İnsanın Anlama, Öğrenme ve Bilme Serüveni: Modern Bilimin Antik Öncüleri

Bilgi durağan değildir, nesilden nesile aktarılır. Bugünü anlayabilmek için en çok da geçmişi bilmemiz gerekir. Bilim tarihine kısa bir yolculuk yapalım…

İnsanın bilim ile ilişkisi çok eski çağlara gidiyor. Başlangıçta bilimsel gelişmeler genellikle ihtiyaçtan kaynaklanmış. Fakat ihtiyaçtan kaynaklanmayan bilimsel araştırmalar ve geliştirme çalışmaları da var. Salt parçası olduğumuz evreni ve dünyayı anlamak, bilmek amacıyla yapılan araştırmalar da çok eski çağlarda ortaya çıkmış.

Fizik ve felsefe Antik Dünya’nın İyonya’sında, yani Batı Anadolu’da doğdu. İyon Kentleri Miletos ve Ephesus 27 asır önceki dünyanın en önemli bilim, kültür ve ticaret merkezleriydi. “Fizyologlar” diye bilinen bu yarı filozof, yarı bilim adamı İyonyalılar doğayı anlamaya yönelik sorularıyla daha çok ilk fizikçiler sayılabilirler.

Fizik (yani doğa bilimi) terimi daha sonra Bilim Devrimi ile birlikte ortaya çıkacak ve 17. yy.da Doğa Felsefesi (Philosophia Naturalis) diye ayrılmış bir temel bilimler grubu içinde yer alacaktır.

İlk akla gelen Miletoslu Thales’dir. 624 B.C.’de doğan Thales’in ünü Makro Evren –geometri ve astronomi– alanındadır. Ona göre her şeyin temel özü sudur. Dünya bu suyun üstünde yüzen bir disktir. Suların ısınması ve kaynamasıyla depremler olur. Buna benzer pek çok yaklaşım, bugün bize gülünç görünse de, açıklamanın temelinde doğa üstü güçler değil, doğa güçlerinin bulunması büyük önem taşır.

Bu ilk “Maddeci Okul” un diğer aktörlerini de sıralayalım: Anaximandros, Anaximenes, Heraclitos. Hepsini anlatmaya kalkmayacağım. Ama içlerinden birisi var ki, bana kalırsa herhalde ilk fizikçi odur: Efesli Heraclitos. Evrendeki dengenin, birbirine zıt güçler tarafından yaratılan daimi bir gerginlikten kaynaklandığını ileri sürüyor. Ne kadar modern bir yaklaşım. Zıt güçler, zıt tezler, daha sonra felsefenin sıklıkla kullandığı diyalektik düşünceye dönüşecektir.

Maddeci okuldan skolastik Grek felsefesine ve bilimine geçmeden önce Mikro Evren’i anlamaya çalışmış Atomist’lerden de kısaca söz etmek isterim.

Atom fikrinin öncüsü Atinalı Anaxagoras. Anaxagoras’a göre her şeyin temeli sonsuz sayıda küçük çekirdek; birbirleriyle karışıp ayrışarak her şeyi oluşturuyorlar (burada değişim fikri var). Bu çekirdekler tüm maddelerin içinde var; yalnızca oranlar değişiyor. Atomist modelin babası Democritus. Democritus’a göre bu atomlar, her şeyi oluşturan temel yapıtaşları. Bunlar ebedî ve parçalanamaz ögeler; sonlu büyüklükteler. Hareket atomlar arasında boşlukta yer alıyor.

Atina’daki akademisine matematik bilmeyen hiç kimseyi sokmayan, idealizmin kurucusu, madde dışında kalan ruhun mucidi Plato’yu fizikçiler arasına karıştırma yanlışlığını yapmak istemem; ancak büyüklüğüne gölge düşürmek de istemem. Plato’ya atfedilen değer tüm insanlığı uğraştıran önemli sorunların pek çoğunun Plato tarafından ortaya atılmış olmasından olmalı.

Plato ve yandaşları matematiği bilgi ile düşüncenin temel modeli olarak görürler. Yani evren yalnızca matematiksel model ve terimlerle gayet doğru olarak açıklanabilir. Onlara göre gerçek, örneğin geometrideki gibi içinde her şeyin uyum içinde olduğu matematiksel olarak düzenlenmiş bir yapıydı. Atomistlerin yaklaşımını da kullanarak, Plato toprak elementinin en küçük parçalarının küp, havanınkinin oktahedron, ateşinkinin tetrahedron, suyunkinin icosahedron olduğunu ileri sürmüştür. Görülüyor ki, Plato atomistlerin maddesel temel öz yaklaşımından esinlenmiş olarak bu temel özü matematik formlara dönüştürme çabasındadır. Ancak, bu yaklaşımın doğayı anlama sürecinde ne denli hatalı ve gülünç olduğu bugün hepimizin bildiği bir gerçektir.

Plato’nun öğrencisi Aristotle, klasik çağın komple bir bilimcisi, ansiklopedisti ve araştırma mesleğinin kurucusu sayılabilir. Onun lisesi üniversiteden çok bir araştırma enstitüsüne yakındır. Öğrencileri bitki ve hayvanlardan anayasalara değin, her şeyi sistematik bir şekilde toplamaya sınıflandırmaya çalıştılar. Ortaçağ sonlarına kadar tercümesi bitmeyen eserlerini burada saymaya gerek yok; orta çağ bilimine olumsuz etkisi ise ne yazık ki inanılmaz ölçektedir.

Fizikçi Aristotle şu soruları sordu:Niçin cisimler yere düşüyor? Niçin alevler yanarken yukarı çıkıyor? Cevabı şuydu: Doğada her şeyin bir yeri vardır, oraya ulaşmaya çalışır. Ağır cisimler arzın merkezinde yer alır ve bu nedenle, ağır cisimler hafif cisimlere göre yere daha çabuk düşer. Aristotle’nin bu felsefî (daha doğrusu bilimsel) hataları, Newton’un, 1687 “Principia Mathematica”sına kadar, yaklaşık 20 yüzyıl, filozofları, Rönesans fizikçilerini, Galileo’yu, Toricelli’yi ve diğerlerini uğraştırmıştır. Peki 17 yy. Descartes’in fiziği, Aristo’dan daha mı ileriydi? Analitik geometriyi yaratmasına rağmen, o da antik felsefî kavramların etkisinden ve düştükleri yanlışlardan kurtulamamıştı.

Grek filozoflar(Heraclitos hariç) statik formları düşündüler hep. Modern bilim 16. ve 17. yüzyıldan başlayarak dinamik problemlere yöneldi. Newton’un temel paradigması dinamik bir kanundu.

Bir diğer çok temel fark modern çağdaki amprik yaklaşım. Greklerin doğayı akıl yürüterek anlama çabalarına karşın, Galileo ve Newton’un zamanından beri bilimin temelini, doğanın gözlemlenmesi ve bu yolla doğrulanabilen veya yanlışlanabilen önermelerin yapılması ilkesi oluşturmuştur.

Bu bağlamda modern bilim, Grek felsefesine göre daha mütevazi. ÖrneğinPlato’nun ateş elementinin tetrahedron olduğu dogmasına, modern bilim şu soruyla karşılık verirdi: Acaba ateş elementinin küp değil de tetrahedron olduğunu deneysel olarak nasıl anlardık(belirlerdik)?

Bilim Devrimi, doğaya ilişkin sorulara bu felsefî mirasın etkilerinden kurtulup rasyonalizm çerçevesinde yeni bir yaklaşımla yanıtlar aradı. Bu yanıtlar bulundu mu? Newton’un mekanik dünyası insanları (Maxwell’i de düşünürsek) sadece 19. yüzyılın ortasına kadar getirebildi. Fizik bilimi 20. yüzyıl başında Max Planck ve Einstein ile birlikte yeniden felsefî bir derinlik kazandı. Hepinizin bildiği gibi 20. yüzyıl hem mikro, hem makro evrenin anlaşılması bağlamında baş döndürücü buluşlara sahne olmuştur.

Prof. Dr. Namık Kemal PAK

Matematiksel

 

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Matematiksel Eşitliklerde Güzellik – Çirkinlik Algısı

Beyin taramalarının gösterdiğine bakılırsa matematiksel formüllerdeki karmaşık sayı ve harf dizileri beynimizde sanatsal bir başyapıtın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');