İşlevsel Aptallık Paradoksu

“İki şey sonsuzdur: Evren ve insanın aptallığı; ben evrenden emin değilim.” – Albert Einstein

Bilgi birikimi, öğrenmek, yetenek, akıl, inovasyon, yaratıcılık…

Ders kitaplarında, danışman raporlarında ve konuşmalarda sıkça geçen kelimeler. Makyajlanan  “bilgi şefleri”, “kavramsal mühendisler”, “veri simyacıları”, “inovasyon şerpaları” gibi anlamsız tanımlamalar. Bir işe yaramayan imaj yenileme çabalamaları, kutucukları işaretleme rituelleri, yanlış yönlendiren liderlik denemeleri, anlamsız hiyerarşik modeller. Okul öncesi bir sınıfta yer almayacak liderlik geliştirme atölyelerine hevesli bir şekilde katılan yetişkinler, dikkatli bir analiz yapmaktan ziyade powerpoint sunularına önem veren yöneticiler, öğrencileri eğitmekten çok strateji oluşturma konusuna ilgi duyan öğretmenler ve daha onlarca örnek. Aptalca işlerle uğraşan akıllı ve eğitimli insanlar. Sonuç kocaman bir fiyasko halini alan bir toplum…

Bir şeylerin yanlış gittiği aşikar.

Gelişen dünyada rekabet için akıllı olmamız gerektiği söylemleri ile yetiştirildik. Modern dünyaya ayak uydurabilmemiz için bilgi işçileri olmamız gerektiği anlatıldı, bilgi kutsandı. Hükumetler bilgi ekonomisi oluşturmak için milyonlar harcadı, firmalar bünyelerine elit profesörleri, üstün zekalıları ekledi ve bununla piyasa yaptı. Bu ortama uyum sağlamaya çalışan bireyler ise iyi bir öz geçmiş oluşturabilmek için yıllarını harcadı. Ancak bütün bu toplam akıl yığınının sonuçta hayatımıza yansıması pek de beklenildiği gibi olmadı.

Peki bunun temel nedeni nedir dersiniz?

Akıllı olan birçok insanın düşünmeyi bırakıp aptalca şeyler yapmaya başlamasıdır elbette. Düşünme bir kere bırakıldı mı, soru sorulmaz olur, alınan kararlar gerekçelendirilmez ve eylemlerinin neye yol açtığı ile ilgilenilmez. Düşünce eksikliği gün geçtikçe hayatımızın içine daha çok eklenir.

Sonuç olarak derinlemesine düşünme, analiz ve bağımsız düşünce giderek yok olmaya başlar.

Ancak burada şaşırtıcı bir şey var, akıllı insanları bünyesinde toplayan organizasyonlar nasıl oluyor da aptallığı teşvik edebiliyorlar?

İşte sizlere, bunun nedenlerini açıklamakta oldukça başarılı bir kitaptan bahsetmek istiyoruz. İşlevsel Aptallık Paradoksu ya da orijinal adı ile The Stupidity Paradox.

İşlevsel aptallık, kişinin düşünme ve odaklanma kapsamını daraltıp, işin sadece dar teknik yönüne odaklanmaya meyilli olmasıdır ve insanların işte yaptıkları şeyler üzerine ciddi biçimde düşünmelerini engellemeyi amaçlayan örgütlü bir girişimdir. İşlevsel aptallık teknik felaketlere, şirketlerin batmasına, organizasyonların yerle bir olmasına yol açabilir. Ancak bir miktar işlevsel aptallık kısa vadede faydalı olabilir, çünkü uyum yaratır, konfor sağlar. İşte bu da aptallık paradoksudur.

İsveç’teki Lund Üniversitesinde İş İdaresi profesörü olarak görev yapan Mats Alvesson ve London City Üniversitesinde Örgütsel Davranış profesörü olan Andre Spicer tarafından ortaklaşa kaleme alınan bu kitap aslında akıllı organizasyonlar ve insanlar için bir uyanma çağrısı niteliğinde. Bize zekâmızı kişisel memnuniyet, kurumsal başarı ve bir bütün olarak gelişen bir toplum olmak için kullanmanın yollarını anlatıyor.

Kitap çeşitli işlevsel aptallık örnekleri veriyor bizlere. Bunlardan bir tanesi 2008 finansal krizi. Kitaptan alıntılama yapmak gerekirse:

“…Öncesinde bankalar çok sayıda alanında uzman ve akıllı insanı bünyelerinde toparlamıştı ve bu insanlar yeteneklerini kullanarak karmaşık modellemeler oluşturdular, yatırımcılar da sayısal analistlerin sihirli güçlerine inanmaya başladı zamanla. Sonuç kimsenin anlamadığı bir finans sistemiydi. Modellerin öngörüsüyle, piyasaların gerçekliği arasındaki uçurum büyüdükçe de sonuç küresel bir ekonomik kriz olarak bizlere yansıdı…”

Bu sadece bir örnek, bunun gibi birçok güncel örneği bünyesinde barındıran, olayları ve sonuçlarını yalın bir dil ile bize anlatan ve gerçekler üzerinde bir kere daha düşünmemize neden olan bir kitap bu.

Kitapta ağırlıklı olarak bilgi işçileri olan bizler ve bizim üzerimizde gelişen olaylar dile getirilmiş. Bilgi işçisi çağı aslında yeni bir tanımlama değil, 1962’den beri bu çağda yaşıyoruz.

The New York Times, zamanında yönetim düşünürü Peter Drucker’dan ekonominin 1980 yılında neye benzeyeceği konusunda bir yazı istemişti. Onun öngördüğü en büyük değişim ” Bilgi işçisi” olarak adlandırdığı yeni bir çalışan türünün doğacağı yönündeydi. Bu kişilerin görevleri soyut bilgiyi pratik problemlere uygulamak olacaktı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında giderek yükselen eğitim seviyesi bu işçileri yetiştirdi. Ancak bir sorun vardı bu kişiler ‘entelektüel’ olmayı beklerken zamanla personel olduklarını gördüler. İşte bu nedenle bu kişileri mutlu edecek bilgi tabanlı işler yaratıldı zamanla. İş yerleri giderek üniversite kampüslerine benzemeye başladı, laboratuvarlar eklendi, açık ofisler kuruldu. Bilgi yoğun şirketler çıktı ortaya.

Aslında tek amacı kar etmek olan bu şirketlerin bilgi pek de umurlarında değildi. Ancak gelişen dünyada imaj önemliydi. Bilgi kelimesi güven oyununun bir parçasıydı.

284 sayfalık 2017 basımı olan ve Paloma Yayıncılık tarafından kitaplıklarımıza kazandırılan bu kitap üç kısımdan oluşuyor: Günümüzde Aptallık, İşlevsel Aptallığın Beş Çeşidi( Liderlikten, Yapıdan, Taklitten, Markalaşmadan, Kültürden) ve Aptallık Yönetimi ile Ona Karşı Koymanın Yolları.

Her bölümü bitirdikten sonra içinizden “haklılar gerçekten” diyeceğiniz kesin. Umarız yazarların da başta dile getirdiği gibi bu kitap uyuyan toplumu uyandırmakta küçük bir adım olabilir.

Sonuç olarak yüksek bir IQ puanı almak birisinin akıllı olduğu anlamına gelmez. IQ testleri sadece analitik zekayı yakalar; bu kalıpları fark etme ve analitik problemleri çözme becerisidir. Çoğu standart IQ testi, insan zekasının diğer iki yönünü de atlar: yaratıcı ve pratik zeka. Yaratıcı zeka, yeni durumlarla başa çıkma yeteneğidir. Pratik olanı ise işleri başarma yeteneğidir. Bu gerçekliğe rağmen insanlar çoğunlukla analitik zekaları için ödüllendirilir.

O zaman bu kitap ve biz sizleri akıllı olmaya davet ediyoruz. Ancak akıllı olmak bir maliyetle gelebilir. Zor soruları sormak, araştırma yapmak ve işleri dikkatle düşünmek zaman alır. Ayrıca tatsızdır. Ancak yine de asıl önemli olan dışsal değil içsel ödüllendirmedir.

Yazıyı kitabın ilk sayfasında karşımıza çıkan bir söz ile kapatalım:

“Dünyanın temel sorunu aptalların ve fanatiklerin her zaman kendilerinden son derece emin olmaları, buna karşın bilgelerin kuşkuyla dolu olmasıdır.” – Bertrand Russell

Kuşku dolu günler dileğimizle…

 Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Neden, Hangi, Nasıl Matematik?

Ahmet Doğan’ın kaleminden -öğretenler ve öğrenenler için- “Neden, Hangi, Nasıl Matematik?” kitabı, bir öğretmenin kütüphanesinde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir