Dedikodunun Evrimsel Döngüsü ve Etkileri

Muhtemelen dedikodu yapmamış insan bulmak imkansıza yakındır. Dedikodunun evrimsel geçmişini ve etkilerini inceleyelim bu yazıda çünkü dedikodu insan davranışlarını, algısını, düşüncelerini şekillendirmede azımsanamayacak bir etkiye sahip  ve dedikodunun ortaya çıkması ve yayılmasında köklü bir geçmiş var gibi gözüküyor.

Öz eleştiri yapabilme, sorgulayabilme ile genelde ters orantılı olduğu düşünülen dedikodunun mikro etkilerinden öte siyaset, sanat, bilim, toplum ve daha birçok alanda makro çapta da yaygın olduğu ve gerek çıkarlar için gerekse informel şekilde bilgi edinebilmek için kullanılabildiği görülmekte elbette.

Bilim dünyası, dedikoduya kapılmamıza evrimsel aktarım olarak bakmakta. Atalarımız, önceden çok daha küçük topluluklarla yaşadıklarından olsa gerek köylerindeki herkesi yakından tanıyorlardı. Daha öncesinde nadiren gördükleri çoğu insan, önlem gerektirecek kadar sık rastlanır hale gelince, tanımadıkları bu kişilere karşı işbirliği yapabilmek ve sınırlı kaynak kullanımında rant sağlayabilmek adına, güvenilirliği test edebilmek ve elbette güçlü birlikler kurabilmek amacıyla diğer insanlarla ilgili duydukları her şeyi konuşup yaymaya başladılar.

Diğerlerinin muhtemel hal ve hareketlerini, fikirlerini, davranışlarını önceden kestirebilmek ve fikirlerini etkileyebilmek sosyal zekanın büyük bir parçasıydı. Zorlu yaşam koşullarından kazançla çıkabilmek adına bir maharet sayılıyordu. Zamanla diğer insanların hayatını gözlemleyip analiz etmeye çalışmak ve konuşmaktan zevk alanlar, bunu gereksiz bulanlara oranla daha başarılı oldular ve onlar yüzyıllardır bize genlerini aktarıyorlar. Elbette biz de bu döngüyü sürdüren çarkın dişlilerindeniz.

Atalarımız yeni dil becerileri öğrenirken beyinleri de gelişiyordu. 1,8 milyon yıl önce yaşamış olan insan türü Homo erectus’ un beyni eski türlere oranla çok daha büyüktü. Afrika’dan göç edip Avrupa ve Asya’da yeni topluluklar kurdu. Büyük beyinler daha ileri toplumların ve daha ayrıntılı bir dilin gelişmesi demekti. Modern insan ise (Homo sapiens) 200 bin yıl önce ortaya çıkmaya başladığında modern dil için gereken gen türü de güncel haline evrilmişti. Fakat dilin gelişim süreci de dedikodunun kökenini tamamen açıklamaya yetmiyor.

Popüler bir teoriye göre dil sosyal bağların devamını sağlamaya yardımcı oluyor. İnsanın da dahil olduğu primat (Primatlar, memelilerin en zekilerindendir, çünkü hayatta kalma mücadelesinde aşırı hız veya güç gibi sivrilmiş fiziksel avantajları bulunmasa da, zekalarının getirmiş olduğu kurnazlık, yaratıcılık gibi detaylarla başarılı olurlar) gruplarında bireyler arasındaki bağları korumak ve güçlendirmek önem taşıyor. Maymunlar bunu birbirine dokunarak, birbirinin tüylerindeki parazitleri ve pislikleri temizleyerek yapıyor. Atalarımız da muhtemelen birbirine aynı işlemleri yapıyordu. Uzmanlar, başlangıçta bu işlemin temizlik amacıyla yapılırken daha sonra sosyal bir işlev kazandığını belirtiyor. Konuyla ilgili deliller de var. Birbirinin tüylerini temizlemek sadece birkaç dakika alırken bazı primatların saatlerce bu amaçla yan yana oturduğu görülür. Birbirinin bitini ayıklarken primatlar aslında birbirine bağlılığını ifade ediyor.

Maymunlardan devam edersek, onlarda ‘sosyalleşme’ durumunda yeni iletişim becerileri kazanabiliyor ve birbirlerine aktarabiliyorlar. Maymunların sandığımızdan çok daha gelişkin iletişim kurabildiğini gösteren araştırmalar da yapılmış. Bir hayvanat bahçesinde yapılan deneylerde maymunların kısa zamanda yeni bir kelime anlamına gelecek yeni sesler çıkarmayı öğrendiği tespit edildi. Bu tespit insan dilinin nasıl geliştiğine dair ipuçları veriyor.

İşte dedikodunun bu fiziksel kökenden geldiği, insanlar arasındaki fiziki temasın sözlü bir hal aldığı ve bireyleri birbirine yaklaştırdığı düşünülüyor. Grupların üye sayısı arttıkça teke tek ilişkiden ziyade dedikodu yoluyla birkaç insanla bağlantı kurmanın ve sosyal bilgi paylaşımının daha etkili bir yöntem haline geldiği tahmin ediliyor.

BBC EARTH MAKALESİNDEN KONUYA DETAYLI BAKIŞ

Avlanmanın etkisi: İlk insanların büyük beyin, dil ve kaynaşmadan başka şeylere de ihtiyacı vardı. Başarılı bir şekilde avlanmak ve meyve toplamak için insanların işbirliği yapması gerekiyordu. Bunun en etkili yolu ise tek tek bireylerin rolü hakkında bilgi paylaşmaktı: Avı kim kovalayacak, kim avlayacak, kim yakalayacak, vb. Bir başka deyişle birbiri hakkında konuşmak gerekiyordu. İnsanın ormandan çıkıp daha açık savanalarda yaşamaya başladığı dönemde bu daha da önem kazanmıştı.

Uzmanlar bu tür sosyal davranışların dili gerekli kıldığı, dedikodunun da buna dahil olduğu görüşünde. Ayrıca insanın ortak ihtiyaçların daha fazla farkına varmasının bir sonucu olarak da dedikodunun geliştiği düşünülüyor.

Ateşin etkisi: Bir diğer teori de dedikodunun ortaya çıkmasında ateşin etkisine işaret ediyor. İlk insanlar günün aydınlık saatlerinde beslenme ve barınma gibi zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için uğraşıyor, karanlık çökünce de uyumak dışında bir şey yapamıyordu. Fakat bir milyon yıl kadar önce ateşin bulunmasıyla bu durum değişti. Ateşin sağladığı sıcak ve güvenli ortamda insanlar daha rahat iletişim kurma, sohbet etme fırsatı buldu.

Son dönemlerde yapılan bir araştırma da bu teoriyi doğrular nitelikte. Afrika’nın güneyinde Kalahari çölünde yaşayan yerli halkın, gündüz pratik sorunlarla ilgili konuşurken, gece ateş etrafında daha farklı konuştuğu, hikayeler anlatıldığı görüldü.

DNA faktörü: Gelip geçici özelliğinden dolayı dedikodunun kaynağını tam olarak tespit etmek zor. İlk insanların DNA’sı ile ilgili araştırmalar yeni veriler ortaya koyabilir. Neandertallerde konuşmak için asli olan genin bir türünün bulunduğu tespit edildi.Uzmanlar bir gün Homo erectusun da DNA’sının bulunabileceğine inanıyor. Onlarda da benzer genlerin olması dedikoduya başvurmuş olabileceklerine işaret edebilir.

Dedikodu araştırmaların sonucunda, Antropolog Jerome Barkow’un tespitlerine bakılırsa dedikodunun kendimizi sosyal olarak diğerleriyle kıyaslayabilme sağladığını, sosyal profilimizi diğerlerinin nazarında etkileyecek konulara ilgi duyduğumuzu söylüyor. Yüksek sosyal statüye sahip kişilerin, yaşadığı talihsizlikler merakımızı daha çok cezbediyor. Çünkü bu haberler, sosyal saygınlığımızın artışında etkin rol oynayabilecek bilgiler elde etmemizi sağlıyor. Diğer yandan bizden daha iyi durumda olan birinin yeni başarılar elde edip, zirveye tırmanması ilgimizi çekmiyor, hatta kötü hissettiriyor. Çoğunlukla hemcinslerimiz ve yaşıtlarımız hakkında konuşma eğilimimizin önemli nedeni ise, bu kişilerin içinde bulunduğumuz evrimsel rekabette başı çekiyor olmaları.

Görüldüğü üzere dedikodunun aslında, günü kurtarma derdindeki insan evlatlarının sosyal güç kazanmak için başvurduğu sıradan bir yöntem olması yanında, köklü bir davranış biçimi olarak değerlendirilmesi de mümkün . Dedikodunun iyi veya kötü olma felsefesi bir yana, insanların en önem arz eden kaynaklarından olan zamanını, sadece dedikoduyla harcaması elbette içsel bir sorguya tabi tutulmalıdır.

Makalenin orijinal metnine buradan erişebilirsiniz: http://www.bbc.com/earth/story/20150227-where-did-gossiping-come-from

Ceren Demir

Matematiksel

 

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology’ de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalışıyorum . Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça’ya merak saldım. Bahsettiğim tüm ‘bencil’ bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Felsefeden Neden Korkulur?

Server Tanilli her yıl bir köşe yazısını Fransa’da yapılan Bakalorya sınavlarına ayırırdı.  Neredeyse iki asırdır …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');