Mandela Etkisi: Neden ve Nasıl?

“Mandela etkisi” son dönemde internette popüler olan birtakım görsellere ve yorumlara dayanmakta olup ismini, 2013 yılında hayatını kaybeden lider Nelson Mandela’dan almaktadır. Önemli büyüklükteki bir kitlenin iddialarına göre Nelson Mandela 2013 yılında değil, ondan daha eski bir zamanda, 1980li yıllarda hayatını kaybetmiştir. Tanım ve devamında türetilen örnekler, kısa süre içerisinde internette ve sosyal medyada popülerlik kazanmış, son haftalarda da Türkiye’de bir bilinirlik oluşmuş; ancak meselenin bilimsel zemini konusunda tabanda yeterli bir bilgi sağlanamamıştır. Sayıca önemli bir kitlenin bu olayı yanlış hatırlamasının altında yatan sebep ve mekanizma ne olabilir?

Bu yazıda evrimsel biyolojinin ve sinirbilimin birtakım bulgularından faydalanıp konuya basit bir izah getirmeye çalışacağız.

“Mandela etkisi” kavramı, 2013 yılında hayatını kaybeden ünlü lider Nelson Mandela’nın isminden gelmektedir.

Mandela etkisi, bazı kişilerce paralel evrenler, paranormal, doğaüstü ve subliminal konseptlerle ilişkilendirilmiş olmasına rağmen; esasında oldukça basit, kabaca birkaç bilimsel doğru ile açıklanabilecek bir olaydır.

Öncelikle bunu pek çok klinik tablonun seyredebileceği ağır konfabulasyon halinden, algı ve bellekle ilişkilendirme sorunları ortaya çıkaran kortikal assosiasyon alanlarının bozuklukları, sahici bellek yitimi ve doğru olmayan anılar/olaylar anlatımı ile karakterize Korsakoff hastalığı ya da temporal lob epilepsisi gibi problemlerden ayırt etmek gerekir. Klinikte gözlenen vakalarda sıklıkla nöral ağlarda yıkım, vitamin-mineral eksikliği ve fiziksel hasar bulguları elde edilirken buradaki olayda basit bir yanılgının eşlik ettiği anlık edinilmiş belleğin –genellikle- sürekli tekrar ile pekiştirilip uzun süreli belleğe aktarımı söz konusudur.

İnsan beyni özellikle ince motor hareketlerin planlanmasına, duyuların kompleks biçimde yorumlanmasına ve bilinçli, integratif süreçlere çok büyük bir enerji ayırıyor. Belki bunu yaşamsal refleksleri kolay ve kısa sürede halletmenin yolunu bulmuş olarak da yorumlayabiliriz, bu durumda beyindeki heterojen enerji dağılımını heterojen fonksiyonel yapı ile anlamak kolaylaşabilir. Daha da ilginci ve konuyla doğrudan bağlantılı olan kısım ise, kortikal düzeyin bu yoğun enerji sarfiyatına rağmen, sinir sistemine gelen total inputların yalnızca çok küçük bir kısmına yanıt verebilmesidir. Bu iki veri, Mandela etkisinde rol oynayan sensory süreçler hakkında bize fikir sağlayacaktır.

Sinir sistemi, external ve internal çevreden gelen tüm uyarılara yanıt veremez; periferden medulla spinalise, oradan da dorsal thalamusa dek uzanan duyusal yolakta bir seviyede uyaran bloke edilir. Aynı durum kraniyal sinir çiftleri yollarında da geçerlidir.

Örneğin, uyku hâlinde pek çok uyaranın kortikal tabakaya ulaşması engellenir ve çevreyle olan duyusal etkileşimimiz büyük ölçüde azalır. Herhangi bir anda ise potansiyel inputların %1’inden daha azı beynin üst-kortikal bölgelerinde algılanıp yorumlanabilir. Ayrıca, çeşitli duyu yollarında insanlar için uyaranların algılanabildiği alt ve üst seviyelerle sınırlanmış bir bölge bulunur. İnsanlar, yalnızca belirli frekansa sahip sesleri duyarlar, belirli dalga boyuna ait ışıkları algılayabilir ya da belirli basınçtaki taktil uyaranları hissedebilirler. Duyu yollarında lateral inhibition adı verilen terim de bu mekanizmalarının evrimleşmelerine benzerdir. Neticede mevcut çevrenin potansiyel uyaranları, insanın algılayışından çok daha büyük bir çerçeve çizmektedir. Bunun sinir sistemlerinin kökenine dair seyri incelendiğinde, primitif dönem canlı organizmaların sensorimotor süreçlerinde de benzer mekanizmalar gözlenebilir.

Öyleyse neden uyaranların tümüne aynı şekilde cevap vermiyoruz ve bunun Mandela etkisiyle ilgisi nedir?

Mandela etkisini değerlendirmek üzere, evrimsel yorumlamalar ve belirttiğimiz duyusal özellikler uyarınca dikkatin ve bir uyaran üzerine yoğunlaşmanın sinirbilimsel tabanına kısaca göz atmak yararlı olacaktır. Dikkat, sinirbilimlerinde bilhassa frontoparietal nöral ağlarda organizmanın çeşitli bölgelerinden giriş yapan uyaranların seçici bir biçimde değerlendirilmesini, modülasyonunu ve algılanabilir özellikteki stimulusların yalnızca bir kısmını öne çıkaran süreçleri açıklamakta kullanılan bir konsepttir.

Tanımdan anlaşılacağı üzere sinir sistemlerinde potansiyel uyaranların belirli aşamalarda blokesi ile benzer ilişkili olup canlıya evrimsel açıdan avantaj kazandırmaktadır. Dikkat, kabaca uyaranların kortikal düzeyde seçilmesiyle karakterizedir. Bu durumda, stimulusun bahsettiğimiz subkortikal seviyelerden kortikal seviyelere dek seçilimi, bize evrimsel geçmişimiz hakkında bir bilgi verebilir. Sinir sistemlerinin en belirgin özelliği, belirli bir input-integrasyon-output yolağı seyretmesidir. Filogenetik açıdan genç dallarda özellikle integrasyon süreçlerinin karmaşıklaştığı ve kendi içerisinde looplar yaptığı bilinmektedir. Sinir sistemleri, organizmanın çevreyle olan etkileşiminin değerlendirildiği ve çevreye yanıt verildiği, oldukça önemli süreçleri yönetmektedir. Bu bilgiler evrimsel ekonomi kavramıyla birlikte yorumlandığında Mandela etkisine dair ilk önemli neticeye, yanı duyusal yola dair bir çıkarıma varılabilecektir. Sinir sistemi, her bir filogenetik seviyesinde yalnızca yaşamsal olan birtakım uyaranları seçebilmekte; mevcut enerji harcamalarını minimumda tutarak kısmî fakat önemli uyaranların ancak kortikal seviyelere ulaşmasına izin vermektedir.

Yani, aslında bizim sinir sisteminin üst seviyelerine dair tanımladığımız “dikkat” mefhumu, benzer mekanizma ile sinir sisteminin diğer katmanlarında da işlemektedir. Mandela etkisinin formasyonunda ilk öne çıkan faktör de bu olacaktır. Mandela etkisinin görüldüğü birtakım obje, olay ve kavramların algılanışı esnasında, komple bir şekilde ilgili obje, olay ve kavramın algılanışı söz konusu olmamaktadır; dahası bu durum frontoparietal yollarla ilişkili biçimde bir çeşit cognitive bias olan “salience”, yani bir algılanmaya müsait olanlar içerisinden sıklıkla en belirgin, en göze çarpan olanı algılama ya da düşünme ile alakalıdır. Bu bilişsel eğilim, evrimsel ekonomi dâhilinde organizmanın en kısa sürede, basit biçimde, yalnızca önemli olana izin verip minimum enerji sarfiyatıyla sorunu çözme ya da uyaranı değerlendirme eğilimini ortaya koyar. Böylece herhangi bir uyaranın tüm komponentlerini geniş, detaylı ve kompleks bir biçimde algılamak yerine, ilgili uyaranın göze çarpan noktalarını daha belirgin algılayıp geri kalan küçük detayları göz ardı ederiz. Örneğin, yalnızca birkaç saniyelik bir görme işleminde görme alanımızda yer alan bir cisimde ilgimizi ilk olarak cismin lokasyonu ve genel formu çekmekle beraber ancak birkaç bakış sonra veya cisme belli bir müddet dikkat edildikten sonra cismin üzerindeki birtakım ayrıntılar (yazı tipi, üzerindeki bir leke, belirli bir noktasındaki çizik gibi) dikkatimizi çekip üst sinirsel yapılarda bir değerlendirmeye geçer. Mandela etkisi basitçe böyle bir eğilimin sonucudur.

Bu eğilimle ilgili değinmemiz gereken bir diğer nokta ise, nasıl bu kadar yaygın ve pek çok insanda benzer olduğudur.

Buna vereceğimiz yanıt muhtemelen Mandela etkisinin oldukça geniş bir kitlede izlenip şaşırtıcı bir nitelik kazanmasına bir açıklık getirecektir. Yazının başında verdiğimiz bilgiler üzere, uyaranların seçimi ve belirli seviyelerde blokesi, evrimsel ilkelerle uyumlu bir sinir sistemi karakteristiğidir. Yine belirttiğimiz üzere, sinir sisteminin seviyeleri arasında enerji tüketimi bakımından bir heterojenlik söz konusudur. Daha işlevsel bir veri olarak, sinir sisteminde filogenetik açıdan yeni sayılabilecek neokortikal tabakalar ve insanda hassas motor süreçlerde öneme sahip nuclei basales bölgesi, yaşamsal fizyolojik refleksleri kontrol eden truncus encephaliye göre daha yoğun enerji harcamaktadır.

Bunun anlamı şudur ki, sinir sistemlerinin evrimi içerisinde filogenetik açıdan genç yapılar, ilkel yapılara göre daha yoğun enerji sarfiyatı içerisindedir. Organizma, genel olarak yaşamsal fonksiyonlarını hatasız biçimde ve minimal enerjiyle çözme eğilimindedir. Kardiyovasküler refleksler, solunumun otonom kontrolü ya da bunlara benzer birtakım otonom sinir yanıtları, omurgalı sinir sistemi evriminde oldukça eskiye gitmektedir (kabaca 500 milyon yıl). Öte yandan, evrimsel seyri primatlara veya insanlara dek takip ettiğimizde kortikal seviyelerin belirgin bir biçimde fonksiyonalite kazandığını görmekteyiz. Aynı organ içerisinde evrimsel katlanmalar arasında fonksiyon, yaşamsal nitelik ve enerji kullanımı bakımından anlamlı bir ilişki vardır.

Sinirbilimlerinde evrimsel açıdan ilkin yapılar, organizmanın yaşamsal fonksiyonlarını yöneten ve oldukça eski dönemde fonksiyonel olarak evrimleşmiş yapılardır. Bu primitif yapıların evrimsel seyri boyunca  popülasyonlarda ilgili yapının enerji kullanımı oransal olarak azalmış, fonksiyonları netleşmiş ve birtakım özelliklerini üst sinirsel yapılara devretmiştir. Santral sinir sisteminde kompleks yapıların, karmaşık sinaptik ağların enerji kullanımı basit yapılara daha fazla olup bu yapılar hayatî refleksleri barındırmak yerine yüksek bilişsel işlevlerde rol oynar. Kısaca organizmalar, primitif yapılarda yaşamsal işlevleri kısa yoldan, minimum enerji ve hatayla gerçekleştirmenin bir yolunu bulmuştur. Organizmada bilişsel seviyelerde meydana gelecek hasarlanmalar ya da bilişsel hatalar organizmanın yakınsak perspektifte ölümüne sebep olmazken, ilkin anatomik bölgelerdeki basit haraplanmalar bile canlının ölümüne neden olabilir.

Sinir sistemi bütün seviyeleriyle “muhteşem” çalışan bir sistem olmayıp olgun bölgelerin aksine sistemin en genç alanlarında altını çizdiğimiz bilişsel eğilimler, mantıksal hatalar, yanılsamalar hemen her an meydana gelebilir. Bu kortikal bölgeler tabir yerindeyse insan evriminin “delikanlı çağını” temsil eder ve ontojenide en geç olgunlaşan bölgeler arasındadır. İnsan beyninin genç bölgelerinin bu evrimsel özellikleri; insanları mantıksal safsatalar (logical fallacy), bilişsel önyargılar ve yanılsamalara açık bir hâle getirir ve bunlar, normal sinir fizyolojisinin de parçasıdır. O nedenledir ki, temeli esasında bir algılamada yanılgıya dayalı bir cognitive bias ile ifade edebileceğimiz Mandela etkisinin toplumda geniş bir çerçevede görülmesine şaşırmamak gerekir.

Mandela etkisine dair birkaç örneği yazının devamında kısaca inceleyeceğiz.

Algılamada eksiklikler ve yanılgılar, hatalı bir belleğin de temelidir. Bellek, basitçe önceden edinilmiş bilgilerin sistemde depolanması ve gerektiğinde geri çağrılabilmesi yeteneğidir. Öğrenmenin mümkün olduğu hemen her sinir sisteminde kabaca bir bellek oluşur. Birtakım bellek çeşitleri tanımlanmıştır. Bellek kabaca implisit ya da eksplisit (dekleratif) bellek olarak ayrılabilir. Bellek için geçerli sınıflamalardan diğeri de anlık, kısa zamanlı ve uzun zamanlı bellek tipleridir. Bu sınıflamaya göre gelen duyusal uyaranın kullanılmaya ve işlenmeye devam ettiği milisaniyelerle ifade edilebilecek sürelerde zihinde meydana gelen bellek anlık, devamındaki kısa süreli -saniyeler ve dakikalarla karakterize- oluşan bellek de kısa zamanlı bellek olarak isimlendirilir. Anlık ve kısa zamanlık belleklerde işlenen yukarıda saydığımız duyusal yanılsamaya dayalı bilgiler, bellekte hâlihazırda var olan kalıplarla birleştirilerek LTP mekanizmasıyla uzun zamanla belleğe aktarılır. Bu noktada, diğer bilişsel hatalara değinmek yararlı olabilir. İnsan beyni, kalıplarla düşünür ve yeni öğrendiği bilgileri, önceki bilgilerle ilişkilendirir ya da clustering illusionda olduğu gibi belirli –kendince anlamlı- formlara oturtma eğilimi gösterir. Buna bir örnek olarak pareidolia yanılgısını verebiliriz. Tahminimizce Mandela etkisinde bilişsel yanılmalar (illüzyonlar) eşliğinde oluşmuş bir diğer mekanizma da buradan gelmektedir. Bu da bir çeşit cognitive bias olarak kabul edilebilir. Eğer dikkat ederseniz, Mandela etkisine konu olan nesne ya da olayların bireyler tarafından oldukça uzun dönemlerde çok dikkatli bir biçimde değerlendirilmediği itirafını edinebilirsiniz.

Kişilerin, Mandela etkisine neden olacak obje ve olaylar hakkındaki algılarının zayıf bir biçimde elde edilmiş olması ve bir yanılgıya eşlik eden hatalı bir kalıbın, devam eden zayıf (dikkatsiz) algılar neticesinde (sık verilen bir örnek olarak “Looney Tunes” yazısının “Looney Toons” algılanması gibi; hâlbuki birkaç saniyelik dikkatli bir okuma bu etkiyi ortadan kaldıracaktır) kişinin uzun zamanlı belleğine o şekilde aktarılmış olması kaçınılmazdır. Birey, bu durumda, zihnindeki kalıplar, önceden edinilmiş bilgiler ve bilişsel yanılgılarla hatalı bir bellek oluşturur. Yine Looney Tunes örneğinden gidecek olursak, birçok kişi, İngilizce “cartoons” sözcüğüne olan benzerliği nedeniyle “Toons” sözcüğünün ilgili çizgi filmde kullanıldığı konusunda bir belleğe sahiptir; çünkü bu kişilerden hemen hiç kimse ilgili yazıya doğrudan dikkat etmemiştir.

looney-tunes-buggs-bunny
Ünlü çizgi filmde “Looney Tunes”, pek çok kimse tarafından “Looney Toons” olarak hatırlanmaktadır.

Hatalı bellek oluşumdan sonra, ilgili belleğin aktarımında ve bilginin düzeltilmesi süreçlerinde bireylerde cognitive dissonance adı verilen mental stres görülür. İnsanlar, sahip oldukları fikir, duygu, davranış kalıpları ve geleneklerine ters düşen konseptlerle ve olaylarla karşılaştıklarında bilişsel olarak rahatsızlık duyup ilgili argümanları ciddi bir biçimde test etmeden, sıklıkla reddetme eğilimi gösterirler ve kendi duygu-düşüncelerini ön plana çıkarırlar. Buna literatürde confirmation bias adı verilir. Cognitive dissonance ile ilgili bilimsel ve felsefî tartışmalardan güzel örnekler bulmak mümkündür. Şüphesiz ki bilim tarihini sarsan tartışmalara neden olan evrimsel biyolojinin geçerliliği konusu, evrimsel yorumlamaları kendi felsefî ya da dinî geleneğine zıt gören kimselerde büyük rahatsızlıklar uyandırmıştır. Benzer duruma, Mandela etkisi özelinde tartışılan birtakım örneklerde de rastlamak olanaklıdır. Bazı özel örneklerle ve aktardıklarımızın ışığında kısaca açıklamalarıyla devam edelim.

4343650d0e19917dbc38ee63c7cd2c9e2e95a956

Ünlü Pokemon çizgi filmlerinin en önemli karakterlerinden Pikachu’nun kuyruğunun ucunun çoğu kişi tarafından “siyah” hatırlanmasının nedeni, muhtemelen bu kişilerin, Pikachu’nun belirgin ön yüz ve kulak kısımlarını daha bariz hatırlayıp çizgi filmlerde ikincil önemdeki kuyruğa dikkat etmemeleridir. Bilindiği üzere Pikachu’nun kulaklarında siyahlık bulunur; bu durum da arka plandaki kuyrukta böyle bir siyahlığın bulunması gerekebileceği yanılgısını yaratır.

5200265-popeye-the-sailor-man
Yine bir çizgi film karakteri olan “Popeye”, yani Temel Reis’in iki kolunda da dövme bulunmaktadır. Fakat, izleyicilerin önemli bir kısmı Temel Reis’in özellikle sol kolundaki dövmeyi hatırlamakta; diğer kolundaki dövmeyi hatırlamamaktadır. Bunun muhtemel açıklaması, Temel Reis’in ıspanak yediği sahnelerde sıklıkla ıspanağı sol koluyla yemesi, çizgi filmde dikkat edilen kısmın o koşulda sol kol olmasıdır.

volkswagen-logo-213294a3ac-seeklogo-com

Ünlü otomobil markası Volkswagen’in logosunun merkezinde bir yatay çizik (kesinti) vardır; fakat bir kısım insanlar buradaki çizgiyi hatırlamamaktadır. Burada insanların logoya dikkat etmeyerek logoda uzanan çizgileri kesilmiş olarak değil de devamlı olarak algılaması eğilimi söz konusudur.

2016-12-06_22-47-46
Bir pareidolia örneği olarak gökyüzünde bulutlarda görünen insan silüeti. Gerçek bir fotoğraf olan yukarıdaki fotoğrafta hepimizin bildiği üzere herhangi bir insan yer almıyor. Ancak yazıyı kaleme alan kişi olarak ben, bulutlarda bir adet Charles Darwin gördüğümü itiraf etmeliyim! Anlaşılacağı üzere yanılgılarımız; belleğimiz, geleneğimiz ya da entelektüel çerçevemizden bağımsız değil. Her ne kadar bu örnek özelinde bulutlarda bir insan bulunmayacağı bir gerçek olsa da, bu denli aşikâr olmayan –ve Mandela etkisine neden olabilecek- örneklerde ayrımlarımızı o kadar da kolay yapamayabiliriz. Pareidoliada olduğu gibi pek çok sanrı ya da yanılgı, aslında bilişsel seviye beynin karşılaştığı problemleri çözmek üzere geliştirdiği kısa yollu fakat hatalı bir çözümden ibaret. Bu durum, Mandela etkisinde de geçerli.

 Mandela etkisine dair birtakım örnekleri bu şekilde sıralayabiliriz. Benzer örnekler, yazıda bahsini ettiğimiz şekilde incelenip o perspektiften yorumlandığında Mandela etkisinin doğaüstü, paranormal olaylar ya da komplo teorileriyle ilgisinin bulunmadığı rahatlıkla görülebilecektir.

REFERANSLAR VE İLERİ OKUMALAR

  1. Kaas, J. H. (2009). Evolutionary Neuroscience. Oxford: Academic Press
  2. Bear, M. F., Connors, B. W., & Paradiso, M. A. (2015). Neuroscience: Exploring the Brain (4th ed.). Wolters Kluwer.
  3. Ramachandran, V. S. (2002) Encyclopedia of the Human Brain. San Diego, CA: Academic.
  4. Wilson, Robert A., and Frank C. Keil. (1999). The MIT Encyclopedia of the Cognitive Sciences. Cambridge, MA: MIT.
  5. Pınar, L. (2015), Sinir ve Kas Fizyolojisi Temel Bilgileri (3. Baskı), Akademisyen Tıp Kitabevi
  6. Shermer, M. (2015). The “Mandela Effect”. Erişim tarihi: Aralık 04, 2016, bağlantı http://www.skeptic.com/insight/the-mandela-effect/
  7. Ludden, D. (2015). Ben Carson and the Mandela Effect. Erişim tarihi: Aralık 04, 2016, bağlantı https://www.psychologytoday.com/blog/talking-apes/201511/ben-carson-and-the-mandela-effect
  8. Debunking Mandela Effects. Erişim tarihi: Aralık 04, 2016, bağlantı http://www.debunkingmandelaeffects.com/mandela-effect-introduction/

Not: İlgili yazı, Evrimsel Tıp Topluluğundan yazar inisiyatifiyle aktarılmıştır.

Yazıyı Hazırlayan: Necdet Ersöz

Necdet Ersöz, 1994 Eskişehir doğumlu bir profesyonel blogger, yazar ve bilim yayıncısıdır. Ankara’da Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışmalarına ve eğitimine devam etmektedir. Tıbbî literatürü akademik seviyede takibinin yanı sıra temel entelektüel ilgi alanları olarak mantık, skeptisizm, eleştirel düşünme, tartışma bilimi, evrim teorisi, sinirbilim ve kognitif bilimleri belirtmekte olup temel alanlarla bir şekilde ilişiği bulunan çeşitli disiplinlerde de (felsefe dalları, antropoloji, dinler tarihi, kültür…) yoğun okumalar yapmakta, araştırmalarının bir kısmını yazıya dökmektedir. Ayrıca birçok dergide ve internet üzerinden yayın yapan fikir ve kültür platformlarında yazarlık yapmaktadır. Birikimini çeşitli akademik ve bilimsel platformlarda ilgilileriyle paylaşmaya gayret etmekte; amaçları ve ilgileri doğrultusunda da birtakım bilim ve felsefe oluşumlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmektedir.

Bunlara da Göz Atın

Felsefeden Neden Korkulur?

Server Tanilli her yıl bir köşe yazısını Fransa’da yapılan Bakalorya sınavlarına ayırırdı.  Neredeyse iki asırdır …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');