Kuyuya Düşen Thales!

“Doğada hiç durmaksızın devam eden devinimlerin, var oluşların, yok oluşların, ele avuca gelmeyen duyguların gerisinde bir “neden” olmalı. Bütün bu mitleri, efsaneleri itiyorum elimin tersi ile, bana öyle bir “neden” söyleyin ki aklım boyun eğsin karşısında.”
Belki de böyle haykırıyordu, Antik Çağ’ın ilk filozofları. 

M.Ö.VI. yüzyıldayız ve Batı Ege’ye, Aydın ili sınırlarında Milet Antik Kenti ‘ne gidiyoruz. Felsefe’nin; ilk doğduğu yerlere. Ne acıdır ki! Batı Anadolu’da doğan felsefe, bugün kaderine terk edilmiş bir çocuk gibi sahipsiz bırakılmış, hatta unutulmuştur, benim ülkemde. Biz inadına hatırlayalım, hatırlatalım.

Bilelim ki felsefe tarihine dair kitaplarda ilk filozof olarak kabul gören kişi, ülkemiz topraklarında doğup yaşamış (M.Ö.624 – M.Ö.546) Milet’li Thales’tir.

İnsanlara, doğaya , gökyüzüne dair gözlemler yapan, kendi kendine sorular sorup o sorulara kendi akıl yürütmeleri ile doğanın içinde cevaplar arayan, matematikçi, gök bilimci , tüccar , mühendis olarak pek çok alana katkılar sunmuş, çok yönlü bir filozoftur, Thales.

Thales’in yaşadığı dönemde; sürekli Milet’de kalmadığı, Mısır hatta Mezopotamya’ya gittiği, oralarda edindiği matematik ve geometri bilgilerini derleyip bir araya getirdiği, sonrasında da kendi matematik teoremlerini yarattığı düşünülür.
Bugün hala okullarda öğrendiğimiz “Thales Teoremi”  eminim size hiç yabancı gelmeyecektir.

  • Çap çemberi iki eşit parçaya böler.
  • Bir ikizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşittir.
  • Birbirini kesen iki doğrunun oluşturduğu ters açılar birbirine eşittir.
  • Köşesi çember üzerinde olan ve çapı gören açı, dik açıdır.
  • Tabanı ve buna komşu iki açısı verilen üçgen çizilebilir.

Geometri derslerinden hatırladığımız yukarıdaki matematik teoremlerini de Thales’e borçluyuz.
Thales herşeyden önce gözlemci biriydi, doğanın sırlarını doğayı gözlemleyerek çözmeye çalışıyordu. Mısır’da bulunduğu dönemlerde muhtemelen Nil Nehri taşkınlarına tanık olmuştu. Suyun toprak üzerine taşması ve geri çekilmesi sonrasında, toprağın verimliliği artıyordu. Suyun toprağa can verdiğini görüyordu, Thales. Sabırla gözlemler yapıyor, rüzgarın sesini dinliyor, yönünü keşfediyor, Nil Nehrinin rüzgarın yön değişimi ile denize akışının kesildiğini, taşkınların bu sebeple oluştuğunu izah ediyordu.

Mısır sokaklarında gezerken, güneşi seyrediyordu Thales. Kendi ardı sıra hareket eden gölgesinin, günün farklı saatlerinde uzayıp kısaldığına bakıyor, kendi boyu ile gölgesinin aynı boyda olduğu anda heyecanlanıyor, güneşin ellerinde oyun oynayan gölgeler yoluyla Mısır piramitlerinin boyunu ölçmeyi başarıyordu.

Doğanın verilerini kullanıp yeni bilgiler keşfetmek, O’nu heyecanlandırdığı kadar daha da meraklı yapmaktaydı. Öyle ki , gökyüzünü seyrederken kendinden geçerek, önündeki kuyuyu fark etmeyip  içine düşünce, o sırada yanından geçmekte olan bir kadın “Daha önündeki kuyuyu göremiyorsun , gökyüzünü mü keşfedeceksin be adam” diye alaycı bir gülümseyişle onunla dalga geçiyordu. Oysa O’nu asıl filozof yapan da buydu, O; herkesin gördüklerini değil, göremediklerini görmeye çalışıyordu. Ve hatta bunu başarıyordu da, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde gerçekleşen güneş tutulmasını önceden bilmiş, sebepleriyle ortaya koymuştu.

O dönem insanları için Thales’in aykırı kişiliği alay konusu yapılmıyor da değildi, “Madem bu kadar zeki, zengin olmayı da başarsın” diyordu insanlar. Thales gerçekten zeki bir adamdı, bugün bizler bilginin asıl güç olduğunu biliyoruz ama Thales bunu bizden çok daha önce fark etmişti. Bizim meteorolojik tahminler dediğimiz öngörüleri kendi ilkel yöntemleri ile yapmayı başarmış, daha kışın soğuğunda, baharda zeytin hasadının çok olacağını tahmin ederek, tüm zeytin ezme makinelerini satın almıştı. Nitekim bahar gelmiş, zeytin hasadı çok olmuş, elindeki zeytin ezme makinelerini kiraya verip, para kazanmayı da başarmıştı.

Thales deniz yolculukları yapıyor, bu sırada yıldızları gözlemliyor, denizcilere büyük ay’ı yerine küçük ay’ı takım yıldızını gözlemleyerek nasıl yönlerini bulacaklarını anlatıyordu. Deniz yolculukları sırasında kara parçalarının sular arasında yayılımına, yükselişine bakıyor ve yargısını veriyordu:

“Dünya bir tepsi şeklinde ve su üzerinde yüzmektedir, su dalgalanınca depremler olmakta, dalgalar durulunca depremler sonlanmaktadır.”

Muhtemelen bunu duymak sizi gülümsetmiştir. Ancak yıllar sonra bilim, dünyanın ilk oluşumunda tek bir kara parçasının olduğunu, zamanla depremler neticesinde bu kara parçalarının birbirlerinden ayrılarak aralarının,  bizim deniz dediğimiz sularla dolduğunu ve  bugünkü dünya haritasının şekillendiğini söylediler. Thales’in yargısından çok da uzak değil, öyle değil mi? Üstelik o çağda, elinde bilimsel veri üretecek imkanlar yokken, sadece gözlem ve akıl yürütme ile bu sonuca varması, gülünecek değil, önünde saygı ile eğilinecek bir tavır kanımca.

Ama bütün bunlar Thales’e yetmedi. Bitkiler,böcekler, insanlar, taşlar…  bu görünür çokluğun gerisinde bir ana madde, bir ilk neden (arkhe) olmalıydı. Bütün bunların bir yapı taşı, oluştuğu köken neydi?

Toprağa can veren, dünyanın üzerinde yüzdüğü, gökyüzünden düşüp buharlaşan yine gökyüzüne karışan, kimi zaman katılaşıp buza dönüşen, insanın onsuz yaşayamadığı “su” olmalıydı bu.

Her şeyin ana maddesi olan su, nasıl oluyordu da, taşa toprağa bitkiye dönüşüyordu. O zaman her şey Tanrılarla dolu olmalıydı. Yani her şeyin bir ruhu vardı.

Ne ilginçtir ki yüzyıllar sonra insan, evrenin büyük patlama ile meydana geldiğini, bu patlama öncesinde enerjinin ortaya çıktığını yani maddeden önce enerjinin varlığını kanıtlayan bilimsel veriler elde edecek ve bu enerjiye “Tanrı Parçacığı” adını verecekti …

Ne diyelim, umarım Thales’e malum oluyordur…

Kaynak: http://felsefe-alemi.blogspot.com.tr/2015/01/kuyuya-dusen-thales.html

 

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Einstein’ın Gölgesinde Geçen Bir Hayat: Mileva Marić

Einstein’ı ve başarılarını hepimiz artık etraflıca biliyoruz ancak biraz da size onun gölgesinde kalan ya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');