DEJAVU: Ben Bu Anı Daha Önce Yaşamıştım!

Çoğumuz bazen gördüğümüz bir insanı daha önceden tanıdığımızı veya gittiğimiz bir yerde önceden bulunduğumuzu zanneder ve bunu nereden çıkardığımızı uzun uzun düşünürüz. Genellikle de sorumuzun yanıtını bilemez, sonunda “bir yerden tanıyorum ama neyse” der geçeriz. İşte bu bizim üstünde durmadığımız soru, sinirbilimcilerin yıllardır hakkında araştırmalar yaptığı “dejavu” kavramının ta kendisidir.

Déjà vu sözcüğü, Fransızca “daha önceden görülmüş” anlamına gelen ve durumu tam olarak ifade etmesi sebebiyle tüm dünyada bu şekliyle kullanılan bir terim. Biraz daha açacak olursak dejavu, yaşanan bir olayı yeniden yaşama veya görülen bir yer ya da kişiyi önceden görmüş olma hissidir.

Aslına bakarsanız dejavu genel başlığı altında 3 farklı tip yeniden görme söz konusu olabiliyor. Bunlardan en sık karşılaşılanı “déjà vécu yani “daha önce yaşanmış”. Örneğin bir sohbet esnasında karşınızdakinin verdiği cevap, yüzündeki ifade size çok tanıdık gelebiliyor ve size “Ben bu anı daha önce yaşamıştım sanki!” dedirtebiliyor.

İkinci tip, duyulardan bağımsız, tamamen mental bir durum olan “déjà senti”. Anlamı “daha önce hissedilmiş”. Bunda da bir olay karşısında -daha önce yaşadığınız başka bir olayla bağdaştırmaksızın- içinizde uyanan his size çok tanıdık gelebiliyor.

Son tip ise oldukça nadir görülen ve olayın parapsikolojik yanını kuvvetlendiren “déjà visité” yani “daha önce gidilmiş”. Burada da kişi, örneğin daha önce hiç gitmediği bir alışveriş merkezinde tuvaletin nerede olduğunu eliyle koymuş gibi bilebiliyor. Bu son tip, halen üzerinde en az çalışılmış ve hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz dejavu şekli.

6. HİS Mİ, HAFIZA HATASI MI?

Peki, neden bu his bazılarımızın başına rahatsız edici derecede sık gelirken bazılarımız bu olayı hiç yaşamıyor? Bu bir 6. His ya da doğaüstü güç örneği mi, yoksa tamamen beyin fonksiyonlarıyla ilgili, bilimsel olarak açıklanabilen bir durum mu?

Birçok kişi bunun Hinduizm, Budizm gibi inanışlarda var olan samsara (yeniden doğma) kavramıyla ilgili olduğunu düşünüyor. Fakat bilim adamlarına göre durum hiç de öyle değil.

Dejavunun oluşum mekanizması ile ilgili şimdiye dek öne sürülmüş birkaç farklı teori var.

Bunlardan ilki, beynin sağ ve sol yarımkürelerindeki bilgi aktarımı sırasında oluşan gecikmenin, aynı şeyi iki kez algılamaya yol açması. Bir diğer teoriye göre ise dejavu, bir şeyi gördüğümüz anda sağ ya da sol gözden gelen uyarıda, saniyenin binde biri kadar da olsa bir gecikme meydana geldiğinde, beyin iki ayrı sinyal alıyor ve bu da aynı şeyi iki kez görmüş hissi yaratıyor. Fakat bu iddia 2006 yılında yapılmış bir çalışmada, kör bir kişinin dokunma, koku ve işitme duyularıyla ilgili dejavu yaşadığının kanıtlanmasının ardından geçerliliğini yitirmeye başladı, çünkü bu olay için görme yolarının çalışmasının şart olmadığı gösterilmiş oldu (O’Connor AR, Moulin CJ. Normal patterns of deja experience in a healthy, blind male: Challenging optical pathway delay theory. Brain and Cognition. 62(3):246-9, 2006).

NEOKORTEKS VE HAFIZA BİRBİRİYLE ÇATIŞIYOR!

2007 yılında yapılmış bir araştırmada ise, durumun tamamen beynin tanıma ve hafıza bölümünün çalışmasıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor (McHugh TJ, Jones MW, Quinn JJ, Balthasar N, Coppari R, Elmquist JK, Lowell BB, Fanselow MS, Wilson MA, Tonegawa S. Dentate gyrus NMDA receptors mediate rapid pattern separation in the hippocampal network. Science. 317(5834):94-9,2007) . İste bu son teori şu an en çok kabul gören verileri içeriyor.

Araştırmaya göre dejavu mekanizması ile beyindeki tanıma mekanizması birbiriyle yakından ilişkili. Tanıma mekanizması içinde iki farklı işleyiş şekli var: Hatırlama ve aşina olma. Hatırlama olduğunda, geçmişle o anın bağlantısını hemen kurabiliyoruz. Örneğin markette bize tanıdık gelen adamı daha önce otobüste gördüğümüzü hemen çıkarıveriyoruz. Ama aşina olduğumuz kişiyi nereden tanıdığımızı bir türlü bulamıyoruz.

Beyinde hipokampus isimli hafıza merkezinde, özellikle anlık hafızadan sorumlu bölge olan dentat girus, gördüğümüz ya da yaşadığımız bir şeyi bilgisayar gibi kaydediyor. Bunu yaparken de onu görsel, işitsel, zamansal ve daha birçok modele ayırıyor. Böylece mental bir harita çıkarılmış oluyor ve gelen yeni veriler bu haritada yerlerine yerleşiyor.

“Pattern separation” denen ve belli bir gen sayesinde çalışan bu sistemin içinde bazen çok benzeyen fakat aynı olmayan parçalar üst üste gelebiliyor ve bu çakışma bir tür bulanıklığa sebep oluyor. İşte bu bulanıklık dejavuya yol açıyor. Dolayısıyla hipokampusumuz “sen bunu daha önce gördün” derken neokorteksimiz “hayır, görmedin” diyor. Ve bu çatışma dejavunun birçok kişi tarafından garip ve rahatsız edici bir his olarak algılanmasına sebep oluyor.

Dejavunun ayrıca yaşlanma ve birtakım hastalıklarla da ilişkili olduğu biliniyor. Örneğin Alzheimer hastalığında dentat girus hücrelerinde hasar ve azalma meydana geldiğinden, haritalama işleminde sorun oluyor ve algılarda daha çok parça çakışarak, daha sık yaşanmışlık duygusu meydana getiriyor. Bunun dışında temporal lob (hafıza ve işitme merkezi) epilepsilerinde de nöbetin geleceğini işaret eden belirtilerin olduğu “aura” evresinde dejavular görülebiliyor.

Kısacası, hafızanın yan etkisi olarak da adlandırabileceğimiz dejavu hakkındaki araştırmalarda son yıllarda kat edilen yol sayesinde, konuya bilimsel açıdan yaklaşım gitgide önem ve güven kazanıyor. Bu yolda aydınlanan her mekanizma aynı zamanda hafıza ve tanıma ile ilgili hastalıkların tedavisi için de yeni fikirler doğmasını sağlıyor.

Konu ile ilgili bu kısa videoyuda izlemenizi öneririz. ( Dil seçeneklerinde Türkçe altyazı mevcut)

Buğu Usanma Koban

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Seçim Paradoksu 2: Bolluk İçinde, ‘Bol Bol’ Mutsuzluk

Dünyamızın, insan ırkının oyun hamuru gibi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Birden kendimi seçimlerimizin kaynağını sorgularken buldum. …

Bir Yorum

  1. Ben geometriye aşık biriydim. O kadar ki sürekli geometri test kitapları alır onları bitirdim. Artık kendim soru hazırlamaya başlamıştım. Derken öss den aldığım puan la anca Orman müh bölümünü kazanabildim.. Şimdi matematik ve geometriye hasretim.. Çünkü şuan Silvikültür (orman yetiştirme) bölümün de araştırma görevlisiyim . Tohum dan fidan üretiyorum ve onlara kuraklık testleri yapıyorum.. Hayat beni çok farklı yere getirdi.. İşime hep matematik katmaya çalışıyorum. Hatta doktora ya başlamadan matematik bölümü ne gittim bir hocayla görüştüm. Lisans ım matematik olmadığı için beni kabul etmedi.. Çalışma yapamadık… Hasret biter mi ki?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');