Dünyanın İlk Çiftçileri İnsanlar Değil, Fijili Karıncalar

Karıncalar bizi döver. Fijili bir karınca türü, günümüzden 3 milyon yıl kadar önce meyve yetiştiriciliği yapmaya başlamış. Bu tarih insanlarda tarımın evrimleşmesinden çok daha öncesine uzanıyor.

Şekil 1: Noktasal tarım yapan bir karınca. (Guillaume Chomicki, Münih Üniversitesi)

Philidris nagasau karıncası, çeşitli ağaçların dallarında Squamellaria meyvesini yetiştirip hasat ediyor.

İlk önce, karıncalar meyvenin tohumlarını ağaç kabuklarının içerisine yerleştiriyorlar. İşçiler sık sık ekim yapılan bölgede dolaşıyor ve fideleri gübreliyorlar, muhtemelen de kendi dışkılarıyla. Bitkiler büyüdükçe tabanlarında “domatia” adında karıncaların yuva yerine kullandığı geniş ve dairesel biçimde oyuk yapılar oluşturuyor. Meyve ortaya çıktığında da karıncalar etli kısmını yiyip tohumlarını tarım yapmak için topluyorlar.

Almanya, Münih Üniversitesi’nden Guillaume Chomicki ve arkadaşları her karınca kolonisinin düzinelerce Squamellaria bitkisini, gelişen merkezleri birbirine yollarla bağlayarak, aynı anda yetiştirdiklerini keşfetmişler. Birbiriyle bağlantılı bu “bitki şehirleri” komşu ağaçları da sıkıca birbirine bağlıyor.

Araştırmacılar Squamellaria bitkisinin tamamen karıncaların ekimine ve gübrelerine bağımlı olduğunu bulmuşlar. Keza, Philidris nagasau karıncalarının da bitkinin sağladığı besin ve oyuk sığınaklar olmadan hayatta kalamadıkları da tespit edilmiş. Bu “Fijili Karınca” fenomeni karıncaların karşılıklı yararlanma (mutualizm) ilişkisine dayalı bitki yetiştiriciliği ve tarımı yaptığına dair ilk belgelenmiş örnek olmuştur.

Yakınındaki Avusturalya’da da benzer görünümlü, karıncayla dolu bitkilerin dallar üzerinde yetiştiği ağaçlar gözlemlenmiş ancak kimse neden olduğunu bilmiyor, diyor Avusturalya’daki James Cook Üniversitesi’nden Simon Robson. Bitkiler Squamellaria ile aynı aileden ve karıncalarla aynı simbiyotik tarım ilişkisi içerisinde oldukları iddia ediliyor.

Chomicki’nin ekibi Fijili karınca-bitki ilişkisinin tarihini araştırmak üzere bir genetik analiz çalışması yürütmüş. Sonuçların gösterdiğine bakılırsa karıncalar 3 milyon yıl önce yuva yapma kabiliyetlerini yitirmişler ve bu durum ağaç kabuklarında kök salabilen bitkilerin gelişmesiyle aynı dönemde yaşanmış. Elde edilen bu sonuç, henüz Fiji ile Avusturalya birbirlerinden ayrılmamışken  başlayan bir mutualist ilişkiyi işaret etmekte.

Zeki Karıncalar

Yalnızca bir elin parmağı sayısı kadar türün kendi besinini tarım yaparak elde ettiği belirlenmiştir. Örneğin Yeti Yengeci kıskaçlarında bakteri yetiştiriciliği yaparken tembel hayvan kürkünde alg bahçeleri yetiştirir. Karıncalar da mantar yetiştiricilikleriyle bilinmekteydiler ancak bu şekilde karşılıklı yarar sağlayan bitki ekiciliği yapmalarına ilk kez rastlanıyor.

Avusturalya, New England Üniversitesi’nden Kristi Abbott’un sözlerine göre karıncaların böylesi özelleşmiş besin üreticiliği yeteneğini geliştirmiş olmaları aslında etkileyici takım çalışmalarını gözler önüne seriyor. “Karıncalar bizim onlar hakkında düşündüğümüzden de zekiler, onları süperorganizma olarak tarif edebiliriz çünkü aralarında neredeyse bizim beyinlerimiz gibi karmaşık ağlar oluşturabiliyorlar. Karınca kolonileri arasındaki bilgi akışı insanların sosyal sistemlerine kıyasla inanılmaz boyutta ve bu bulgu açıkçası beni zerre kadar şaşırtmadı.” diyor Abbott.

Çeviri ve Düzenleme: A. Caner Sönmez

Referans makale: Nature PlantsDOI: 10.1038/nplants.2016.181

Haber Kaynağı: https://www.newscientist.com/article/2113410-fijian-ants-grow-their-own-plant-cities-and-farm-tropical-fruits/

Matematiksel

 

Yazıyı Hazırlayan: Caner Sönmez

Yaşamı anlamlandırma yürüyüşündeki insanlardan biriyim.
Bilim ve müzik bu yolda benim çok değerli eşlikçilerim.
Nazilli Anadolu Lisesi ve Muğla 75. Yıl Fen Lisesi’nin devamında Ankara Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesiyle 2013’te mezun oldum. Alanım mikrobiyoloji, tezimi Salmonella suşlarının genetik farklılıklarının analizi üzerine verdim. İyi düzeyde İngilizce ile orta düzey Almanca biliyorum. Fransızca öğreniyorum. Şu an Anadolu Üniversitesi AÖF’de Sosyoloji okumaktayım.
Gitar ve piyano çalar, biraz söz yazarım. Tarih, felsefe kitaplarına, bilimsel yayınlara ilgiliyim. Deniz ve göl kenarlarında veya bir ormanda dolaşırken saat kavramım yitip gider.
Eğitimin ve toplumsal bilinçlenmenin yaşamsal önemine yürekten inanmışım. Küçük yaşta geçirdiğim beyin ameliyatının etkisi midir bilmem; dünyada bir gün tüm beyinlerin birbirine bağlanması, dolayısıyla anlama kapasitelerimizin sonsuzluğa kavuşması hayalimdir. Bir de çocukların hepsinin birlikte gülmesi…
Son olarak: “Bilimsel bilgiyi küçük bir grubun tekeline bırakmak bir toplumun düşün gücünü zayıflatır, onu tinsel yoksulluğa sürükler.” sözü için Albert Einstein’a; “Gelmiş geçmiş tüm dikkat gerektiren uğraşlar içerisinde, sevmek uğraşı üzerinde gösterilen dikkat, en yaşamsal önemde olanıdır.” sözü için de Bertrand Russell’a sonsuz şükranlarımla.

Bunlara da Göz Atın

Einstein’ın Gölgesinde Geçen Bir Hayat: Mileva Marić

Einstein’ı ve başarılarını hepimiz artık etraflıca biliyoruz ancak biraz da size onun gölgesinde kalan ya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');