Gerek’siz Dersler

İstisnasız bütün öğretmenlerin mesleki yaşamları boyunca en sık muhatap oldukları soru nedir bilir misiniz?

  • Hocam ben eşit ağırlık öğrencisiyim matematik yapmak zorunda mıyım?
  • Ama ben sayısalcıyım neden edebiyat öğreniyorum?
  • Coğrafya sorulmayacak ki neden bu kadar zorluyorlar?

O halde bu kadar gereksiz dersi neden öğreniyoruz? İsterseniz istediğimiz sorudan başlayalım.

İşin özü; merak yoksa ders çalışmak sıkıcı bir iştir ve sonucu geleceğinizi etkileyecekse ızdıraba dönüşür, nihayetinde yapmak istemediğiniz bu işten ve dahası öğretmeninden hatta okuldan nefret etmeye başlarsınız. Örneğin; bir sayısal alan öğrencisi üniversite giriş sınavlarına hazırlanırken sadece sınavda sorumlu olduğu derslere ve konulara çalışmak ister, aslında ona da çalışmak istemez ama en azından sorumludur, kendi açısından haklıdır da. Ancak işin bir de eğitim boyutu var.

Geçenlerde liseden bir arkadaşım sosyal medya hesabından bir doktor ile ilgili şikayetini paylaşmış ve doktorun kendisinin yüzüne bakmadığından, gülümsemediğinden yakınarak tıbbi tedavi kadar psikolojik desteğin de doktorun işinin bir parçası olduğunu anlatmış. Hepimizin şikayetçi olduğu doktorlar, beğenmediğimiz öğretmenler, yaptığı binanın altında kaldığımız mühendisler (biraz abarttım mı?) olmuştur. Doktorun beşeri mazeretlerini, gündelik sıkıntılarını konuşabiliriz ancak buradaki asıl mesele aldığı eğitimin kalitesidir. “Hocam adam okumuş doktor olmuş daha n’apsın” diyenleri duyar gibiyim. Bir de şu açıdan bakalım; söz konusu doktor  hastasını güler yüzle ayakta karşılasaydı, muayene sırasında küçük bir İbn-i Sina şiiri ya da Hayyam rubaisi okusaydı,

Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
Bir başkasına tutulmuş, o da dertli;
Derdimin dermanı kendi derdinde:
Hekim hasta olunca kime gitmeli?

hastasıyla sohbet etseydi ve sadece hastalığını değil derdini de dinleseydi nasıl bir etki bırakırdı? Hala Edebiyatın ne kadar gereksiz olduğunu düşünür müydünüz?

Peki korkunç coğrafya öğretmeni tarafından kendi ülkesinin haritasını çizmek zorunda bırakılan cerrah adayı zavallı öğrencilerimiz LeYeSe’de hiç sorumlu olmayacakları bir derste neden bu kadar ayrıntılı çizim yapsınlar! Cerrah olduğu zaman elini ne derece ince işlerde kullanacak ki haritanın milimetrik kıvrımlarını bu kadar ustaca çizmesi gerekiyor! Omurilikteki damarı değil de siniri kesse ne olacak yani, değil mi? Coğrafya ölsün istiyorum!

Mesela bir mimar-mühendis inşa ettiği binanın girişine sahip olduğu birikimi yansıtırcasına Sinan’dan Mihrimah Sultan’a


Kadere rızâdır kula münasip
Takdire adavet ar’dır Mihrimah
Beşeri imtihan mevzunun aslı

Mahşere uzadı, vuslatın faslı
Bilmezler bu benna nedendir yaslı
Sinan’ın tek derdi, yar’dır Mihrimah

yazsa sizin için tercih sebebi olur mu?

Hakim ya da savcı olmak isteyen bir eşit ağırlık öğrencisi matematik bilmese, momentum-denge kanunlarını hazmetmemiş olsa gerçekten adaleti anlamış sayılır mı? Bakış açısını farklı çözüm yollarıyla genişletmemişse teraziye hangi hükmü koyacak?

Ya da bendeniz bu kadar “zırva” yerine sadece üstlü ve köklü sayı kurallarını anlatan bir yazı mı kaleme alsaydım?

Binlerce yıldır dünyada bu denli önem verilen bilim alanları bize sadece sınav kazandırmıyor olsa gerek. Matematik dediğimiz şey ezberlemeye çalıştığımız formüllerden ve karmaşık hesaplardan ibaret değildir. Fonksiyon, trigonometri, sayılar vs. hepsi birer araç, asıl amaç; matematik yaparken kullandığınız akıl yürütme ve problem çözme becerilerini kazanmak. Dünyadaki yeni slogana bizim de ayak uydurmamız gerekiyor sevgili gençler,

“don’t calculate, just do math!”      *

Bireyin gelişimini bütün olarak değerlendirdiğimizde bu şekilde gidersek sadece ilaç yazan ama çare olamayan doktorlar, bina yapan fakat yaşam alanı oluşturamayan mimarlar, öğreten ancak eğitemeyen öğretmenler, hüküm veren ancak hakim olamayan hukukçular velhasılı hayatta olan ama gerçekte yaşamayan insanlar yetiştirme tehlikesi ile karşı karşıyayız demektir.

* Hesap yapma, matematik yap

Konuk Yazar: Süleyman Yalçıner

Matematiksel


 

Yazıyı Hazırlayan: Suleyman Yalciner

Öğretmenim, matematikçiyim, eğitimciyim. Gezmeyi, eğlenmeyi, hayattan keyif almayı yeğleyenlerdenim.
1980 yılında Osmaniye’de başlayan öğrenme merakım, ilk orta lise eğitiminden sonra Gaziantep Üniversitesi Matematik Bölümü ile devam etti. 2004 yılında Tekirdağ’ da başlayan öğretme idealim ise hala zevkle ve şevkle görev yaptığım Seyhan İmkb Fen Lisesi’nde devam ediyor. Evliyim iki oğlum var.

Bunlara da Göz Atın

Geleceğin Eğitimi İçin Gerekli Yedi Bilgi

Eğitimde “bazı şeyleri” değiştirme gerekliliği, ülkemizde olduğu ka­dar, dünya düzeyinde de sürekli gündemde olan bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');