Kaos/2 – Devrim

Yeni umutlar, yeni üsluplar, en önemlisi de yeni bir bakış tarzı. Devrimler parça parça gelmez…

Kaos anlatımının bir yazı serisi olacağını Kaos/1 – Kelebek Etkisi başlıklı yazıda belirtmiştim. İlk yazının oldukça ilgi çektiğini gördüğümden devamı için beklemek istemedim. Bir teoriyi anlamak kolay değildir; hele bu teori Kaos gibi oldukça karmaşık ve sadece matematiksel bir ifade olmayıp düşünce şeklimizi de etkileyecek kadar çarpıcı bir sisteme sahip ise; hiç kolay değil. Dolayısıyla bu yazı serisinde, Kaos Teorisi’nin nasıl ortaya çıktığından tutun da, tezi ve anti-tezi iddia edenlerin iddialarını nelere dayandırdığını, teorinin nasıl zamanla gerçek bir matematiksel karşılık bulduğunu ve bu matematiksel karşılık yanında bize düşündürdüğü felsefi yaklaşımlara kadar anlayabilmek adına adım adım üstüne koyarak ilerleyeceğiz.

İlk yazıda popüler “Kelebek Etkisi” ifadesinin nereden geldiğinden, hava durumu tahminlerinin/gözlemlerinin bu teorinin ortaya çıkmasına nasıl katkıda bulunduğundan ve farklı birkaç kaotik sisteme de değinerek aslında günlük hayatta birçok durumda karşımıza çıktığından bahsetmeye çalıştım. Serinin ilk yazısını okumadıysanız buradan göz atabilirsiniz.

Bu yazı nispeten daha kısa; fakat kendisinden önceki düşünceleri yerinden oynatacak bir düşüncenin doğum anında yaşadığı sancıları anlamanın, anti-tez savunucuları ile empati yapabilmemizi sağlayacağını düşünüyorum. Değişim ne kadar büyükse, kabul etmek o kadar zordur.

“Normal koşullar altında bilimsel araştırmacı bir yenilikçi değildir, bir bulmaca çözücüsüdür ve üzerinde yoğunlaştığı bulmacalar tam da mevcut bilimsel gelenek içinde dile getirilebilecek ve çözülebilecek problemlerdir. -Thomas Kuhn-

Fakat bir de devrimler var, yenilikçilerin devrimleri…

Yeni bilimler eskilerin çıkmaza girmesinden doğar. Çoğu zaman bu devrimler disiplinlerarası bir özellik taşır; zaten temel keşiflerin çoğu uzmanlık alanlarının normal sınırları dışında dolaşan kişilerin ürünüdür. Bu kuramcıların saplantıyla çözmeye çalıştıkları problemler meşru araştırmalar dünyasına kabul edilmez. Tez önerileri ya da yayımlanmak üzere sunulan makaleler reddedilir. Kuramcıların kendileri de sorularının yanıtlarını görseler bile bunları tanıyacaklarından emin olamazlar. Kariyerlerini riske atmayı kabul ederler. Bunlar tek başına çalışan, hedeflerinin ne olduğunu açıklayamayan, hatta meslektaşlarına ne yaptıklarını bile söylemeye çekinen özgür düşünceli birkaç kişidir.

Bazılarının gözünde yeni fikirleri iletmede yaşadıkları güçlükler ve geleneksel çevrelerin gösterdikleri şiddetli direnç, aslında bu yeni bilimin ne denli devrimci bir açılım olduğunu ortaya koyuyordu. Sığ düşünceler kolayca sindirilebiliyordu; buna karşılık insanları dünyaya bakışlarını yeni baştan düzenlemeye zorlayan fikirler düşmanca yaklaşımları kışkırtıyordu. Georgia Teknoloji Enstitüsünden fizikçi Joseph Ford, Tolstoy’dan alıntı yapmaya başlamıştı:

“Eğer bu onları meslektaşlarına açıklamaktan büyük bir haz duydukları, gururla başkalarına öğrettikleri ve kendi yaşamlarının dokusuna ilmek ilmek işledikleri görüşlerinin geçersizliğini kabul etmek zorunda bırakacaksa, en karmaşık sorunlarla kolayca baş edebilenler de dahil insanların çoğuna en basit ve açık gerçeği bile kabul etmek çok zor gelir”.

İlk başlarda yayınlanan kaos makaleleri, üslup açısından Benjamin Franklin çağını hatırlatıyor ve temel ilkeleri yeniden ele alıyordu. Kuhn’un belirttiği gibi, yerleşik bilimlerdeki araştırmalarda alanın temel bilgi dağarcığı, tartışmaya gerek görülmeyen ortak çıkış noktası sayılır. Meslektaşlarını sıkmak istemeyen bilim insanları, rutin olarak makalelerinin başında ve sonunda alana özgü özel ezoterik dili kullanırlar. Oysa 1970’lerin sonundan itibaren kaos makalelerinin başında ve sonunda inanç temelinde bir usa vurma dili kullanılmaya başlanmıştı. Bu yazılar adeta yeni bir amentü açıklıyor ve eylem çağrılarıyla sona eriyordu. Bu yazıların sahipleri şu cümleleri kuruyorlardı:

Bu sonuçlar bize hem heyecan verici hem de çok kışkırtıcı görünüyor… Türbülansa geçişin kuramsal çerçevesi yeni ortaya çıkmaya başlıyor. Matematiksel açıdan kaosun özüne erişilebiliyor… Artık kaos kimsenin inkar edemeyeceği ölçüde geleceği öngörebiliyor. Ama geleceği kabul etmek için, önce geçmişin büyük bir bölümünden vazgeçmeyi bilmek gerekiyor…

Yeni umutlar, yeni üsluplar, en önemlisi de yeni bir bakış tarzı. Devrimler parça parça gelmez. Bir doğa öyküsü sona erer, diğeri başlar. Eski sorunlara yeni bir gözle bakılır ve bazı sorunlar ilk kez fark edilir. Gerçekleşen şey yeni üretim için sanayinin baştan sona yeniden donatılmasına benzer. Kuhn’un sözleriyle,

“Sanki meslek topluluğu ansızın bir başka gezegene nakledilmiştir ve burada tanıdık nesnelere farklı bir ışıkla bakılmakta ve bunlara tanımadık yeni nesneler de eklenmektedir.”

Matematiksel model sonuçları, daima makul biyolojik davranış nedir konusundaki sezgiler ışığında gözden geçirilmelidir. Bu değerlendirmede bir uyuşmazlık ortaya çıkarsa, şu olasılıklardan biri üzerinde durulmalıdır:

a. Geliştirilen formel matematiksel modelde bir hata vardır;

b. Başlangıçtaki varsayımlar hatalıdır ve/veya çok aşırı bir basitleştirmedir;

c. Kişinin söz konusu biyolojik alanla ilgili sezgileri yeterince gelişmemiştir;

d. Çarpıcı bir yeni ilke keşfedilmiştir.

-Harvey J. Gold
Mathematical Modeling of Biological Systems

Kaynak: Kaos, James Gleick, Alfa Yayınları, 1. Basım, Ekim 2014

Düzenleyen : Mustafa Saltık

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Möbius Şeridi – Klein Şişesi ve Matematiksel İllüzyon

Matematiğin alt anabilim dallarından olan Topoloji, çok dikkat çekici nesnelerle uğraşmakta ve çalışmalar neticesinde insanın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir