İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır?

Eğer bilim çağında yaşıyorsak o zaman neden bir çok sahte bilimsel ve bilim dışı inanç bulunmaktadır? Neden sözde bilimsel aydınlanmanın gerçekleştiği bu çağda, hurafelerden her zamankinden daha fazla etkileniyormuş gibi görünüyoruz?

Bilim tarihçisi Michael Shermer’in “İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır” (Why People Believe Weird Things) adlı  kitabımdan bir bölümü aşağıdan okuyabilirsiniz.

Bilimsel Düşüncedeki Sorunlar

1.Teori Gözlemleri Etkiler

İnsanın fiziksel dünyayı anlama araştırmasında, fizikçi ve Nobel ödüllü Werner Heisenberg, “gözlemlediğimizin doğanın kendisi olmadığı ama bizim sorgulama yöntemimize açık olan doğa olduğu” sonucuna varıyordu. Kuantum mekaniğinde bu kavram, kuantum hareketinin “Kopenhag yorumu” olarak formüle edilmiştir.

Bir olasılık fonksiyonu, belirli bir olayı önermez ama sistemin yalıtımıyla bir ölçüm işe karışana ve tek bir olay gerçekleşene kadar olası olayların süremini tanımlar. Kopenhag yorumu, teori ve gerçek arasındaki bire bir ilişkiyi eler. Teori kısmen gerçeği oluşturur. Kuşkusuz gerçek gözlemciden bağımsız olarak var olur ama bizim gerçek algılamalarımız onu incelememizi çerçeveleyen teorilerden etkilenir. Bu yüzden filozoflar bilime, teoriyle yüklü derler.

2. Gözlemci Gözleneni Değiştirir

Bir olayı araştırma eylemi onu değiştirebilir. Sosyal bilimciler çoğunlukla bu olguyla karşılaşır. Antropologlar, bir kabileyi araştırdıkları zaman üyelerin davranışlarının bir yabancı tarafından gözlemlendikleri olgusundan dolayı değişebileceğini bilirler. Bir psikoloji deneyindeki denekler, hangi deneysel hipotezlerin test edilmekte olduğunu bilirlerse davranışlarını değiştirebilirler. Psikologların görünmez ve çift görünmez kontroller kullanmalarının nedeni budur. Bilim, gözlemcinin gözlemlenen üzerindeki etkilerini en aza indirmeye çalışır ve kabul eder; sahte bilim bunu yapmaz.

3. Araç Gereç Sonuçları Oluşturur

Bir deneyde kullanılan araç gereç çoğunlukla sonuçları belirler. Örneğin, teleskoplarımızın boyutu, evrenin boyutu konusundaki teorilerimizi biçimlendirmiştir ve yeniden biçimlendirmiştir. Yirminci yüzyılda Edwin Hubble’ın, Güney Kaliforniya’daki Wilson Dağı üzerindeki 60 ve 100 inçlik teleskopları ilk defa astronomlara, böylece kendi galaksimizde olduğunu düşündüğümüz nebula denen şu belirsiz nesnelerin gerçekte ayrı galaksiler olduğunu kanıtlayarak, diğer galaksilerdeki tek yıldızları ayırt etmek için yeterli görme gücü sağladı.

Aynı şekilde teleskopumun göremediği şey orada değildir ve benim testimin ölçemediği şey zekâ değildir. Açıkçası galaksiler ve zekâ vardır ama onları anlama ve ölçme şeklimiz büyük ölçüde araç gerecimizden etkilenir.

Sahte Bilimsel Düşüncenin Sorunları

4. Anekdotlar Bir Bilimi Oluşturmaz

Anekdotlar – bir iddiayı desteklemek için anlatılan öyküler – bir bilim oluşturmaz. Diğer kaynaklardan destekleyici kanıtlar ya da bir çeşit fiziksel kanıt olmadan, on tane anekdot bir taneden iyi değildir ve yüz tane anekdot, on taneden iyi değildir. Mary Teyzenizin kanserinin, Marx kardeşlerin filmlerini seyrederek ya da iğdiş edilmiş horozlardan elde edilen bir ciğer özünü alarak nasıl iyileştiği konusundaki öyküler anlamsızdır. Kanser, bâzı kanserlerin yaptığı gibi kendiliğinden hafifleme sürecine girmiş olabilir; ya da yanlış teşhis konmuş olabilir; ya da, ya da, ya da… Gereksinmemiz olan, anekdotlar değil kontrollü deneylerdir.

5. Bilimsel Dil Bir Bilimi Oluşturmaz

Bir inanç sistemini, bilimsel dil ve jargon kullanarak bilim kılığına sokmak, kanıt, deneysel test ve onaylama olmaksızın hiçbir anlam ifâde etmez. Toplumumuzda bilimin böyle güçlü bir gizemi olduğu için saygınlık kazanmak isteyenler ama kanıtı olmayanlar “bilimsel” görünerek ve konuşarak olmayan kanıtın etrafında son bir koşu yapmaya çalışırlar.

6. Cesur Cümleler Bir İddiayı Doğru Yapmaz

Bir şey, onun gücü ve doğruluğu için kocaman iddialar ileri sürülüyorsa ama destekleyici kanıt bir tavuğun dişi kadar nadirse, büyük bir olasılıkla sahte bilimdir.

7. Aykırılık Doğrulukla Eşit Değildir.

“Bütün doğrular üç aşamadan geçerler. Önce onunla alay edilir. İkinci olarak şiddetle karşı çıkılır. Üçüncü olarak kanıtının kendisi olduğu kabul edilir.” Ama “bütün doğrular” bu aşamalardan geçmez. Birçok doğru düşünce, alay edilmeden ya da şiddetle veya başka şekilde karşı çıkılmadan kabul edilir. Einstein’ın görecelilik teorisi, deneysel kanıtın onun haklı olduğunu kanıtladığı 1919’a kadar büyük ölçüde göz ardı edildi. Onunla alay edilmedi ve hiç kimse onun düşüncelerine şiddetle karşı çıkmadı.

8. Kanıtın Yükü

Kim, neyi, kime kanıtlamalıdır? Olağanüstü iddiayı ileri süren kişi, uzmanlara ya da topluluğa kendi inancının büyük ölçüde, neredeyse başka herkesin kabul ettiğinden daha geçerli olduğunu kanıtlama yükünü taşır. Evrimciler, Darwin’den sonra yarım yüzyıl boyunca kanıt yükünü taşıdı ama şimdi kanıt yükü yaratılışçılardadır. Evrim teorisinin neden yanlış olduğu ve yaratılışçılığın neden doğru olduğunu göstermek yaratılışçıların görevidir ve evrimi savunmak evrimcilerin görevi değildir.

Kanıta sâhip olmak yeterli değildir. Diğerlerini kanıtınızın geçerliliği konusunda ikna etmeniz gerekmektedir.

9. Dedikodu Gerçeğe Eşit Değildir.

Dedikodular, “bir yerde… olduğunu okudum” ya da “birinden… olduğunu duydum” diye başlar. “… olduğunu biliyorum” demek, kişiden kişiye yayıldıkça, dedikodu gerçek halini alır. Dedikodular kuşkusuz doğru olabilir ama genellikle değildirler.

10. Açıklanmayan Anlaşılması Güç Olan Değildir

Kaşıkları bükme, ateşte yürüme ya da zihinsel telepati gibi ustalıkların, çoğunlukla doğaüstü ya da mistik bir yapıda olduğu düşünülür çünkü pek çok insan onları açıklayamaz. Onlar açıklandığı zaman, pek çok insan, “Evet kuşkusuz” ya da “ Bir defa görünce açık hale geliyor” diye cevap verirler. Numaralarının pek çoğu, ilke olarak göreceli olarak basittir ve sırrı bilmek, numaradaki sihri yok eder.

11. Başarısızlıklara Neden Bulunur

Bilimde olumsuz buluşların değeri – başarısızlıklar- fazla vurgulanamaz. Ama pek çok zaman başarısızlıklar, gerçeğe yaklaşma şeklimizdir. Son olarak, eğer kuşkucular her şeyi açıklayamıyorlarsa, o zaman doğaüstü bir şeyin olması gerektiğini iddia ederler; açıklanmayan anlaşılması güç olan değildir yanlış düşüncesine kapılırlar.

12. Olaydan Sonra Mantık Yürütme

1993’te bir çalışma, meme verilen çocukların daha yüksek IQ puanlarına sâhip olduğunu buldu. Anne sütündeki hangi karışımın zekayı arttırdığı konusunda çok fazla yaygara koptu. Bebeklerini biberonla besleyen annelerin suçlu hissetmesine yol açıldı. Ama kısa süre sonra araştırmacılar, meme verilen bebeklerle farklı şekilde ilgilenilip ilgilenilmediğini merak etmeye başladılar. Belki emziren anneler bebekleriyle daha fazla zaman geçiriyorlardı ve annenin ilgisi IQ farklılıklarının arkasındaki nedendi.

13. Rastlantı

Doğaüstü dünyada rastlantılar, çoğunlukla derin bir öneme sâhip olarak görülür. Sanki perdelerin arkasında bâzı gizli güçler çalışıyormuş gibi, “eş zamanlılık” istenir. Ama ben, eş zamanlılığı, bir olasılık tipinden – iki ya da daha fazla olayın görünürde bir tasarım olmadan birleşiminden – başka bir şey olarak görmüyorum. Bağlantı, olasılık yasalarıyla ilgili sezgilerimize göre olanaksız görünen bir şekilde yapıldığı zaman, esrarengiz bir şeyin çalıştığını düşünme eğilimine sâhip oluruz.

Ama pek çok insan, olasılık yasaları konusunda çok zayıf bir anlayışa sahiptir. Bir kumarbaz, bir sırada altı kere kazanacaktır ve sonra ya “şanslı bir sırada” olduğunu ya da “kaybetmeyi hak ettiğini” düşünecektir. Otuz kişinin olduğu bir odada iki kişi aynı gün doğduklarını keşfederler ve esrarengiz bir şeyin çalıştığı sonucuna varırlar. Arkadaşınız Bob’u aramak için telefona gidersiniz. Telefon çalar ve bu Bob’tur. “Bunun olma şansı nedir?” Bu, basit bir rastlantı olmuş olamaz. Belki, “Bob ve ben telepatik olarak iletişim kuruyoruz” diye düşünürsünüz. Aslında, böyle rastlantılar olasılık yasalarına göre rastlantı değildir.

Kumarbaz, iki olası sonucu tahmin etmişti, oldukça güvenli bir iddia! Otuz kişilik bir odada iki kişinin aynı doğum gününe sâhip olması olasılığı .71’dir.

14. Temsilcilik

Aristotle’ın dediği gibi, “rastlantıların toplamı belirliliğe eşittir”. Önemsiz rastlantıların pek çoğunu unuturuz ve anlamlı olanları anımsarız. Başarıları hatırlama ve başarısızlıkları unutma eğilimimiz, medyumların, kahinlerin ve her 1 Ocak’ ta yüzlerce tahmin yapan, kehanetlerde bulunanların geçim kaynağıdır.

Düşüncedeki Mantıksal Sorunlar

15. Duygulandırıcı Sözler ve Yanlış Örnekler

Duygulandırıcı sözler duyguları kışkırtmak ve bazen de mantıklılığı örtmek için kullanılır. Aynı şekilde metaforlar ve örnekler, düşünceyi duyguyla gölgelendirebilir ya da bizi bir yan yola yönlendirebilir.

16. Ad Ignorantiam

Bu, cehalet ya da bilgi yokluğuna yapılan bir başvurudur ve bir kimsenin, eğer bir iddianın aksini kanıtlayamazsanız onun doğru olması gerektiğini ileri sürdüğü, kanıt yükü ya da açıklanmayan anlaşılması güç olan değildir yanlış düşünceleriyle ilgilidir. Örneğin, eğer psişik bir güç olmadığını kanıtlayamazsanız o zaman onun olması gerekir. Bilimde inancın, bir iddiayı destekleyen ya da ona karşı olan kanıtın yokluğundan değil bir iddiayı destekleyen olumlu kanıttan gelmesi gerekir.

17. Ad Hominem ve Tu Quoque

Kelime anlamı olarak, “insan için” ve “aynı zamanda siz de” demek olan bu yanlış düşünceler odağı, düşünce hakkında düşünmekten, düşünceyi taşıyan insan hakkında düşünmeye yöneltir. Ad hominem bir saldırının amacı, bunun iddiayı gözden düşüreceğini ümit ederek iddia sahibini gözden düşürmektir. Aynı şekilde tu quoque için de. Eğer biri sizi vergilerinizde hile yapmakla suçlarsa, “Evet ama siz de öyle” cevabı öyle olup olmadığının kanıtı değildir.

18. Acele Genelleme

Mantıkta acele genelleme, uygun olmayan bir tümevarım biçimidir. Yaşamda buna ön yargı denir. İki durumda da sonuçlar, gerçekler onları garanti etmeden çıkarılır. Bir çift kötü öğretmen, kötü bir okul demektir. Birkaç kötü araba, o marka otomobile güvenilmeyeceği anlamına gelir.

19. Yetkililere Aşırı Güven

Kültürümüzde yetkililere özellikle yetkilinin çok zeki olduğu düşünülüyorsa, çok fazla güvenme eğilimi taşırız.

Başka deyişle, iddiayı kimin yaptığı bir farklılık yaratır. Eğer o, Nobel ödülü alan biriyse, ona önem veririz çünkü o, daha önce büyük ölçüde haklı çıkmıştı. Eğer o, gözden düşmüş bir sanatçıysa, gürültülü bir kahkaha atarız çünkü o, daha önce büyük ölçüde yanılmıştı.

20. Ya O Ya da O

Aynı zamanda, reddetme yanlış düşüncesi ya da yanlış ikilem olarak bilinir. Bu, eğer bir duruma inanmazsanız gözlemcinin diğerini kabul etmeye zorlanacağı şekilde dünyayı ikiye bölme eğilimidir.

21. Dairesel Mantık Yürütme

Aynı zamanda gereksizlik yanlış düşüncesi, soruyu dilemek ya da gereksiz tekrar olarak bilinir, sonuç ya da iddia, sâdece dayanak noktalarından birinin tekrar edilmesi olduğu zaman meydana gelir. Bilim de, aynı zamanda gereksizlikten payını almıştır: Yer çekimi nedir? Nesnelerin birbirlerine doğru çekilme eğilimidir. Nesneler neden birbirlerine doğru çekilir? Yer çekimi. Başka bir deyişle, yer çekimi, yer çekimi olduğu için yer çekimidir.

22. Reductio ad Absurdum ve Kaygan Yamaç

Reductio ad Absurum, bir argümanın, argümanı mantıksal sonuna taşıyarak ve böylece onu saçma bir sonuca indirgeyerek çürütülmesidir. Bir argümanın sonuçları saçmaysa, o kesinlikle yanlış olmalıdır.

Örneğin: Dondurma yemek, kilo almanıza neden olacaktır. Kilo almak, aşırı kilolu olmanızı sağlayacaktır  ve kalp hastalığından dolayı öleceksiniz. Dondurma, ölüme yol açar. Onu denemeyin bile. Kuşkusuz bir kepçe dondurma yemek, çok ender durumlarda ölüme neden olabilecek olan obeziteye katkıda bulunabilir.

Düşüncede Psikolojik Sorunlar

23. Çaba Yetersizlikleri ve Kesinlik Gereksinmesi, Kontrol ve Basitlik

Pek çoğumuz, pek çok zaman kesinlik isteriz; çevremizi kontrol etmek isteriz ve güzel, temiz, basit açıklamalar isteriz.

24. Sorun Çözme Yetersizlikleri

Tüm eleştirel ve bilimsel düşünce, belirli bir biçimde, sorun çözmektir. Sorun çözmede yetersizliğe neden olan birçok psikolojik bozukluk vardır. Psikolog Barry Singer, özel tahminlerin doğru ya da yanlış olduğu anlatıldıktan sonra, insanlara bir soru için doğru cevabı seçme görevi verildiği zaman, onların şunları yaptığını göstermiştir:

A. Hemen bir hipotez oluştururlar ve sâdece onu onaylayan örnekleri ararlar.

B. Hipotezi çürüten kanıtları aramazlar.

C. Açıkça yanlış olsa bile hipotezi değiştirmekte yavaştırlar.

D. Eğer bilgi çok karmaşıksa, çok fazla basit olan hipotezleri ya da çözüm stratejilerini benimserler.

E. Hiç çözüm yoksa, eğer sorun bir numaraysa ve “doğru” ve “yanlış” rast gele veriliyorsa, gözlemledikler rastlantısal ilişkiler konusunda hipotezler oluştururlar.

25. İdeolojik Bağışıklık ya da Planck Problemi

Günlük yaşamda, bilimde olduğu gibi, hepimiz belli başlı paradigma değişikliklerine direniriz. Toplumsal bilimci Jay Stuart Snelson, bu dirence, ideolojik bağışıklık sistemi der:

Eğitimli, zeki ve başarılı yetişkinler en temel ön varsayımlarını nadiren değiştirirler. Bireyler ne kadar bilgi biriktirmiş olurlarsa ve teorileri ne kadar iyi temellere sâhip olursa ideolojilerine olan güvenleri de o kadar büyük olur. Bilim tarihçileri buna, bilimde yenilik olması için ne olması gerektiği konusunda şu gözlemi yapan, fizikçi Max Planck’tan dolayı Planck Problemi derler: “Önemli bir bilimsel yenilik, yolunu nadiren yavaş yavaş üstünlüğü kazanarak ve karşıtlarını dönüştürerek bulur.

Sonunda tarih (en azından şimdilik) “haklı” olanları ödüllendirir. Değişiklik olur. Astronomide, Ptoleme’ci yer merkezli evren, yerini yavaşça Copernicus’un güneş merkezli sistemine bıraktı. Jeolojide, George Cuvier’in ani-yıkımcılık görüşü yavaşça, James Hutton ve Charles Lyell’in daha geçerli olarak desteklenen tek düzenlilik görüşü tarafından köşeye sıkıştırıldı. Biyolojide, Darwin’in evrim teorisi, türlerin değişmezliği konusundaki yaratılışçı inancın yerini aldı.

Spinoza’nın Hükmü

Kuşkucular ve eleştirel düşünürler olarak, duygusal tepkilerimizin ötesine geçmeliyiz çünkü diğerlerinin nasıl yanlışa düştüğünü ve bilimin nasıl toplumsal kontrole ve kültürel etkilere konu olduğunu anlayarak dünyanın nasıl işlediği konusundaki anlayışımızı iyileştirebiliriz. Bu nedenden dolayı, hem bilim hem de sahte bilim tarihini anlamak bizim için bu kadar önemlidir. On yedinci yüzyıl Hollanda filozofu Baruch Spinoza en iyisini söylüyordu: “İnsan hareketleriyle alay etmek, hayıflanmak, onlara tepeden bakmak için değil ama onları anlamak için sürekli çaba göstermiştim.”

Prof. Dr. Michael Shermer

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Seçim Paradoksu 2: Bolluk İçinde, ‘Bol Bol’ Mutsuzluk

Dünyamızın, insan ırkının oyun hamuru gibi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Birden kendimi seçimlerimizin kaynağını sorgularken buldum. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');