Küçük Albert Deneyi

Hayvanlar üzerinde yapılan sayısız acımasız deneyler, David Reimer deneyi, bir grup lise öğrencisi ile yapılan Üçlü Dalga Deneyi, maymunlarla yapılan Çaresizlik Kuyusu Deneyi, şizofreni hastalarıyla yapılan Tony LaMadrid Deneyi, Milgram Deneyi, filler üzerinde kullanılan LSD deneyleri, 22 yetim çocuğun kullanıldığı Canavar Çalışma, Stanford Hapishane Deneyi, MK-ULTRA projesi kapsamında zihin ve psikoloji kontrolü ile ilgili pek çok etik dışı yapılan deneyler ve hatta gerçekte olup olmadığı tartışma konusu olan, kafası kesildikten sonra beyninin çalışmaya devam ettiğini asistanına göz kırparak kanıtlamaya çalışan Lavoisier…

Ayrıntısına girmeyeceğim bu deneyleri meraklıları araştırarak içeriğine ulaşabilir. Ortak özellikleri sonu korkunç biten ve etik dışı deneyler olmalarıdır. Yazının sonunda okur, “Bilim için yapılan her şey mubah mıdır?” sorusuyla karşı karşıya kalacaktır.

Yine etik kuralları hiçe sayılarak Amerikalı Psikolog John Broadus Watson tarafından 8 aylık bebek Albert üzerinde yapılan utanç verici deneyi detaylandırmak istiyorum.

Deneyin amacı “Korku, insanda sonradan edinilen bir refleks mi yoksa doğuştan gelen bir dürtü mü?” sorusunun cevabını aramaktır. Kısaca “Şartlandırma Deneyi.” Ancak bu araştırma yapılırken bir bebeğin hayatının hiçe sayıldığı hiç düşünülmemiştir.

Davranış Psikolojisi ekolünün kurucusu Watson ve asistanı Rosalie Rayner, çalıştıkları John Hopkins hastanesi kreşinde oynayan çocukları uzaktan incelemeye başlarlar.

Fakat, ‘korku’ hakkındaki sorularının cevapları için kesin yanıtlar alabilecekleri testler yapmaları gerekir. Araştırma için izin alabilecekleri bir aile ararlar. Sonuç olarak 8 aylık sağlıklı bir bebek olan Albert ile bir deney tasarlamaya karar verirler.

Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Little Albert Experiment’a başlamadan önce küçük Albert’a birkaç duygusal test yapılır.

Minik bebeğe sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peruk, maske gibi ilk kez karşılaşabileceği nesneler ve durumlar gösterilir. Amaç, Albert’ın bunlara koşulsuz karşı tepkisi olup olmadığını incelemektir. Sonuç olarak Albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı korku göstermez; her şeye gülümser.

Bu testten sonra Albert’ı boş bir odaya götürürler. Odada Albert’ın üzerine oturduğu bez yatak haricinde hiçbir eşya bulunmaz. Daha sonra Watson ve asistanı Rayner odadan çıkar, yalnız bıraktıkları Albert’ın yanına beyaz laboratuvar faresi salarlar. Albert, fareden korkmadığı gibi, tam tersi bir tepki göstererek fareyi çok sever, yakalamaya çalışıp, gülmeye başlar.

Artık bir sonraki aşamaya geçmeye hazırdırlar. Albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu (biri çekiç, diğeri çelik çubuk) birbirine vurarak rahatsız edici sesler çıkarmaya başlarlar. Sesleri duyan küçük Albert ağlamaya başlar. Oda yeniden sessizleşince fareyle oynamaya devam eden Albert, yine fareye dokunduğu ilk anda psikologların çıkardığı o gürültülü sese maruz kalır.

Ağlaması yatışıp, aklı tekrar fareye kayan Albert, dokunmaya çalıştığı an hep aynı sesi duyduğu için fareye dokunmaktan korkmaya başlar.

Bu deney birkaç gün sürer ve tekrarlanır. Watson ve Rayner deneyi ileri noktaya taşıyıp tavşan ve başka tüylü objeler de getirirler. Çıkan sonuç: Albert, özellikle beyaz renkli, tüylü bir nesne görse ondan korkup, ağlamaya başlar ve kaçmak ister.

Artık Albert gördüğü pamuk, beyaz tavşan ve benzer nesnelerin karşısında demir çubuklarla çıkarılan ses olmamasına rağmen korkmaya başlar.

Vardıkları sonuçla yetinmeyen psikologlar, son olarak beyaz sakallı ve tüylü kostümler giyerek odaya girerler. Karşısında git gide büyüyen tüylü nesneler gören zavallı Albert’ın korkusu artık hafızasına tamamen kazınır.

1920’lerde yapılan bu deneyle bilim insanları koşullu korkuyu kanıtlar. Fakat deney uğruna 8 aylık bir bebeğe yapılan koşullandırmayı geriye almadıkları, onu iyileştirmedikleri için büyük tepki çekerler.

Küçük Albert’in annesi aynı hastanenin düşük gelirli bir çalışanıydı. Belki de o nedenle çocuğunun böyle bir deneyde kullanılmasına izin vermiş ve kendisine sunulan teklifi kabul etmiştir. Ancak annesinin Küçük Albertin üzerinde yapılan deneylerden haberinin olmadığı, haberinin olduğunda ise çocuğunu alarak ortadan kaybolduğu ifade edilmektedir.

Küçük Albert’in Ölümü

Küçük Albert’in asıl adı Douglas Merritte’dir. Kayıtlara göre, Douglas 6 yaşında hidrosefali nedeniyle hayatını kaybettmiştir.

Sadece küçük Albert’in değil, diğer insanların ve hatta diğer canlıların bu tür deneylerde denek olarak kullanılması günümüzde gelişen insani yaklaşımlar karşısında sorgulanır olmuştur. O halde bir maymunun, bir farenin veya biyolojik işleyiş olarak insana benzeyen, acı çeken, korkan, içgüdüsel de olsa duygusal davranan diğer canlıların trajedisi bize şu soruyu sorduruyor; Bilim için yapılan her şey mubah mıdır?

Hüseyin ÖZKAN

Kaynaklar:

http://www.hurriyet.com.tr/bilim-dunyasinin-en-korkunc-deneyi-kucuk-alberta-ne-oldu-28253169

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Huseyin Ozkan

Sadece merak eden biriyim…
Merak ettiklerimi öğrenmenin mutluluğunu sizlerle paylaşmak isterim.
Merak alanlarınız nelerdir derseniz?
İnsana ve yaşama dair her şey…

Bunlara da Göz Atın

 Bilim, Ahlaki Pusulanın Yönünü Değiştirebilir mi?

Ahlaki hükümler genel olarak bilimsel açıklaması olmayan zihinsel faaliyetlerdir. Bilim insanları ahlaki düşüncelerimizin çoğunlukla sezgilerimizin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');