Çağımızın Arketipi: Walter White

İnsanlar genelde bilginin kendisine çok saygı duymazlar; onları, işlerine yaradıkları takdirde severler. Bu faydacı mekanizmada bilgiye inanılmaz aç gözlerle bakan, onları içten bir arkadaş gibi gören insanlar da vardır ki, Walter White bu güzel insanlara dahildir. indexBöğründen damlayan kana yol açan, kendi kurşunudur. Suratı kanser ve son iki yıla sığdırdığı gerilimler sebebiyle çökmüştür. Usul adımlarla, yuva bildiği metamfetamin laboratuvarına girer. Bu bir vedalaşmadır. Tek tek dokunur, kendisini Heisenberg yapan aletlere, sevgi ve buruk bir hüzünle. Galiba biraz da minnetle…Final bölümü adını, eski bir şarkıda geçen bir kızdan alır: Felina; yine de dizimizdeki anlamı, şarkıdaki genç kızdan çok ötededir. Fe, demirin  (kan); Li, lidyumun (uyuşturucu); Na, sodyumun (gözyaşı) simgesi. Bir arkadaşım, son sahnede, Walter White’ın ağlayarak ve kederle aletlere dokunurken, böğrünü sarmış kan görüntüsünün Felina anına denk düştüğünü fark etmişti: Kan – Uyuşturucu – Gözyaşı.

Bu vedalaşma, yüreğin acıyla titreştiği nasıl bir hüzündür öyle! Einstein aklıma geliyor, yaşama gözlerini yummadan önce, 1905’te dergide yayımlanan Özel Görecelik Teorisi’nin sayfalarını elinde tutsa ne hissederdi veyahut Jack London çiftlik evinde Martin Eden’in ruhuna dalsa, Mozart Requiem’ini son bir defa dinlese? Neler hissederlerdi?

Peki ya, biz izleyiciler? Breaking Bad ile öylesine bütünleşmiştik ki, dizi biter bitmez, uçurumdan düşüyormuşçasına bir boşluktaydık sanki! Walter White bizdik, biz de o. Birçoğumuzu saran duygular, o dışarıya söylemekten çekindiğimiz, hatta kendimize bile açıklamaya korktuğumuz, ahlakla da bazen bağdaşmayan o duygular Walter White’da vardı. Onu, arketip bir karakter olarak düşündüm hep, yani en özgün ve ölümsüz. Çağımıza denk düşen bireycilik, kendini baştan yaratma ve acımasızlığın bir simgesi.

Tuhaftır, hep sevdik onu. Ne haksız oluşunu ne de iyilikle çatışmasını yadırgadık. Sürekli kazanmasını, davasını, kendisini baştan yaratmasını sonuna kadar götürmesini istedik. Seyirciyi eğlendiren basit bir televizyon figürü değildi Walter White, çırılçıplak bir gerçekliği vardı, katıksız, tarafsız. Onun karanlık yanları bizden başkası değildi, öze dokunan bir insanlık gerçeği. Bu yüzden onu sevme meselesinden uzaktadır can alıcı nokta, kabul etmektir.

AĞACA TIRMANMASI İSTENEN BALIK

Bir anlık da olsa, ait olmadığımız bir ortamda yaşadığımız hissiyatı birçoğumuzu sarmıştır. Günlerin getirdiklerine yetişme çabasına girişirken, yürekten istediklerimizle çelişen birçok duruma alışıyoruz. Artık, yaşam rüzgârında özgürce savrulan bireyler değilizdir. Yaşamın özüne dokunamadığımız için de , başarısızlığa mahkûm oluruz.

Einstein’ın bir tespiti adeta kusursuzdur: “Aslında herkes dahidir. Ama siz kalkıp da bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm yaşamını aptal olduğuna inanarak geçirir.”

Walter White’ın sürdürdüğü yaşam, yüreğine su serpen bir yaşamdan çok uzaktır. Kimyaya duyduğu saygı o kadar temizdir ki, ev masrafları için çırpınan ezik aile babasından öte,enerjisini doğru kullansa güzel keşifler yapacak bir bilim adamı görüntüsü çizer. Kendine ait bir laboratuvarı olsa ve ömrünü kimya için çürütse…

Genelde insanlar, bilginin kendisine çok saygı duymazlar; onları, işlerine yaradıkları takdirde severler. Bu faydacı mekanizmada bilgiye inanılmaz aç gözlerle bakan, onları içten bir arkadaş gibi gören  insanlar da vardır ki, Walter White bu güzel insanlara dahildir. Birçok diyalogdan onun sadece kimya değil, sanat, ekonomi, coğrafya bilgisine de sahip olduğunu anlayabiliyoruz.

Ama işte kimya öğretmenimiz, Albuquerque’de, öğrencileri tarafından alaya alınarak, ek işte çalıştığı araba yıkamacıdaki patronu tarafından sömürülerek, baskın olan karısının kontrolünde, felçli oğluna üzülerek ve bacanağının erkeklikle ilgili dokundurmalarına maruz kalarak kendini tüketmektedir. Kurulmasında en çok pay sahibi olduğu ve ayrıldığı şirket ise günden güne büyümekte, Walter White, aynı yaşta yola çıktığı çevresindeki herkesin yaşam yolunda kendisini geçmesini sessiz bir eziklikle seyretmektedir.

Fakat, ağaca çıkmakla uğraşan balığın, okyanuslara açılma vakti 50 yıl aradan sonra gelir. Bunu sağlayan itici güç ise, akciğer kanseri olmasıdır.

SEÇİM HAKKI

Öleceğini bilmek, herhalde dünyanın en garip duygusu. Her şeyi değiştirme enerjisine sahip bir olgu. Hepimiz onun karşısında çaresiz canlılarız. Bu yüzden muhteşem olayların da doğmasına bir nevi fırsat tanır ölüm. Steve Jobs. “İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açsından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ve başarısızlık korkuları – tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir; yalnızca ölümdür önemli olan…Ölüm yaşamın en güzel icatlarından birisi. Hayatın değişim ajanı…”

Sigara hiç kullanmamış olmasına rağmen, akciğer kanserine yakalanması Walter’a bir ironi gibi gelmiş olsa gerek. Bu ironiyi iyi anladı kimya öğretmenimiz, devasa bir zekâsı olmasına rağmen korkakça yaşamasına karşı  zorunlu bir seçim hakkı sunarak müdahale etti yaşam. Şöyle seslenir bir dersinde öğrencilerine:

“Kimya…Kimya neyin incelenişidir? Kimyasal maddelerin mi? Hayır. Yani, evet, teknik olarak kimya, maddelerin incelenişidir…ama ben, DEĞİŞİMİN incelenişi olarak görmeyi tercih ediyorum. Şunu bir düşünün: (bir gazın alevlenmesini göstererek) elektronlar, enerji seviyelerini değiştiriyorlar; moleküller, bağlarını değiştiriyorlar. Elementler, birleşip bileşimlere dönüşüyorlar. Hayat da bu zaten, değil mi? Yani bu…değişmez bir şey, bir devir. Çözünme, eritme, hiç durmaksızın. GELİŞME, SONRA ÇÜRÜME, SONRA DA DEĞİŞİM. Bu, gerçekten de çok etkileyici.”

Kanser olduğunu öğrendikten sonra doğaya daha doğru bakan bir Walter White buluruz karşımızda. Kendisine karşı dürüst ve eleştirel olmayı ilk başta ve hikâyemizin sonunda çok iyi becerir. Aile toplantısında sarfettiği şu sözler, yaşama yeniden başlamak istediğini, bir kez daha denemeye karar verdiğini haykırır adeta:

“Ama benim istediğim….ihtiyacım olan…seçim hakkı, evet seçim hakkı. Bazen aslında kararlarımın hiçbirini kendimin vermediğini hissediyorum. Ömrüm boyunca sanki hiçbirinde gerçekten söz hakkım olmamış gibi geliyor. Bu sonuncuda, kanserde, bana kalan tek şey, buna nasıl yaklaşacağımı seçmek. Bu doktorlar bir yıl iki  yıl yaşamaktan bahsediyorlar, sanki tek önemli şey buymuş gibi.Ama çalışamayacak kadar hastaysam yaşamanın ne anlamı var ki? Yemekten zevk alamayacaksam? Sevişemeyeceksem? Kalan zamanımda ölü bir adam, yapay bir canlı olarak vademi beklemeyeceğim. Sizin beni öyle hatırlamamanız gerekir. En kötü kısmı da bu.”

Onu zinde tutacak şey bilinçaltına, bilinçaltı da Walter’ın tüm ruhuna sahip olmuştu:  Kendisine ait olan, kendisini yansıtan bir ürün ve egemenliği altındaki bir güç istenci.s-9eed71d6d06c0dff9062b57b5d3cfc7212f8f11a

YENİDEN DOĞUŞA DOĞRU

Meksikalı çete lideri Tuco ile olan maceralarında Walter White risk almanın, heyecanın, coşkulu davranmanın tadını almış; korkunun, kaybetme ihtimalinin ışığında algılarını bir önceki yaşamında hiç olmadığı kadar genişletmiştir. Daha sonradan ‘noktaları birleştirerek’ farkedeceği üzere “gerçek yaşam” buydu. Bu yaşamda kanı sert akıyordu, yarını bilemediği için anın önemini daha iyi kavrıyordu.

Tuco’nun karşısına ilk çıktığında yaşamının en büyük riskini aldığını biliyordu Walter White; ama bu riskin işe yaraması, Heisenberg lakabını edinişi gelecek için kimya öğretmenimizi daha da cesaretlendirir. Artık sert adamların dünyasındaydı, sönük göründüğü geçmiş yaşamından bir hayli uzakta. Büyük bir uyuşturucu kartelinin saygı duyduğu biri. Kansere yenik düşeceği gün gelmeden ailesine büyük bir para bırakma isteğiyle çıktığı bu yolda artık egosuna boyun eğmek Walter White’ın kaderi olacaktı.

Breaking Bad’in bundan sonra yaşanacaklarını özetlersek eğer, kimya öğretmeni Walter White’ın Heisenberg ile olan savaşında Heisenberg’in kazanmasıdır, diyebiliriz. Çürümenin ardından değişimin kapısı aralanmıştır.

KÖTÜLÜK NEREDE BAŞLADI?

Kimyaya duyduğu büyük saygıyı dikkate alarak giriştiği metamfetamin işinin daha başlangıcında Walter White, üç kişiyi öldürmüştü. Ama tehlikenin içindeydi, kısasa kısas, kendi yaşamına karşılık başkasının yaşamı söz konusuydu; öldürmeye, yok etmeye mecburdu. Doğanın yasaları yürürlükteydi. Bilinçli bir seçim değil, anlık etki-tepki meselesiydi.

Bu yüzden, birçok Breaking Bad izleyecisinin de doğru koyduğu bir tespitle Walter White için kötülük, Jesse Pinkman’ın sevdiği kız olan Jane’in ölmesine müsaade etmesiyle başladı. İsterse engelleyebileceği bir ölüme kendi çıkarları için izin vermişti.

Jane’in ölümü Walter White için bir dönüm noktasıdır. Breaking Bad’e “iyi bir dava uğruna kötü bir adam olmanın hikâyesi” derler. Kötülük, Jane’in ölümüyle başlar. O çizginin aşılması her şeyi değiştirdi. Ahlaklı olmak, düşüncede başlayan ve biten bıçak sırtı bir çizgi taşır; Walter White, davası uğruna genç bir kızın ölmesine göz yumarak o çizgiyi paramparça etmiştir ki sonradan çocuk ölümlerini sinir bozan bir kayıtsızlıkla karşılar.

Kimya öğretmenimiz bilinçaltında veya açık açık bir şeyi çok iyi biliyordur: Kimya ve kendi adıyla özdeşleşen “mavi bebeği” dışında hiçbir ilkesinin artık olamayacağı. En büyük çizgiyi aştıktan sonra diğer kötülüklerin ne önemi vardı ki! Jesse’ye söylediği gibi, “eğer cehennem diye bir yer varsa biz zaten oraya gidiyoruz!”. Bu yüzden 5. Sezonda şu sözleri sarfedebilmiştir:

“Hiçbir şey bu treni durduramaz!…Hiçbir şey!”

“BEN TEHLİKEDE DEĞİLİM, SKYLER. TEHLİKE BENİM!!”

‘Aşçılık’ işini daha bir ciddiyete döküp Gus’ın yanında çalışmaya başlayınca Walter White bir öğrenciye döner. Gus bu işlerde kendini hayran bırakan bir profesyonelliğe sahiptir. Tıkır tıkır işleyen bir sistem kurmuştur Gus. Walter White’ı büyüleyen bir laboratuvar, çok büyük alıcılar ve iyi bir savunma mekanizması. İleride birçok sahnede Walter’ın Gus’ı taklit ettiğini görürüz.

Fakat bu sistemde Walter White için bir sorun vardır: Kendisi en önemli ‘işçidir’ Bu mekanizmanın ana ekseninde kendisi olsa da, patron başkasıdır. Yanına yardımcı olarak aldırdığı Jesse’nin bir süre sonra Gus için sorun teşkil etmesi, Walter White’ın sevindiği bir durumdur aslında, bunu belli etmese bile. Çünkü kendi egosunu tatmin etmek için zıtlıkların çarpışması gerekliydi, Gus gibi bir profesyonelle dosdoğru bir çatışmaya girişemezdi. Kafasının içindeki şeytan, kıpır kıpırdı. Olayların kendiliğinden gelişmesini beklese de, bir yerden sonra en önemli anda, devreye girecekti. Onu yönlendirenler, kendisinin de bir şeyleri yönlendirdiğini farkedemiyordu. Karısı ile arasında gerçekleşen şu diyalog çarpıcıdır:

“Eğer tehlikedeysen polise gidebiliriz.”

“Hayır, polis deme bana.”

“Öylesine söylemiyorum bunu. Bu ailenin başına neler gelebileceğinin farkındayım. Elimizdeki tek düzgün seçenek buysa; kapını açtığında vurulmakla polise gitmek arasında bir tercih yapılacaksa..”

“Polis deme bana!”

“Gözü kara bir suçlu değilsin sen, Walt. Başın çok büyük belada. Onlara bunu anlatırız. Gerçeği anlatırız….Walt lütfen, senin tehlikede olduğunu kabul edelim ve polise gidelim.”

“Şu an kiminle konuşuyorsun? Karşında kimi görüyorsun? Yılda ne kadar kazandığımı biliyor musun? Söylesem bile inanmazsın! Bir anda işe gitmeyi bırakırsam neler olacağını biliyor musun? NASDAQ’da listeye girebilecek kadar büyük olan bu şirket iflas eder, yok olur gider. Bensiz ayakta durmaz. Duramaz. Kiminle konuştuğunu bilmediğin apaçık ortada, dur sana ipucu vereyim: Ben tehlikede değilim, Skyler. Tehlike benim! Adamın biri kapısı açılınca vuruluyor ve sen beni o adam yerine mi koyuyorsun? Hayır. Kapıyı tıklayanım ben!”

Kısa  bir süre sonra Jesse ile birlikte Gus’ı deviren Walter White, artık rakipsizdir.s-8001288a13f85e533f682ef0e12a140f15d72ac0

İMPARATORLUK İŞİNDEYİM BEN!”

Eskiden iki arkadaşıyla birlikte kurduğu, hatta temelini atmada en çok kendisinin payının bulunduğu  Gri Madde Teknolojileri şirketinin her hafta borsada ne kadar kazandığını kontrol eder Walter White. Bu ona çok dokunur, çünkü şirketin büyüklüğü 3 milyar doları bulmuştur. Ama, kader kendisini yeniden en yükseğe çıkarma şansını vermiştir. Mavi metamfetamin, piyasada en büyük marka olmuştur. Avrupa ülkelerine bile yollar mavi bebeğini.

Gus’ın yokluğunda dev bir imparatorluk kurar Walter White. Yolun başlangıcında ailesi için kazanmayı istediği 727 bin doların kat be kat fazlası bir paraya sahiptir; ama yine de son vermez; tam tersine daha da büyümek için, çırpınır durur.

Canavar, doyumsuzdur. Farklı cezaevlerindeki, bir dakikada öldürdüğü 12 mahkûmun yanında ortağı Mike’ı da öldürür. Çok kötülük yapmıştır bugüne dek. Ailesini birçok tehlikeye atmıştır. Narkotikte çalışan ve “Heisenberg” i arayan bacanağı Hank’in ölümüne sebep olmadan önce kirli işleri bıraktıysa da kurtulamaz. İş birliği yaptığı Jack  ve gerçeği öğrenen Hank başına bela olmuştur bu sefer.

Hank’in ölmesi Walter White için dizideki en büyük trajediydi. Onu daha önce Tuco’nun kardeşlerinin ve Gus’ın elinden kurtarmıştı; ama kendisinden kurtarması, asıl mesele buydu ve kaybetti. Sonunu göremediği bir oyunda Jack’in bacanağını öldürmesini engelleyemedi.

Hank ve Jesse, Walter White’ın insancıl yönlerini gösterdiği iki durumu simgeler. Hank, iyi bir polistir, adaletin peşindedir, suçluların cezalandırılması gerektiğini düşünür. Birileri bunun için savaşmalıdır. Walter’ın oğluna bir gün, “Herkes, Escobar’ı konuşuyor; ama onu yakalayan polisi kimse bilmiyor. Bence bu da önemli,” demiştir. İdealist bir polistir. Adalet duygusuna sahiptir. Walter sadece akraba olduğu için onu koruduğu görüşünün tersine haklı bir adam oluşunun önemi çoktur.

Jesse ise iyiliği temsil eder. Çocukların öldürülmesi hep onun vicdan azabı çekmesine sebep olmuştur. Biraz da sevgiye, aile sevgisine muhtaçtır Jesse, sanırım bu Walter’ın ilgisini çekmiş olmalı.

Hank ve Jesse, Walter’ın içindeki kendi şeytanını yumuşatan iki unsurdu. Bu ikisiyle kurduğu samimiyet ve düştükleri durumlar, Hank’in ölmesi, Walter için büyük acıların sebebidir.

DAĞ EVİ VE İTİRAF

Breaking Bad, Virginia’da kullanılan, “bilerek, eğlenmek için sorun çıkartmak,” anlamındaki bir deyimdir.

Heisenberg kimliğinin açığa çıkması, evini terk etmek zorunda kalıp bir dağ evine yerleşmesi artık hikâyemizin sonunu oluşturuyor. Son adımda Walter bütün düşmanlarını temizleyecek, Jesse’yi son bir defa kurtaracak ve kendi kurşunuyla ölecektir.

Dağ evi, Walter White için iki yılda yaşadıklarının onlarca defa anımsanması açısından hüzünlüdür. Ne çok maceraya girişmiş, tehlikeler atlatmış, fırtınalara göğüs germiştir. Bugüne kadar nasıl ölmediğine kendisi de çok şaşırmıştır belki.

Dağ evinde eski ile yeni yaşamını ne çok karşılaştırmıştır kim bilir? İşte, ölüme doğru gidiyordur, ama yaşam, ne çok mucizeyi ve ilginçliği barındırıyordu öyle! Bir çizgiyi geçmekle, her şeyi altüst edebileceğini keşfetmesi için, öleceğini bilmesi yeterli olmuştu.

Kente dönünce karısına o meşhur itirafı yapar:

“Buraya gelirken kimseyi öldürmedin, değil mi?”

“Hayır, gerek kalmadı.”

“Berbat görünüyorsun.”

“Evet, ama iyi hissediyorum.”

“Konuş hadi, neden geldin?”

“Bitti artık. Doğru dürüst bir veda etmek istedim.  (…) Skyler…Skyler, yaptığım her şeyi, anlaman gerek…”

“Bir kez daha tüm bunları ailen için yaptığını dinlemek zorunda kalırsam…”

“Kendim için yaptım! Hoşuma gidiyordu. İşimde iyiydim ve kendimi gerçekten…canlı hissediyordum.”

Mavi bebeği’ne de son bir vedadan sonra Walter White ölür, biz izleyicilerde tanımı zor bir boşluk bırakarak.

Gökhan Başkan

Kaynak: https://gokhanbaskancom.wordpress.com/2016/08/19/cagimizin-arketipi-walter-white/

Matematiksel   

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Bu Dünyadan Einstein Geçti

Bu dünyadan Einstein geçti ve büyük, silinmez bir iz bıraktı bilim dünyasına ve insanlığa. Dünyanın …

Bir Yorum

  1. Yazi gercekten harika tesekkurler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');