Mantık-Zihin İlişkisine Psiko-sosyal Yaklaşım

Mantık-zihin ilişkisinde yeni dönemde sosyolojik ve psikolojik açıklamalar da mevcuttur. Bu noktada psikolog ve sosyologların mantığı ve zihni ele alışları, onların neliğini ve yapısını açıklayış tarzları, kendi felsefî eğilimlerinden etkilenmekte, net bir objektif-bilimsel anlayış ortaya konulmakta güçlük çekilmektedir; bu bilim insanları arasında da hâlâ tartışmalar söz konusudur. Buna rağmen üzerinde güçlü konsensüs bulunan, pek çok psikoloğun doğru kabul ettiği bir görüşe göre, mantık ilkelerinin kaynağı psişik “ben bilincidir”.

En temel mantık ilkesi olan özdeşlik ilkesi üzerinden hareket eden psikologlar, tarihsel süreçte insanların iç ve dış deneyimleri boyunca ilk olarak kendilerini anlamlandırdığını ve tanıdığını ortaya koymaktadırlar. Bu görüşe göre ilk insanlar, ilk olarak kendi benliklerinin tekliğini kavradılar ve kendi dışındaki nesnelere-canlılara bakarak kendilerini onlardan ayırt ettiler. Bu noktadan itibaren diversitas (başka olma, çelişmezlik) düşüncesini ürettiler. Kendini bilerek özdeşlik ilkesini bulan insanlar, civarlarındaki diğer varlıklar yoluyla da kendilerinden farklı olanı gördüler. Bu noktada da çelişmezlik ilkesinin formülasyonunu ortaya koydular. Bu pre-historik döneme ait psikolojik araştırmalar, bize mantık ilkelerinin a posteriori özelliğini çağrıştırmaktadır. Bununla birlikte mantık ilkelerinin zihinde a priori bulunduğunu iddia eden Piaget gibi psikologlar da vardır. Konuyu sosyolojik açıdan değerlendiren Mauss ve Durkheim gibi sosyologlar arasında da zihnin mantık ilkelerini toplumsallaşma sürecinde elde ettiği fikri üzerinde bir görüş birliği mevcuttur.

Zihinde bulunan mantık ilkelerinin nedeni sorulabilir mi? Zihindeki mantık ilkelerinin nedeni nedir? Bu sorunun, yani neden sorusunun, üzerinde uzlaşılmış bir yanıt bulunmamakla beraber, hatta böyle bir sorunun sorulamayacağına dair görüşler de ortaya atılmıştır. Bu soruyu mantık-zihin ekseninde felsefî ve bilimsel bakış açılarıyla incelemek durumundayız. Öncelikle, bir bilim dalı olarak psikoloji, düşünme edimiyle olgusal ve bilimsel açıdan ilgilenir. Zihnin düşünme edimi ise salt mantıksal düşünme ile sınırlı değildir. Tasarlama ve hayal etme ile çeşitli koşullarda mantıksal düşüncenin sınırlarını zorlayabilen zihin, zihinsel sağlığın bozulması durumunda ise mantıksal düşünceden uzaklaşabilir. Psikoloji de insanın mantıksal düşünceye etki eden psişik, sosyal, biyolojik, sinirsel ve çevresel etmenleri çeşitli testler, gözlemler, deneyler yoluyla araştırır. Düşünmenin yapısı psikolojinin konusu iken düşünmenin kendisi mantığın ve psikolojinin konusu değildir. Aynı şekilde düşünmenin nedeni de felsefî araştırmalarda konu edilebilir fakat mantıkî ve psikolojik açılardan ele alınamaz.

Mantık, doğru düşüncenin yöntemlerini ve yollarını içerir ve doğru düşünceye bir kalıp (form, biçim) görevi yapar. Başka bir deyişle mantık, mantıksal düşünmeyi olgusal olarak değil, salt formel yönden inceler. Kişinin mantıksal düşündüğünü belirttiğimizde anlatmak istediğimiz, onun hangi hâl ve koşullarda bulunduğu değil, doğru önermelere sahip olduğudur. Burada mantıksal düşünce kişinin kendi psişik özelliklerinde değil, kimlik dışı bir konumda bulunmaktadır.

Mantık ilkeleri insanın psişik yaşamında mı gizli?

Mantıkta psikolojist yaklaşımın önemli bir temsilcisi olarak Edmund Husserl (1859-1938)

Psikolojizm araştırmaları, son yüzyıllarda ortaya çıkan ve mantık ilkelerinin ve genel olarak metafiziğin, etiğin ve epistemolojinin kökenini ve nedenini insanın zihninde ve psişik yaşamında arayan bilimsel bir yaklaşım olarak özetlenebilir. Mantıkta psikolojizm, kişinin öznel varlığı ile ilişkili olarak mantık yasalarını kişinin benliğinde bulma araştırmasıdır. Psikolojist yaklaşımların baştaki temsilcisi olan Edmund Husserl (1859-1938), mantığı salt bir disiplin ve normatif bir bilim olarak tanımlamış, mantık ilkelerinin bu yüzden a priori olması gerektiğini iddia etmiş ve Kant’a benzer fikirler ileri sürerek onlara transandantal (aşkın, doğaüstü) nitelik atfetmiştir. Sonraki dönemlerde psikolojist fikirlerini terk eden E. Husserl, bunun sebebi olarak empirist bir bilim olan psikolojinin, mantıksal ilkeleri açıklamada yetersiz kalmasını göstermiştir.

Deneysel bilimler, endüktif yani tümevarımsal önermelerle ve ancak olasılıklarla yargılar üretebilirken mantık gibi kesin, zorunlu ve dedüktif yani tümdengelimsel alanların ilkelerini ve önermelerini temellendiremez. Zaten mantıksal önermeleri kendisi kullanan bir bilimin mantıksal önermeleri temellendirmeye çalışması tam bir döngü yaratır. Bu durum ise mantıkta istenmeyen bir durumdur. Sonuç itibariyle bilimsel bir yaklaşım olarak psikolojizm, mantığın ilkelerinin nedenini ve zihindeki kaynağını bilimsel yoldan açıklamakta bir döngüye düşerek başarısız olmuştur.

Ünlü Alman filozof ve matematikçi G. W. Leibniz (1646-1716)

Gottfried Wilhelm Leibniz’da mantık ilkeleri

Neden sorusunun bilimsel açıdan ele alınışında ortaya çıkan güçlükler yukarıda açıklandığı gibidir. Konunun felsefî yansımaları oldukça farklı alanlara sıçramayı da gerektireceğinden kısa bir açıklama ile mantık-zihin ilişkisini bitirmeyi hedefliyoruz. Alman matematikçi ve filozof G. W. Leibniz’e (1646-1716) göre mantık ilkeleri akıl için zorunludur. Yürümek için nasıl kaslara ihtiyacımız varsa düşünmek için de mantığa ve ilkelerine ihtiyacımız vardır. Onların olmaması düşünülemez ve zihin sadece bu ilkelere dayanır.

Leibniz’in açıklamalarındaki “olmaması düşünülemez” ifadesi şüphesiz ki bize neden hakkında bilgi vermiyor. Çünkü düşünsel bir etkinlik olarak felsefenin rasyonel bir “mantığın nedeni” açıklaması yapmasının zorluğu, rasyonel açıklamaların mantığı bir ön bilgi şeklinde kullanmasından ileri gelmekte, tıpkı bilimsel bir açıklama çabasına girdiğimizde karşımıza çıkan bir döngü durumunun varlığı gibi, felsefî açıklamalarda da karşımıza bir kısır döngü çıkarmaktadır. Sonuç olarak rasyonel bir faaliyet olan bilim faaliyeti ile zihnin sahip olduğu mantık ilkelerinin nedeninin sorgulanamaması durumu gibi, felsefeyi rasyonel biçimde ele aldığımızda da karşımıza aynı durum çıkmaktadır. Bu koşullarda mantığın ve zihindeki ilkelerin nedeni hususunda irrasyonel ya da doğaüstü açıklamalara ihtiyaç duyulmaktadır ki, bu durum temellendirilemeyen birtakım inanç ve iman olgularının açıklamalarını gereksinmeyi işaret etmektedir.

Neden sorusunu sormamak ve sorulamayacağını iddia etmek, bilimsel-rasyonel açıklamalar için bir zorunluluk halini almışken, inanç yolu ile bu soruya çeşitli doğaüstü güçlerle cevap verebilmek, temellendirmeden uzak olsa dâhi olanaklıdır. Bu noktada dinî birtakım normlar ve dogmaların bu soruya cevap verdiği görülmektedir. Nitekim ülkemizde Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken de bu konuya dikkat çekerek rasyonel etkinliklerle ulaşamadığımız noktalara iman ve inanç ile ulaşılabileceğini söylemekte, nedensel ve zihinsel soruların cevaplarının aşkın bir varlıkla çözülebileceğini iddia etmektedir. Gazali, Pascal ve Bergson da bu tip bir anlayışı benimseyen düşünürlerdendir.

Yazar: Necdet Ersöz (Matematiksel)

Referans: İlgili yazı dizisi, yazarın felsefe çalışmalarından yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır. 

Mantık tarihi yazı dizisinin şu ana kadar yayımlanmış tüm makaleleri:

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Aristocu ve Kantçı Görüşler

Mantık-zihin ilişkisini ve mantığın kaynağı problemini kayda geçmiş filozoflar bazında incelemek istersek Aristoteles (MÖ 384-322) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');