‘Bir Lokma Bir Hırka’ Anlayışı ve Kapitalizm Kesişebilir Mi?

Matematikte ayrık kümelerin kesişimini boş küme olarak öğrendik yıllarca. Mesela A kümesi 1, 2, 3 ve B kümesi 4, 5, 6 rakamlarından oluşuyorsa bu kümelerin kesişimi, yani ortak sahip olduğu elemanların kümesi, boş küme olacaktır. Matematiksel olarak bu basit durum son derece net.

Ancak biz bu kümelere yine kesişimi olmayan iki zıt anlayışı yerleştirirsek -anlayışların değişme esnekliğinin olduğu varsayımı ile- ve bu anlayışlara alternatif yorumlar ile yaklaşsak kesişime ulaşmamız olası olabilir mi?

Toplumlar kapitalizmin kucağındayken, ‘bir lokma bir hırka’ anlayışından bahsetmek ya da ona evrilmek ne kadar mümkün bilinmez ancak kapitalizmin de doğanın kucağında olduğunu hatırlamak zorundayız.

İnsan beyni için gelişme olarak kanıksatılan bir çok durum görülüyor ki doğada aynı şekilde cevap bulmuyor.

Günümüzde hem çok yoğun hem de sosyalleşme çabasındaki insanların bir lokma bir hırka anlayışını tam anlamıyla benimsemesi gerçekçi olmayabilir. Ancak kapital mantığının sürdürülebilirlik açısından gerçekçi olmadığı aşikardır ( doğaya ait oluşumuz ve ona muhtaç oluşumuz göz önüne alınabilirse).

Peki ılımlaştırma ya da kesiştirme bu iki zıt kutup için yapılabilir mi? Doğru ya da yanlış hangisinin olduğu tartışmasından ziyade bu iki zıtlığın içeriklerinde bir farklılaşma aradığımızı düşünelim.

Önce George Fülberth‘ in dilinden kapitalizme bakalım, daha sonra işletmeciliği ve algı mühendisliğini  ele alarak ilerlemeye çalışalım:

‘Kapitalizm, kazanç ve ‘ mal üretmek’ için kullanılan sermayenin birikimini esas alan toplumların işleyiş tarzıdır; bu sistem, mal-alım satımının yanı sıra hizmet sunumu ve alımı üzerine de kuruludur. Kazanç eşit olmayan değişim üzerinden sağlanır. Ayrıca pazar aracılarının hakimiyeti sayesinde sağlanır; öte yandan kapitalizm kazancı, bugüne kadarki tarihinin de gösterdiği gibi ürün ve ürün teknolojisindeki yenilikler üzerinden sağlar; çoğunlukla da kazancı teknolojik yenilikleri ve ilerlemeleri kullanarak elde eder; bunun bedeli ise doğal kaynakların aşırı tüketimi ve doğal kaynak kıtlığıdır. Kapitalizmde kar elde etmek için sermayeye sahip olmak zorunludur; bu kârın (ticari kâr, artık değer, teknolojik yenilikle) hangi türden bir yöntemle elde edildiğinin hiçbir önemi yoktur.’

Sanıyorum ki burada Fülberth’in tanımını artık herkes gayet iyi biliyor. Buna ek olarak daha somut bir gözlem arıyorsanız kapitalizmin görünür özelliklerinden birinin mekanın hiyerarşileştirilmesi olduğunu da görebilirsiniz. Wallerstein, kazanan bir merkez ile kaybeden bir çevre arasındaki farka vurgu yapıyor. Yani dünyanın ekonomik merkezleriyle çevresi arası bir kutuplaşmadan bahsediliyor. Bu sadece ücret düzeyi ve yaşam kalitesi dağılımı açısından değil, fiziksel olarak da sermayenin belli mekanlarda yoğunlaşmasıyla oluşuyor.

İşletmecilik anlayışının genel olarak kapital bakış açısının gerektirdikleriyle şekillendiğini görebiliyoruz. Ucuz iş gücünün olduğu yerlerde kurulan fabrikalar ile maliyet düşürülmeye çalışılır. Maliyetlerin azalması sermayenin korunması için önemlidir. Çünkü bu sermaye artan üretim için şarttır. Adı üstünde bir lokma bir hırka anlayışı ihtiyaca yönelik  ‘bir’ den bahsederken, kapitalizmin en sevdiği kelime ‘daha’ dır.

Daha iyi ayakkabı, makyaj, ev, araba, kıyafet, telefon.. Çeşit çeşit, desen desen, daha daha kapitalizm..

Artan üretimin yarattığı insani ve doğa katliamında çözümü yardım yaparak iyi bir profil çizmekte ve vicdanı rahatlamada bulmaya çalışan bazı işletmelerin paradoksunu düşünün. Çocuklar için yardım toplayan vakıflar kuruluyor (burada verginin düşmesi gibi bir amaç temeldedir aslında). Ancak ucuz iş gücü için yatırım yapılan ve fabrika kurulan ülkelerde çocuk işçi çalıştırma oranı son derece yüksek. Aynı paradoksu doğaya verilen zararın telafisi için yapılan çalışmalarda da görmek mümkün.

İşletmecilik bir lokma bir hırka üzerinden işlemeyebilir mevcut durumda. Ancak burada çözümü ılımlı işletmecilik felsefesinde bulabilir miyiz?

Mesela artık kar üzerinden kar etme savaşı uğruna televizyon, sosyal medya, dergiler, gazeteler üzerinden algı mühendisliği yapmayı bırakıp sadece ihtiyaca dönük üretim anlayışına geçmek, insanları yapay isteklerin kölesi yapmaktan vazgeçmek ılımlı işletmecilik ilkelerinden olamaz mı?

Mesela kadınlar üzerinden elde edilen devasa pazarların yarattığı doğa katliamına dur diyebiliriz ılımlı işletmecilikte. Kozmetikte, modada, güzellikte, alışverişte edinilen tüm rantların başlangıç noktası kadınların psikolojilerinden başlar. Bir kadını mutluluk için yüzlerce ayakkabıya, binbir çeşit makyaja, kıyafete şartlamak bir basamaktır. Tercih bilinçli yapılıyor olabilir bazı bireyler tarafından, ancak her tercih göz ardı edilsin ya da edilmesin bir sorumluluk barındırır.

Bu konuyla ilgili oldukça çarpıcı belgesellerden biri olan  Şirket (The Corporation) belgeselinde çocuklar üzerinde kurulan kapital zemininden şöyle bahsediliyor: Çocuklar yarının yetişkin tüketicileridir. Onlara şimdiden seslenmeye başlamak bu ilişkiyi kurmak gereklidir onlar henüz küçükken. Böylelikle büyüdüklerinde de sizin olacaklardır. Yani onların bilinçaltına yerleşelim ki büyüdüklerinde onları yönetelim..

Özellikle kadınlar ve çocuklardan çok büyük pazarlar edinen kapitalizmin doğurduğu işletmecilik anlayışının değiştirilme niyeti olmaz ise zaten doğanın bu işi kökünden bitireceği ortadadır. İnsanları bir lokma bir hırka felsefesine ikna etmek değildir mesele. Bir lokma bir hırka felsefesi esnerse, kapital zihniyetin sağladığı istekler okyanusu hızlı bir şekilde küçültülmeye başlanırsa kesişim sağlamak mümkün olabilir.

Ülkelerin yaşam mücadelesi inovasyondan geçer hale gelmiştir ve bu inovasyonun şeklinde de rant vardır. Yeni telefon modellerinin yazılımları elinizdeki mevcut modeli çöpe atmanızı sağlamayı hedefler ve sürekli telefon alma döngüsü içine gireriz. Mesele süt üretmekten ziyade o sütü raf ömrü uzun kılacak inovasyonlar yapmaktır. Bunun nasıl sağlanabileceği konusunda da az çok fikrimiz var artık hepimizin. Yediğimiz çoğu yiyecek, o yiyecek dışında tüm kimyasal ürünlerden ibaret sanki. Meyve sularını düşünebilirsiniz mesela. Peki inovasyon bu mudur gerçekten?

İnovasyon, çok geç olmadan sadece ihtiyaca dönük, minimalleşen üretime evrilen ılımlı işletmecilik anlayışında (en azından şimdilik ütopyam budur) doğaya zarar noktasına gelemeyecek kadar üretme ve tüketmeye yapılabilir mi?

Varsayımlar ve ütopyalar bir yana burada da elbette doğanın, hayatın, insanlığın en büyük gerçekliklerinden olan matematikten de bahsedilmiş.

Fülberth Matematik ve Kapitalizm ilişkisinden şöyle bahsediyor: 

Isaak Newton ve Gottfried Wilhelm Leibniz’in geliştirdiği diferansiyel hesaplama, 17.yy matematiğini öyle geliştirdi ki, matematik gün geçtikçe kapitalistleşen dünyanın imkanlarını artırma amaçlı kullanılmaya başlandı. Özünde diferansiyel hesaplama, hareket ve değişim öğretisi olsa da yeni tekniklerle aletlerin işleyişini, elektrik gücünü, top güllelerinin uçuşunu, salgınların yayılış ve azalış hızını, ekonomik büyüme ve küçülmeyi hesaplayabilecekti.

Elbette kapitaller matematikten de faydalanacaktı..

Aslında bakarsanız bu yazımızda anlatmaya çalıştığım, farkındalığını yitirmiş insanların, ve rant hırsından vazgeçmeyen birçok şirketin en azından hızlı bir şekilde ılımlı hale getirilmeye başlanmasının mümkün olup olmadığını sorgulamaktı. Yaptığım tüm incelemeler bir lokma bir hırka ve kapitalizm gibi iki uçlu değneğin orta noktasında nasıl bir anlayış olabilir düşüncesi üzerineydi. Bir lokma bir hırka felsefesinde artış, ve kapitalizmin üretim ve tüketim çılgınlığında çok acil bir azalış size göre bir kesişim sağlayabilir mi?

Bu konuyla ilgili yukarıda bahsettiğim belgesele aşağıdan ulaşabilirsiniz. Uzun, çarpıcı ve can acıtan içeriği ile izlenmesi gereken bir belgesel olduğunu düşünüyorum.

Ceren Demir

Yararlanılan Kaynaklar:

Kitap: George Fülberth- Kapitalizmin Kısa Tarihi

https://www.ukessays.com/essays/economics/the-advantages-and-disadvantages-of-capitalism-economics-essay.php

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology’ de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalışıyorum . Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça’ya merak saldım. Bahsettiğim tüm ‘bencil’ bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Savunma

Her şey kusursuz bir şeklin insan eliyle kusurlu bir hale getirilmesinden sonra başlamıştı. “Kendi dünyamda …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');