Genlerimizi ve DNA’mızı Düşüncelerimizle Değiştirebilir miyiz?

Belki de bilinç bilimi konusunda önemli bir yol ayrımına ulaştık.Araştırmacılar, ilk kez düşünceyle kontrol edilebilen bir gen ağı inşa etmeyi başardılar. ETH Zurih’te (Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü) Profesörü Martin Fusseneger, düşüncenin güçlü potansiyelini araştırmakta olan projeyi yönetmekte. Düşüncelerimizle genlerimizi ve DNA’mızı kontrol edip edemediğimiz sorusunun cevabından pek emin olmasak da, bulgular bu yönde gibi görünüyor.

Hep, bir şekilde genlerimizin kurbanı olduğumuz ve vücut fonksiyonlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığına inanıldı ancak zamanla, epigenetik bu konuya farklı bir tablo çizmeye başladı. Epigenetik, DNA dizisinden başka, hücreler arası, çevresel ve enerjik güçler de dahil olmak üzere, biyolojik sistemlerin gelişimini, fonksiyonlarını ve evrimini nelerin, nasıl etkilediğini inceleyen bir bilim alanı.

Hücre biyoloğu Dr. Bruce Lipton’a göre, yeni biyoloji, insanı “kurban” olmaktan çıkarıp -kendi sağlık durumunun – efendisi haline getirilmesi yönünde ilerlemektedir. Dr, Lipton, genlerin değiştirilmesi için duygu ve düşünceleri kullanmaktan söz etmektedir.

“Yeni bir biyoloji anlayışına geçmek zorundayız. Bu “yeni” anlayış aslında son on yıldır günceldi. Bilimde bir olgunun başlangıcından, insanların algılayabileceği şekilde topluma mal edilmesine kadar en az 10-15 yıl geçmesi gerekmektedir. Bu da, kitaplardaki herşey en azından 10-15 yıllık anlamına gelmektedir. Duyacağınız şeyler, gelecekteki kitaplarda yazılacaklar olacak” –Dr. Bruce Lipton.

İnsanların beyin dalgalarına dokunmak

Basel’deki Biosistem Bölümü (D-BSSE) Biyoteknoloji ve Biyomühendislik Profesörü Martin Fussenegger tarafından yönetilen Mark Folcher ve diğer araştırmacılar, beyin dalgalarına vuruşlar yaparak ve yeni bir gen düzenleme metodu kullanarak genleri proteinlere dönüştürmeyi (gen ifadesi) başardılar.

“İlk kez insan beyninin dalgalarına dokunmayı, dalgaları gen ağına kablosuz sistemde transfer etmeyi ve gen ifadesini bir düşünceye bağlı olarak düzenlemeyi başardık. Gen ifadesini düşünce gücüyle kontrol etmek, on yıldan fazladır gerçekleştirmeye çalıştığımız bir hayal,” Martin Fussenegger.

Yakın kızılötesi ışık üreten bir LED lamba

Sistem, Nature Communications dergisinde tanıtıldı. Sistem, beyin dalgalarını kaydedip, yakın kızılötesi ışık üreten bir LED lamba kullanan bir implanta kablosuz olarak iletir. Genetik olarak değiştirilmiş hücrelerin bulunduğu kültür odasını aydınlatarak onlara istenen proteinleri üretmeye başlamalarını söyler.

Bu yeni gen ağı fikri Mindflex adlı bir oyundan esinlenmiştir. Bu oyunda oyuncular özel bir başlık takarak alınlarındaki sensör aracılığıyla engelli bir parkurda bulunan küçük bir topu etkilemek için düşünce gücünü kullanırlar. Kayıtlı EEG kişinin zihninden ölçü sistemine oradan da oyuna aktarılmaktadır.

Düşünce ve beyin dalgalarımızın bu denli güce sahip olduğu fikri geleceğe ait (fütüristik) bir kitap ya da film gibi görünmekte. Ancak bu fikrin gerçekliği yüzyıllardır konuşulmakta olup, birçok zeki insan dünyadaki her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve dolayısıyla birbirini etkileyebileceğine inanmıştır. Albert Einstein, Leonardo Da Vinci ve Nikola Tesla bu fikri tartışmış oldukları bilinen isimler.

Diğer Örnekler

2002’de Amerikan Psikoloji Birliği’nin Önleme & Tedavi dergisinde, Connecticut Üniversitesinden Prof. Irving Kirsch tarafından yayınlanan “İmparator’un Yeni İlaçları” başlıklı makalesinde şok edici bazı keşifler bulunmaktaydı (5) (4). Prof. Kirsch, klinik deneylerde, antidepresanların etkisinin %80’inin plasebo etkisine bağlanabileceğini buldu. Hatta, başlıca antidepresanların klinik deneyleri hakkında bilgi alabilmek için Freedom of Information Act (FOIA) – Bilgi Özgürlüğü Yasası talebi dosyası açmıştı.

New England Journal  of Medicine (1)’da yayınlanan Baylor Tıp Okulu’nun bir çalışmasında, şiddetli diz ağrılarından şikâyet eden ve yürüme güçlüğü çeken hastaların ameliyatları incelendi. Birçok cerrah, ameliyatta plasebo etkisinden söz edilemeyeceğini bilir, en azından çoğu buna inanır. Hastalar üç gruba ayrılır. Cerrahlar bir grubun zarar görmüş kıkırdağını törpülerler. İkinci grupta, diz eklemini yerinden çıkararak iltihaba neden olduğuna inanılan her türlü madde temizlenir. Bu işlemlerin ikisi de dizlerinde şiddetli artit rahatsızlığı olan kişilere uygulanan standart ameliyatlar. Üçüncü gruba, “sahte” bir ameliyat uygulanır, hastalar uyutulur ve gerçek bir ameliyat geçirdiklerine inandırılırlar. Doktorlar, gerçekte ameliyat olmayan hastaları kesip, normal ameliyatta olduğu gibi dizin üzerine tuzlu su dökerler. Sonra da, kesikleri gerçekmiş gibi dikerek işlemi tamamlarlar. Her üç grup da aynı rehabilitasyon sürecinden geçerler, sonuç şaşırtıcıdır. Plasebo grubu, ameliyat geçiren diğer iki grup kadar iyileşme gösterdi.

Bu hastalar üzerinde benim cerrahi becerimin hiç etkisi yoktu. Osteoartit ameliyatının tüm başarısı plasebo etkisiydi – Dr. Moseley (Araştırmada yer alan cerrah)

Yeni Bilimi Reddetmenin Ötesine Geçmek

Yeni buluşlar ya da geniş kitleleri etkileyecek fikirler söz konusu olduğunda, klasik düşünce akımına sıkı sıkıya bağlı ve sınırları zorlayan hayalleri olan büyük düşünürleri küçümseyen birileri olacaktır. Bilincimizin bir şekilde kendi gerçekliğimiz üzerinde etkisi olduğu fikri, araştırmalar olabilirliğine işaret etse de, birçokları tarafından “gerçekdışı” ya da çılgınca olarak etiketlenmektedir. Bu büyüleyici olasılığı elimizin tersiyle itmek yerine, neden bunun mümkün olabileceğini araştırmayalım?

Belki de bilinç bilimi konusunda önemli bir yol ayrımına ulaştık. Her yıl artan sayıda büyük bilimci bu alandaki araştırmalara katılıp mükemmel çalışmalar yapıyorlar. Bu konuda kanıtlar artmakta ancak bu alandaki çalışmalara karşı şüphe ve nefret de artmakta. Belki bilim dünyasının katı, dar görüşlü kültürüne meydan okuduğu için, belki de sadece yeterli araştırma olmadığından. Hangisi olursa olsun, bu aşamada yapmamız gereken en önemli şey bu fikre açık olmamız ve inançlarımızın gerçeğin araştırılmasına engel olmasına izin vermemektir.

Yeni fiziğin vardığı temel sonuçlardan biri, gözlemcinin gerçekliği yarattığını kabul eder. Gözlemciler olarak biz, kendi gerçekliğimizi yaratmak konusuyla doğrudan ilişkiliyiz. Fizikçiler, evrenin “zihinsel” bir yapı olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Öncü fizikçilerden Sir James Jeans şöyle yazmakta:

“Bilgi akışı, mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru gidiyor; evren dev bir makineden çok dev bir düşünce gibi görülmeye başlandı. Zihin artık kazara maddenin alanına giren bir saldırgan gibi görünmüyor, onu daha çok madde alanının yaratıcısı ve yöneticisi olarak selamlamamız gerekiyor. Bunun üstesinden gelelim ve tartışılmaz sonucu kabul edelim. Evren tinsel-zihinsel ve ruhani.” R.C. Henry, Johns Hopkins Universitesi Fizik ve Astronomi Profesörü, ” The Mental Universe” ; Nature 436:29,2005)

Matematiksel için çeviren: Suzi Acıman

Kaynaklar

https://www.ethz.ch/en/news-and-events/eth-news/news/2014/11/controlling-genes-with-thoughts.html

http://www.nature.com/ncomms/2014/141111/ncomms6392/full/ncomms6392.html

http://phys.org/news/2014-11-genes-thoughts.html

Yazının aslı: http://www.collective-evolution.com/2014/12/05/see-how-scientists-are-controlling-genes-with-thoughts/

Matematiksel

 

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Zamanda Yolculuk Yapmak Matematiksel Olarak Mümkün

Zamanda yolculuk yapmak matematiksel olarak mümkün geriye sadece bunun uygulaması kaldı. HG Wells’in Time Machine …

2 Yorumlar

  1. Sizi bir doktor olarak ve bir kadın olarak keyifle okuyorum.sosyal medya kullanımının pozitif yönde olabileceğini de kanıtlıyorsunuz. Emeklerinize sağlık.mBalide rehberlik yapan üniversitede öğretim görevlisi olan Hindu inançlı bey bizler 20 yaşına kadar kendimiz için, 20-40 yaş ailemiz için, 40,yaşından sonrada toplumun faydası için çalışırız dediğinde çok hoşuma gitmişti.ösizinde yapmış olduğunuz bu Web sitesindeki yayınlarda aynı işlevi görüyorum. Aklınıza, birikimlerinize sağlık, tekrar teşekkürler.

  2. Çok ilginç ve sıradışı paylaşımlarınız.Teşekkürler emeğiniz için.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir