Mantık ve Zihin İlişkisine Kısa Bir Bakış

Doğru düşünme ve akıl yürütme etkinliklerinin bir metodu olan mantığın bu etkinlikleri gerçekleştiren zihinle olan ilişkisi bilimsel, sosyal ve felsefî bağlamlarla çok farklı açılardan ele alınabilir ve bilhassa mantığın menşei, neliği ve yapısı probleminin, mantığı işleten zihin ekseninde nasıl ele alınabileceği, mantık çalışmalarında başlı başına bir alan teşkil etmektedir. İlkel toplumlarda mantığın gelişimine ve tarihçesine giriş yapmadan önce onun zihinle olan ilişkisi kısaca incelenmelidir.

Günümüz insanı, bilimsel adlandırmasıyla Homo sapiens, yaklaşık 200 000 yıl önce Afrika’da evrimleşmiş, günümüz görünümünü ve kabiliyetlerini de bu dönemden itibaren yeryüzüne yayılarak 100 000-150 000 yıllık süreç içerisinde kazanmıştır. Son 50 000 yılda modern insanlar, yeryüzünde yaşayan tek insan türü olarak dünyaya yayılıp uygarlıkların temellerini oluşturmuşlardır. İçinde bulunduğumuz tür, şu an insan türleri arasında yaşayan tek tür olup matematiksel düşünme kabiliyeti, dik durabilme özelliği ve bunun sonucu olarak ellerini pratik kullanabilme becerisine sahiptir. Bu insan türünü, diğer primatlardan ve genel olarak hayvanlardan farklı kılan beceriler arasında irade, akıl, vicdan, hayal kurma ve varoluşun üzerinde düşünebilme gibi niteliklerin diğer canlılara nazaran fazlaca gelişmiş ve kompleks olması gösterilebilir. Ancak bu durum, insana has gibi görülen niteliklerin diğer canlılarda hiçbir surette bulunmadığı anlamına gelmemektedir.

İnsan beyni, rasyonel (mantıksal) düşüncenin üreticisidir

İnsan beyni, oldukça ilgi çekici bir organ olarak benliği, kimliği ve davranışları doğrudan etkiler ve düşünme, bellek, öğrenme, bilinç, zekâ ve akıl gibi niteliklerin ortaya çıkmasını sağlar. Yeni doğmuş bir insan yavrusunun beyni ortalama 350 gramdır. İlerleyen yaşlarda beynin kütlesi artarak kadınlarda 1250 gram, erkeklerde 1400 gram dolaylarına gelir. Bu durum erkeklerin kadınlara karşı bir üstünlüğü olduğu anlamına gelmez; zira beyin/vücut kütle oranına baktığımızda bu oran erkeklerde yaklaşık %2’ye denk gelirken kadınlarda %2,5 civarındadır. Yetişkin durumda insan santral sinir sistemi 100 milyardan fazla sinir hücresi içermektedir. Bu sayı yaşa, fizikî koşullara, genetiğe ve sağlığa göre değişebilmektedir. Beyindeki bu sinir hücrelerinin bağlantıları ise trilyonlarla ifade edilmektedir.

Zekâ ve akıl yetileri hakkında ve genel olarak beyin hakkında bilimsel verilerimiz hâlâ yetersiz olsa da beynin birçok faaliyeti tanımlanabilmiş, beynin belirli işlerden sorumlu kısımları ayırt edilebilmiş ve bu çalışmaların bir sonucu olarak beynin esasında birbirinden bağımsız ve ayrı çalışan parçalar yığını değil, aksine bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu açıdan akıl ve mantıksal düşüncenin beyinde varlığı, beynin yalnızca bir parçasına ait bir özellik olmayıp beynin birçok kısmının ve bu kısımların fonksiyonunun sağlıklı çalışmasının bir sonucudur. Kabaca, beyinde belirli kortikal bölgelerle tanımlanan rasyonel etkinlik, subkortikal bölge haraplanmalarında kaybolabilmektedir.  Öyleyse neden insan zihni mantıksal ilkeleri deneye ihtiyaç duymaksızın, yani a priori olarak, bilmektedir? Veya gerçekten bu ilkelerin a priori olduğundan emin miyiz? A posteriori mantık ilkeleri mümkün müdür? Aklın elde ettiği bu ilkeler onda doğuştan var mıdır?

Mantığın zihindeki kaynağı nedir?

Mantık ilkelerinin a priori özelliğinin sorgulanması, mantığın kaynağı problemi çerçevesinde ele alınır. Bu noktada mantığı hangi açıdan ele alacağımız, soruya vereceğimiz yanıtta değişikliğe sebep olacağından mantığın temel ve üzerinde uzlaşılmış bir tanımını yapmakla işe başlamalıyız. Mantığı bir doğru düşünme yöntemi ya da doğru düşünmeyi kendine konu edinen bir bilim dalı olarak tanımlayabiliriz. Mantığın sistemli bir bilim dalı olarak incelenmesi Antik Yunan’daki Sokrates-Aristo okullarının çalışmalarıyla mümkün olduğundan, burada bizim aradığımız bir bilim olarak mantık değildir. Çünkü mantıksal düşünce Antik Yunan’dan çok önce de vardır. Mantığın temel ilkelerinin zihinde varlığının incelenmesi ve kavramlar-kategoriler bağlamında değerlendirilmesi, mantık-zihin ilişkisi içinde önem arz etmektedir.

İnsan zihninde mantık ilkelerinin varlığı ve bu mantığın kaynağı, filozoflarca yüzyıllardan beri süregelen bir tartışmanın konusudur. Mantığın aksiyomatik ve sistematik bir hale geldiği MÖ. 4. yüzyıldan çok önce de mantıksal düşüncenin kaynağının sorgulandığına dair bilgiler mevcuttur. Orta Çağda Aristo’nun etkisiyle gündeme gelen bu sorun üzerinde günümüzde de tartışmalar bilimsel-felsefî düzlemde devam etmektedir. 

Prof. Dr. Necati Öner, Türkiye’de mantık üzerine değerli çalışmalarıyla bilinmektedir.

Türkiye’de mantığın kaynağı ve insan zihniyle ilişkisi problemini gündeme getiren, yurtdışındaki çalışmaları Türkiye’ye tanıtan ve bu çalışmaları ilerleten en önemli isim Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necati Öner olmuştur. İlâhiyat Fakültesi’nde “Fransız Sosyoloji Okuluna Göre Mantığın Menşei Problemi” ismiyle yayımladığı çalışma, bu sorun üzerine ülkemizde yapılmış ilk önemli çalışma sayılabilir. Necati Öner 1964 yılında yayımladığı bu çalışma ile doçent olmuştur. Öner, bu çalışmasında yurtdışındaki çalışmaları ülkemize kazandırmış ve onları eleştirerek kendi araştırmalarını da literatüre eklemiştir. Öner’le birlikte sonradan birçok mantıkçı, çalışmalarında mantığın kaynağı sorununu ele almıştır.

Tümeller tartışması

Kavram ve kategorilerin neliği, yapısı ve kaynağı problemi, mantığın temel problemlerindendir. Kavramlar üzerine tartışmalar, mantık tarihinde “Tümeller Tartışması” adı verilen uzun süreli tartışmaları doğurmuştur. Bu konu üzerinde üç temel çözüm önerisi sunulmuştur. Kavram realistlerine göre kavramlar zihinden bağımsız olarak gerçekliği olan varlıklardır. Bu görüş Platoncu görüş olarak bilinir. Konseptüalistlere göre kavramlar ancak tekiller yardımıyla bilinebilir ve tekillerden bağımsız bir gerçeklikleri olamaz. Bu görüş Aristocu görüş olarak bilinir. Nominalistlere göre ise kavramlar ne kendi başlarına ne de tekiller vasıtasıyla bilinebilir. Onların hiçbir surette bağımsız gerçeklikleri olmayıp kavramlar birer addan ve sözden ibarettir.

Aklın ilkelerinin kaynağı probleminde de kavram ve kategorilerde olduğu gibi farklı görüşler mevcuttur. Felsefenin klâsik tartışmalarından olan idealizm-materyalizm ve rasyonalizm-ampirizm tartışmaları, aklın ilkelerinin kaynağı konusunda belirgin şekilde ortaya çıkar. Burada da iki temel görüş söz konusudur. Aklın üç esas ilkesi bilindiği gibi özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin olanaksızlığı ilkeleridir. Bu ilkeler doğuştan a priori olarak zihinde vardır diyen rasyonalistlerin yanı sıra bu ilkelerin bilgisi sonradan deneyle elde edilmiştir diyen deneyciler de vardır. Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi rasyonalistler bu ilkelerin a priori olduğunu savunup zihinde hazır bulunduğunu iddia ederken Hume ve Locke gibi deneyciler ise bu ilkelerin sonradan elde edildiğini, çünkü insan zihninin doğuştan bomboş bir levha gibi (tabula rasa) olduğunu savunmaktadırlar.

Yazar: Necdet Ersöz (Matematiksel)

Referans: İlgili yazı dizisi, yazarın felsefe çalışmalarından yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır. 

Mantık tarihi yazı dizisinin şu ana kadar yayımlanmış tüm makaleleri:

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Mantık-Zihin İlişkisine Psiko-sosyal Yaklaşım

Mantık-zihin ilişkisinde yeni dönemde sosyolojik ve psikolojik açıklamalar da mevcuttur. Bu noktada psikolog ve sosyologların …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');