İnsanların çoğunluğu yakın geleceği bile merak etmez.

‘Geleceğin Fiziği’ Üzerine Birkaç Not

İnsanların çoğunluğu yakın geleceği merak etmez. Çoğumuz bugünden çok geçmişte yaşarız. Geçmişteki alışkanlıklarımızı, düşünce biçimlerimizi ve anılarımızı taşırız ve her an onlarla yaşarız. Geleceği çoktan kaçırmışızdır elimizden, bugünü de öyle. Ama bugünü anlamak, dünü, ve geleceği anlamak çabasından geçer ve bu üçlü arasında yapılacak diyalektik kurgu, insanı hayatı ve kendisini tanımaya daha da yaklaştırır.

İnsanların çoğunluğu yakın geleceği merak etmez. Çoğumuz bugünden çok geçmişte yaşarız. Geçmişteki alışkanlıklarımızı, düşünce biçimlerimizi ve anılarımızı taşırız ve her an onlarla yaşarız. Geleceği çoktan kaçırmışızdır elimizden, bugünü de öyle. Ama bugünü anlamak, dünü, ve geleceği anlamak çabasından geçer ve bu üçlü arasında yapılacak diyalektik kurgu, insanı hayatı ve kendisini tanımaya daha da yaklaştırır.

Yeni bitirdiğim kitaplardan birisi de teorik fizikçi Michio Kaku’nun “Geleceğin Fiziği (ODTÜ Yayınları 2014, Ankara, 545. sayfa)” adlı kitabı. Kitapta çok gerçekçi öngörüler var. Ama zayıf olan yön, sosyal konulardaki öngörüler. Çok yüzeysel geçilmiş ve tüm boyutları ile ele alınmamış. Zaten bir fizikçi olarak kendisi de bunun farkında Kaku’nun. Ama her şeye değinmeye çalışmış. Kapitalizmin evriminin ise, emtia kapitalizminden entelektüel kapitalizme geçiş olarak öngörüyor Kaku.

Kaku, geleceği öngörürken sadece fizik değil, kapitalizmin evriminden, sosyal değişimlere kadar uzanan bir öngörü dizisinde bulunmuş. Gelecek hakkında düşünen ve bu konuda denemeler yazan birisi olarak, şimdiye kadar gelecek konusunda okuduğum en iyi bilimsel kitaplardan birisi diyebilirim. Kaku, genel olarak 2100 yılına kadar dünyada ne gibi değişimler olacağını düşünmüş ve bu konuda görüşler ileri sürmüş. Katıldığım görüşleri olmasına karşın, katılmadıklarım ve eksik bulduklarım da var. Ama Kaku, bu konularda yapılan deneyleri, laboratuvarları, uzay konusundaki çalışmaları birebir birinci elden bilen, bu konularda tanınan bilim insanları ile kişisel konuşmuş ve sicim kuramının da kurucularından birisi. Bu da öngörülerde bulunmak için kendisine büyük olanaklar sağlıyor. Ayrıca Discovery Channel’da yaptığı bilimsel programlar da ona bu konuda yardımcı olmuş. Kaku, kitabının 2100’deki dünyanın en gerçekçi, en güvenilir görünümünü ortaya koyduğunu umuyor.
Bence de yakın gelecek üzerine yazılmış en iyi kitaplardan birisi eksiklikleriyle birlikte. Eksiklikleri olması da normal, çünkü hiç kimse her şeyi bilemez ve geleceği tam olarak tahmin edemezsiniz.

Erol Anar

Michio Kaku kimdir?
Kaku, Michio (24 Ocak 1947), City College of New York’ta teorik fizik alanında Henry Semat Profesörü unvanına sahip teorik fizikçi. Bilimin popülerleşmesi ve insanlara ulaşması için çalışmaktadır. Fizik ve benzeri konular üzerine birçok kitap yazmış ve ekranlarda sıkça boy göstermiştir. Ayrıca birçok ağ günlüğüne yazı ve makaleler yazmaktadır. Çok satan kitaplar listesine giren İmkânsızın Fiziği (2008), Geleceğin Fiziği ve Zihnin Geleceği (2014) adlı üç adet eseri bulunmaktadır. Kaku BBC, Discovery Channel, History Channel ve Science Channel adlı kanallarda birçok program sunmuştur. Kaku 1973 ve 1990 yıllarında Princeton’daki Institute for Advanced Study’de ve New York Üniversitesinde önce ziyaretçi daha sonra da üye unvanını aldı. Şimdi City College of New York’ta teorik fizik alanında Henry Semat Profesörü olarak görevini sürdürmektedir. Kaku, süpersicim teorisi, süperkütleçekim, süpersimetri ve hadron fiziği ile ilgili 70’den fazla yayımlanmış makaleye sahiptir. 1974 yılında Osaka Üniversitesi’nden Prof. Keiji Kikkawa ile sicim teorisini alan formunda betimleyen ilk makaleleri yazmıştır.Kaku ayrıca kuantum alan teorisi ve sicim teorisi üzerine birkaç ders kitabı da yazmıştır. (Kaynak: Vikipedi)

Kitaptan birkaç alıntı:

“2100 yılında, mitolojilerin tanrıları gibi, cisimleri zihinlerimizin gücüyle yönlendirebileceğiz. Bilgisayarlar düşüncelerimizi sessizce okuyarak dileklerimizi yerine getirebilecekler. Sadece düşünce ile nesneleri hareket ettirebileceğiz, yani genellikle yalnızca tanrılara mahsus olan bir telekinetik güce sahip olacağız. Biyoteknolojinin gücüyle mükemmel vücutlar yaratabilecek ve hayat süremizi uzatabileceğiz.” s. 13.

“Moore yasasına göre, bilgisayar oyunlarınız her yılbaşında, bir yıl öncesine göre (transistör sayısı bakımından) neredeyse iki kat daha güçlüdür. Üstelik yıllar geçtikçe, bu devamlı artan güç kazanımı devasa bir boyut alır. Örneğin, postadan aldığınız bir doğum günü kartı genellikle ” Mutlu Yıllar” şarkısını çalan bir çip içerir. Hayret verici olan ise bu çipin tüm Müttefik Kuvvetlerin 1945’te sahip olduğu bilgisayar gücünden daha fazlasına sahip olduğu gerçeğidir. ” s. 25.

“Bu durumda, Moore yasasının çöküşü, trilyonlarca doların söz konusu olduğu, uluslararası önemde bir sorundur. Ancak bu yasanın tam olarak ne zaman sona ereceği, yerine neyin geçeceği fizik yasalarına bağlıdır. Bu fizik sorularına verilecek yanıtlar, en sonunda kapitalizmin ekonomik yapısını sarsacaktır.” s. 48.

“Ne var ki, bu tekniğin problemi, sizin bir köpeği düşündüğünüzü söyleyebilmesine karşın, köpeğin gerçek görüntüsünün üretememesidir. Yeni bir araştırma alanı, beynin düşündüğünün tam bir görüntüsünü yeniden oluşturmaya çalışmak ve böylece kişinin düşüncelerinin bir videosunu çekebilmek. Bu yolla, bir rüyanın video kaydı yapılabilir.” s. 70.

“İşin doğrusu, dünyadaki tüm ticari robotların %30’u Japonya’ dadır.” s. 102

“Bu ” tekillik”tır. Bu sözcük aslen benim kişisel alanım olan göreli fizikten gelmiştir, burada bir tekillik, hiçbir şeyin kendisinden kaçamadığı, bir kara delik gibi, sonsuz çekim kuvvetine sahip bir noktadır. Işığın kendisi de bundan kaçamadığından, tekillik arkasını göremediğimiz bir ufuktur.” s. 132-133.

“Brooks, Brown Üniversitesi’ndeki ve Duke Üniversitesi’ndeki, beyni doğrudan bir bilgisayara ya da bir mekanik kola bağlama çalışmalarındaki ilerlemeleri analiz ettikten sonra, şöyle bağlamıştı sözlerini: ” Hepimiz, doğrudan beyinlerimize takılmış/ kurulmuş kablosuz bir internet bağlantısına sahip olabiliriz.” s. 146.

“1953’te Watson ve Crick tüm zamanların en önemli keşiflerinden birini yaptılar ve DNA yapısının kilidi açılır; bu (aksi yönlerde dönen) çift helisli/ sarmalli bir yapıydı. Yapısından çözülüp alındığında, tek bir DNA kordonu/ teli/ipi 180 santimetre civarı bir uzunluğa sahiptir.” s. 161.

“Toplam entropi her zaman artar. Bu, bir yerlerde entropiyi arttırmak koşuluyla, bir yerdeki entropiyi fiilen azaltabileceğiniz ve yaslanmayı tersine çevirebileceğiniz anlamına gelir. Yani, bir yerlerde tozu dumana katmak pahasına, gençleşerek mümkündür.” s. 194.

“Dunya’nın, 2,3 milyar fazladan insani beslemek için, 2050 yılına kadar %70 daha fazla gıda uretme kapasitesine ulaşması gerektiğini, aksi takdirde bir felaketle yüz yüze kalacağını söylüyor.” s. 208.

“Kuantum kuramının anlaşılması güç ilkelerinden bazıları şunlardır: • herhangi bir parçacığın hızını ve yerini tam olarak bilemezsiniz
– her zaman bir belirsizlik vardır,
• parçacıklar bazı bakımlardan aynı zamanda iki yerde olabilirler,
• tüm parçacıklar farklı [kuantum] durumlarının eş zamanlı karışımları olarak var olurlar; örneğin, [kendi etrafında] dönen parçacıklar,21 dönme eksenleri aynı anda yukarı ve aşağı olabilen parçacıkların karışımiarı olabilirler,
• bir yerde kaybolabilir ve başka bir yerde tekrar ortaya çıkabilirsiniz.” s. 240.

“Bir kuantum bilgisayarda yapılan tüm işlem sonuçları belirsizdir, dolayısıyla işlemi defalarca tekrarlamak zorundasınız. Yani, 2+2 işleminin sonucu en azından bazen 4’tur. Eğer 2+2 işlemini birkaç kez tekrarlarsanız, cevabı ortalama olarak 4 bulursunuz. Sonuç olarak, bir kuantum bilgisayarda sıradan aritmetik işlemi bile bulanıklaşır.” s.263.

“Nanoteknolojinin taraftarları, 2100 yılına kadar çok daha güçlü bir makine tasavvur ediyorlar: Her şeyi yaratma yeteneğine sahip bir moleküler birleştirici ya da “çoğaltıcı.” Muhtemelen bir bulaşık makinesi bir tıklattığinde olacak bu makineye temel hammaddeleri atacaksınız ve bir düğmeye basacaksınız. Trilyonlarca nanorobot hammadde üzerinde çalışmaya başlayacak; her biri, hammaddeyi molekul molekul ayırmaya ve sonra tekrar bir araya getirip tamamen yeni bir urunu ortaya çıkarmaya programlı olacak. Bu makine her şeyi uretebilecek.” s. 271.

“Tehlike bu nano(ro)botların bir kilit özelliğinde yatar: Bunlar kendi kendilerine çoğalabilirler. Bir virüs gibidirler, ortamda serbest bırakıldıkları andan itibaren üzerilerindeki kontrol kaybolur. En sonunda, inanılmaz bir hızla çoğalabilirler, çevrelerine egemen olurlar ve Dünya’yı yok ederler.” s. 296.

“Antimadde, maddenin zıt yüklü karşıtıdır; örneğin, bir elektronun negatif yükü vardır, ama bir antimadde elektronun, yani pozitronun pozitif yükü vardır. Antimadde, sıradan madde ile temas ederse yok olur.” s. 389.

“Dördüncü dalga nedir? Kimse emin olamaz. Bu bilim dalgası, yapay zeka, nanoteknoloji, telekomünikasyon ve biyoteknolojinin bir birleşimi olabilir.” s. 413.

“Mavi yakalı çalışanlar arasında, fabrika hattındaki otomobil işçileri gibi, tekrarlayıp duran bir işi yapan işçiler kaybedenler sınıfında olacaklar; çünkü robotlar bu tür işlerde çok iyidirler.” s. 414.

“Bu devrimin yaratmakta olduğu tüm bu kargaşa tek bir kavramla özetlenebilir: Emtia kapitalizminden entelektüel kapitalizme geçiş. Adam Smith’in zamanında, sermaye mal emtia ile ölçülürdü. Emtia fiyatları dalgalanır, ama emtia fiyatları, ortalama olarak, son 150 yıldır sürekli düşüyor.” s. 426.

“Emtia kapitalizminin yerini alan entelektüel kapitalizmdir. Entelektüel sermaye, robotların ve yapay zeka’nın henüz tam olarak sağlayamadığı, şekil/ örgü tanımayıve ortak aklı (ya da sağduyuyu) içerir.”

Michio Kaku “Geleceğin Fiziği”, ODTÜ Yayınları, 2014, Ankara, 545. sayfa.

Yazıyı Hazırlayan: Erol Anar

1965 yılında Samsun'un Havza ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Havza'da tamamladıktan sonra dönem dönem Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi ve 19 Mayıs Üniversitesi Resim bölümlerine devam etti. İnsan Hakları Derneği'nde, Özgür Üniversite'de ve Halkevleri'nde (Samsun Şubesi), 15 yıl üyelik ve yöneticilik yaparak gönüllü çalışma yürüttü. Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde çalıştı. Burada Edebiyat Atölyesi çalışması yürüttü ve “Kent ve Edebiyat” adli dergiyi çıkardı. Erol Anar, Halkevleri (Samsun), Çocuk Haklarını Koruma Derneği (Ankara), Edebiyatçılar Derneği (Ankara), Türkiye Ortadoğu Forumu Vakfı (Ankara) Uluslararası Af Örgütü (Londra), Gazetecileri Koruma Komitesi (New York) ve Uluslararası Sanatçılar Derneği (Stutgart) üyesidir. İlk kitabı, 1996 yılında Çiviyazıları Yayınevi'nden (İstanbul) çıktı. Araştırma-inceleme, roman, deneme ve kısa öykü türlerinde toplam 16 kitabı bulunuyor. Cumhuriyet, Özgür Gündem, Evrensel, Yeni Yüzyıl, Varlık, Turkish Daily News, Yeni İnsan gibi gazete ve dergilerde sanat, edebiyat, insan hakları konulu makaleleri yayımlandı. Edebiyat ve insan hakları konusunda kitapları ve makaleleri, çalışmaları nedeniyle yurt içi ve dışında bazı ödüller kazandı. Yazarın iki kitabı ise Portekizce'ye çevrilerek Brezilya'da yayınlanmıştır. www.dünyalılar.org'da da yazıları yayınlanıyor.

Bunlara da Göz Atın

Yerli Bilimkurgu Öykü Seçkisi: Yeryüzü Müzesi

İthaki Yayınları etiketiyle 19 Ocak’ta raflardaki yerini alacak olan Yeryüzü Müzesi, 18 yazarın 18 kısa …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');