağımlı, doğaya mahkûm şekilde yaşamaktaydılar. El becerileri yüksek, iletişimleri güçlü ve zor koşullara dayanıklı ortamlar yaratmaya meyilliydiler. Böyle niteliklere sahip olan insanların özdeşlik ve çelişmezlik ilkelerini idrak eden bir zihne sahip oldukları kuşkusuzdur. Ek olarak, mantığın bu iki temel mantık ilkesinin ortak atalarımızdan bize genetik yolla geçtiği ve diğer memelilerde de bu ilkelerin varlığı bir gerçektir. Bu özelliklere sahip olan atalarımızın, evrimleştikleri bölge olan Afrika’nın nispeten ılıman ve iklimi yaşamaya elverişli bölgelerinde yaklaşık 50000 yıl önce yaşadığına dair izler bulmak olanaklıdır. Bulundukları ortama göre Dünya’ya yayılan insanlarla farklı koşullara sahip olan ilkel Afrikalılar, tarih içerisinde birçok kez Mısır, Hint Bölgesi ve Avrupa’nın etkisiyle düşünsel etkinlikler bazında değişik yaklaşımlar, mantıkî yorumlar ve dinsel uygulamalar sergileseler de bu değişikler oldukça sınırlıdır. Bugün dahi Afrika yerlileri arasında inancını ve düşüncesini özgün biçimde tutan, fikirlerini asırlardır muhafaza etmeyi başaran kabileler mevcuttur.

Afrika kültüründe ve düşüncesinde  izole öğeler

Afrika toplumlarının neredeyse tümünde, dünyanın değişik coğrafyalarındaki din, düşünce ve mantık anlayışlarından farklı bir çizgi hissedilebilir. Bunun nedenleri arasında Afrika’nın insanlığın en eski yerleşim merkezlerinden olması, çevresindeki oldukça etkili kültürel sistemlerden kısmî olarak etkilenmesi ve genel olarak farklı düşünce-inanç sistemlerini birlikte barındırıp onları koruyabilmesi sayılabilir. Ne var ki, Afrika’da rasyonel yapıyı ve düşünce sistemini bütünüyle ortaya koymak oldukça zordur. İlkel Afrika dillerinin yapısı ve öğrenilmesinin güçlüğü çalışmaları yavaşlatan en önemli engelken Afrika asıllı araştırmacıların katkılarıyla Afrika dillerinin öğrenilmesi sağlanarak Afrika’nın düşünsel yapısının anlaşılmasında bir engel zayıflatılmıştır. Bununla paralel olarak Afrika’da dinî ve düşünsel çalışmalar bir nebze olsun aydınlatılabilmiştir. Afrika insanının mantık sisteminin dinsel, mitolojik ve irrasyonel düşüncelerden ayrılmaması da bu bölgede geçmiş tarihlerde mantığa dair ortaya konulan fikirlerin ayırt edilmesini olanaksız kılmaktadır.

İngiliz kültür antropoloğu, aynı zamanda Nijerya vatandaşı olan Robin Horton, Traditional Thought and the Emerging African Philosophy Department adlı çalışmasının dördüncü cildinde Afrika’nın mantıksal ve düşünsel geçmişini eleştirerek bilhassa felsefe çalışmalarının geçmişte ve günümüzde olmadığını söyler, bunun nedeni olarak da Afrika düşüncesinin mantığa ve epistemolojiye yatkın olmadığını gösterir. Aynı şekilde misyoner H. Maurier, R. W. Wright’ın African Philosophy adlı kitabında yer alan Do We Have an African Philosophy? adlı makalesinde Horton’a benzer bir yaklaşım sergileyerek Afrika felsefesinin geçmişinde mantıksal ve kavramsal eksikliklere vurgu yapar.

Afrika’da sistematik bir mantık anlayışı oturmamıştır

Afrika’da mantıksal düşünce, ilkel dinlerinin ve geleneklerinin gerisinde kalmış, ön plana çıkmamış ve inancın irrasyonelliği, mantıksal önermelere tercih edilmiştir. Bu nedenle Afrika’da geçmişe dair mantıksal bilgiler elde etmek güçtür. Daha önce belirttiğimiz üzere ilk insan topluluklarındaki psişik ben algısının, kişisel şuurun farkında olmanın, özdeşliğin ve diversitasın ötesinde, bunların üzerinde bir mantıkla karşılaşmak Afrika’da çok zor olduğundan, mantıksal düşüncenin eleştirisini yerli dinler üzerinden yapmak daha doğru olur. Bu bölümde yalnızca Voodoo dini esas alınacaktır.

Voodoo dinine ait bir ritüel.

Afrika’nın en eski dinleri arasında Animizm, Fetişizm, Totemizm ve Voodoo (Vudu, Vodun) dinleri sayılabilir. Bu dinlerden özellikle Voodoo dini, animist niteliklere sahip Afrika’da doğmuş bir din olarak Afrika’nın geçmiş dönemlerdeki en yaygın dini konumundadır. Benin’de konuşulan etnik bir dil olan “Fon” dilinde voo “içe bakış”, doo ise “bilinmeyen” anlamını taşımaktadır. Voodoo dininde “Djo” adında bir Tanrı’ya inanılmaktadır. En büyük ve yüce varlık olan Djo, insanların kaderiyle ve davranışlarıyla ilgilenmez, o nedenle insanlar doğdukları anda tamamen yabanıl ve güçsüz olarak doğarlar. Başlangıçta her insana rehber olması amacıyla bir ruh, “Loa” verilir. Ruhsuz olduğunda tamamen bir hayvan gibi olan insan, kendisine ruh verildiğinde ruhsal bir varlığa dönmektedir. Bu ruhsal varlık, küçük melekler olarak üç parçadan oluşur. Bu melekleri geliştirerek ve mükemmelleştirerek Tanrı Djo’ya yakınlaşmaya çalışan insanlar, üç ruhsal parçayı tapınaklarda özel odalarda kötü ruhlardan korumak için saklarlar. Kişi öldükten sonra kilden yapılmış kaplarda saklanan ruhların özgürleşmesi için kaplar kırılır. Bu noktadan itibaren ruhlar ve ceset farklı uygulamalara tabi tutulur. Vodoo dini tarihsel süreçte varlığı korumuş ve günümüze dek gelmiştir.

Eski Afrika insanında mantıksal düşüncenin egemen olmadığı, görüldüğü üzere son derece açıktır. İlkel kabilelerde, dünyanın birçok coğrafyasında olduğu gibi doğa olaylarına ve tabiatın işleyişine karşı bir merak ve korku, insanları o dönemin aklının sınırlarının ötesinde yorumlar yapmaya itmiştir. İlkellerin kültür ve inanç tarzları, hakikatten öte bir gelenek halini kabaca devam ettirdiğinden etkileri halen görebildiğimiz bu kültür ve inanç sistemleri, özü itibariyle rasyonel düşünceden uzak, mantıksal ve bilimsel faaliyetlerin henüz gelişmediği toplumların bir ortak özelliği gibidir. Bunun en büyük örneği, yukarıda da belirtildiği gibi geçmişte ve hatta günümüzde de bütünüyle sistemli-mantıksal bir düşünce geliştiremeyen Afrika’dır.

Yazar: Necdet Ersöz (Matematiksel)

Referans: İlgili yazı dizisi, yazarın felsefe çalışmalarından yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır. 

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Aristocu ve Kantçı Görüşler

Mantık-zihin ilişkisini ve mantığın kaynağı problemini kayda geçmiş filozoflar bazında incelemek istersek Aristoteles (MÖ 384-322) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');